14 05 2012

Aslında sütlü olan kremalı tavuklu mantar çorbası

Sevgili günlük, bugün yine aylardan Mayıs, günlerden Pazartesi. Bugün yine bir mutfak günlüğü ile beraberiz.

Bildiğin gibi zaman zamanlar bazı bazı mutfak işlerine girişiyor ve değme aşçılara taş çıkartacak nitelikte übermuhteşemyüzyıl yemekler yapıyordum. Bugün de onlardan biriydi. Sevgili annem, eve gelip fazla mesaimi evden yapmaya başlamışken bana mutfaktan doğru seslendi. "Evlaadım, gel gel de öğren bakiym, sen de iş yapıyorsun şimdi ama ama neyse..." gibisinden hafiften veryansın edervari bir serzenişte bulundu. Ben de tabi hayırlı bir evlat ve üstün bir insan olmanın vermiş olduğu hassasiyetle hemen işimi gücümü bırakıp mutfağa doğru uçarak uçtum.

Bugün ki süpersipesyalimiz: Kremalı Tavıklı Mantar Çorbası. [Baştan uyarayım sonradan "eeaa ne oldu ööeeaa, hani bunun kreması" demeyin, çünkü kremalı dememize rağmen bunu sütlen yapıyoruz. Ama Sütlü Tavıklı Mantar Çorbası demenin biraz garip olacağını düşünerekten kremalı diyoruz.]

Öncelikle efenim, pazardan hassasiyetle seçtiğimiz kültür mantarlarımızı alıyoruz. Arkadaşlar! Durun! Mantar alırken en önemli husus "kültür"dür. Hemen aldığımız mantarları ufak bir genel kültür testinden geçiriyoruz. [Mesela burada mantarlara sorulacak bazı sorular şunlardır: Sordum sarı mantara annen baban var mıdır? Sevgili mantar acaba istanbul'un başkenti neresidir? Sevgili mantar sence Luk Sıkayvolkır kimdir? Sevgili mantar dünyanın ekseni kaç derece kayıktır?... gibi gibi] Kültürlü olduklarına kanaat getirdikten sonra alıp koşarak eve koşuyoruz.

Yapacağımız ilk iş hemen mantarları doğramak. Ahaaa!!!! Ne oldu, o kadar gittiniz pazar mazar dolaştınız hiç elleri melleri yıkamayın, öyle laaapp diye işe girişin, oldu. Önce ellerimizi yıkıyor ve dezenfektasyon sürecine giriyoruz.

Mantarları kuşbaşından biraz küçük, keklik başından biraz büyük, koç başından da bayağı küçük bir büyüklükte kıtır kıtır kesip parçalıyoruz. Bu mantarları alıp küçük bir kapta tereyağı ile kavuruyoruz. Kavururken üzerine bir tutam şeker ve beyaz kalmaları için de biraz limon suyu döküyoruz. Ve her zaman olduğu gibi karıştırıyoruz. Daha önce de söylediğimiz gibi sadece karıştırarak bile yemek yapabiliriz. Kıkıkı :]

Belirli bir süre karıştırdıktan sonra, bu karışımın üzerine, bir kenarda yine karıştırarak hazırladığımız unlu ılık su karışımını karıştırıyoruz. Gördüğünüz gibi karışım ve karıştırmak çok önemli. Çünkü iyi karıştıramazsak un topaklanabilir ve topaklanırsa gerçekten çok üzülürüz. Sonracığıma efendim, bu karışımı daha derin bir tencereye alıp, karıştırmaya devam ediyor ve bir yandan da üzerine ılık su ilave etmeye devam ediyoruz. Son olarak da süt ilave edip, dakikalarca karıştırmaya devam ediyoruz. Aaa tuz unuttuk! Biraz da bir iki tutamdan daha fazla üç beş tutam kadar hatta biraz daha çok belki de kim bilir, tuz ilave ediyoruz. Tabi bu ilaveler karıştırma sürecimizi asla sekteye uğratmıyor. Sürekli karıştırıyoruz, manyaklar gibi karıştırıyoruz, saat yönünün tersine karıştırıyoruz, 8 çizerek karıştırıyoruz, bıkıp usanıncaya kadar karıştırıyoruz. Karıştırmaktan usanınca da aa bakıyoruz ki çorba tamam.

Evet sevgili günlük, bir "Monera Muhteşem Mutfaklarda" serisinin daha sonuna geldik. Uuuuüüüüh, amma da yoruldum hee yazarken. Bu arada sanki bu serinin adı da bu değildi. :] Hahehıhihohöhuhüüü :]

Nort: Ahihuhu okuyunca farkettim, olm başlıkta yazmışım tavıklı diye, nerede bu çorbanın tavuğu diyen yok. Onu da karıştırırken eklersiniz artık, benden bu kadar. :]

04 04 2012

Never say no to Panda!

Zuhahahahahahahobeşimatsu!

Olm Panda'ya hayır denir mi hiç?
Hahihıhihohöhuhüü, çok fazla güldüm valla başıma bi'şey gelmesee bağri. [bağri mi, ıııy ne dediii...]

İzleyiniz efenim, peynir reklamında son nokta. :]

28 03 2012

Fizy'ksel çıkarım Vol:34

Sevgili günlük, sana uzun zamandır eklemediğim bir "fizy'ksel çıkarım" eklemeye karar veriyor ve sevgili büyük yeğenime çok sevgilerimi gönderiyorum. Çünkü bu şarkıyı onun sayesinde buldum.

"Day dayı dayı dayı bana yarın şarkı lazım" diyerekten başımın etini yemeseydi, akşam akşam beni saatlerce oradan buradan şarkı bulmaya itmeseydi [bu arada sevgili günlük şimdi ben kendi mp3'ünü kendin yap projesini destekliyorum acaba bi'şey olur mu?] ben bu şarkıyı bulamaz, bulamayınca da dinleyemez olurdum.

Michel Telo isimli genç arkadaşımız, şu şarkıyı söylüyor. Kendisine aferim diyoruz.
[Link] (sağtıkyenisekme)

25 03 2012

Olmadı Disney, olmadı!

Sevgili günlük, kendimi çok pek bi' kandırılmış hissediyorum. Ühüüüvv. Bak anlatayım da gör de dinle, pardon bak da dinle, pardon bak da gör.

Şimdi bak yazının sonuna bir fotoğraf ekleyeceğim, bir de link koyacağım, detayları oradan incelersin istersen.

Konumuz şu. "Kimba - The White Lion"

Sanki tanıdık mı geldi? Sanki bi'şey hatırlattı. Mesela Simba. Aa eveeet; "Simba - The Lion King"

Şimdi sevgili günlük, Hollywood'daki ahbaplarımızla derinlemesine yaptığım araştırmalar sonrasında, Walt Disney'in "The Lion King" filminin, teeeaaaa 1965'lerdeki Osamu Tezuka'nın "Kimba The White Lion" filminden esinlenerek -hatta belki kopya çekilerek- yapılığını öğrendim. Beynimden vurulmuşa, alnıma tokat yemişe, kulağıma sinek kaçmışa döndüm bir anda. Sonra bir kaç telefon görüşmesi yaptım;

Mesela Missouri'den çok yakın bir komşumuzun teyzesinin ebesi olan ve Kimba'yı seslendiren Billie Lou Watt'ı aradım, ama 2001'de vefat etmiş ulaşamadım, üzüldüm bak şimdi. Ama o demişti mesela çoook eskilerden, "olm" demişti, "hiç şüphem yok, kesinkes bu Disney Kimba'dan araklamış bu Simba'yı." demişti. Ama ben emin olmak için bir de Ohio'dan eski bir ahbabımızın akrabasının teyzesinin eniştesi olan Fred Ladd'ı arayayım dedim. Çünkü o, bu Kimba'nın egzekütiv prodüsır'lığını yapmıştı. 

Kendisiyle olan telefon görüşmemizin çevirisini şöyle özetliyorum; 
- Aloo, Fred Amca!
- Alo?
- Fred Amca, ben Ohio'dan senin hanımın kardeşinin yeğeninin bir akrabasının Tükiye'den ahbabıyım.
- Kiim?
- Ahbap ahbaap!
- Hey yo! Ahbap, kapıyı çalan sen miydin demin?
- Fred amca, ne kapısı, alooo!
- Hey yo yo, baksana buraya, Fred geldi yanına, hakkınızı arayıp sormaya, geride kalanları uyarmayaa, yo yo yoo...
- Haydaa, Fred amca, sen bu Kimba'yı hatırlıyor musun?
- Kiim?
- Kimba Kimba!
- Kimbasincır mı?
- Değil yahu, Kimba Kimba, Kimba The White Lion.
- Kim bana white diyo evladıım? O'Riley sen misinnn?
- Öeef! Heeee, benim benim! Ev sahibi kirayı göndersin dedi.
- Tamam bu hafta sonu yatırıyorum hesaba.
- Tamam görüşürüz.

gördüğünüz gibi kendisiyle tam iletişime geçemedim, ama internet kaynaklarından edindiğim bilgilere göre,  Fred Amcam The Lion King'i ilk gördüğünde şöyle haykırmış; "Sakın bana Simba'nın babasının bulutlarda belirdiğini söylemeyin! Ovvvv yoooooooooooooo!!!!"

Olmadı Disney, bu hiç hoş olmadı. Yıllarca insanları kandırdın. Filmden milyonları kazandın. Ama o küçük Japon şirketi ne oldu biliyor musun? Yok. Nereden bileceksin. Olmadı Disney!

Dipnotdediğindipteolur: Disney'li yetkililerden acilen detaylı açıklamalı bir mail ve kırılan kalbimin tazminatı olarak beyaz bir aslan istiyorum. :]


6

Sevgili aşkım, aşıkım.

Hey dedik!

Hey, sevgili dünya, gülmeye başla, sonsuz olsun kahkaha... [Bakınız: Örovizyon]

Lan olm saat birden 04:00 oldu. Çat diye bir anda 1 saat birden yaşlandık. Vay arkadaş. Öyle derlerdi de inanmazdım, bir yaşıma daha girdim falan derlerdi. "Olm" derdim "Öyle çay diye bir yaşına daha girilir mi?" Ama giriliyormuş demek ki, çünkü ben bizzat şahsen kendim az önce çat diye 04:00'e girdim. Bir baktım saate 02:59'du, bir an bir baktım, ohaşimatingen! 04:00 olmuş. Hoop bir anda bir saat. Kıhırımıhırı. :]

Bu arada şu diskokralı'na bakıyorum da, geçmiş yıllarda ne kadar acayip şarkılarla örovizyona katılmışız. [Tabi ki biliyorum örovizyon diye yazılmadığını, Erövizyon.]

Hey dedik! Alo dünya! Gülmeye başla.

Zan Cogh Yıldızlı Gece


:] 6

Yıldızlar benim için farklı yanıp sönüyorlar artık sevgili günlük. Ama dur, yıldızlar yanıp sönmezler unutmayalım. Çekirdeklerindeki füzyon tepkimeleri nedeniyle açığa çıkan enerjinin yıldızın içinden geçtikten sonra dış uzaya ışımasıdır gördüklerimiz. Işımak.

Ve yeryüzünden cıbıldak gözle görülebilen altıbin (rakamla 6.000) adet yıldız olduğu varsayılmaktadır. Ama bence tam altıbin değildir. Altıbine yakındır. Bu yakınlık üstten de olabilir alttan da olabilir. Yani beşbindokuzyüzbilmemkaçküsur da olabilir, altıbinbilmemkaçküsur da olabilir. Olabilir de olabilir.

Neyse ne diyorduk; artık yıldızlar benim için farklı ışıyorlar. :]

14 02 2012

Nedir bu rüyaların yapıldığı madde?


Az önce William Shakespeare'den öğrendiğim kadarıyla, "Rüyaların yapıldığı maddeden yapılmaymışız biz." [1]

Daha ne kadar çok öğrenecek şeyimiz var ve ne kadar çok yaşayacak...
Benim rüyalarımın yapıldığı madde sensin...
Sevgililer günün kutlu olsun sevgili aşkım. :]

[1]: Link

09 02 2012

bir berber bir klavyeye neler demiş...

Sevgili günlük, n'aber?

Ben yeni klayve aldım, pardon klavyew aldım, pardon klavyte aldım, olmadı, klayve aldım, hayır klavye aldıum. Evet klavye aldım, onu deniyorum.

Gördüğün gibi henüz alışamadım.

Saygılarımı sunuyorum.

Deneme deneme, ses, ses, 1 2 1 2 , çekoslovakyalılaştıramadıklasrımızdan mısınız? çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız*, çekoslovaklyalılaştıramadıklarımızdan mısınız? çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız? çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız? çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?

üç tas has kayısı hoşafı, bir berber bir berbere gel beraber bir berber dükkanı açalım demiş, berberistanda demiş ama, ki öyle bir yer yok aslında, berberistan diye bir yer yok yani, en azından ben duymadım, belki de vardır. Baktık, varmış. [1]

bir kartal bir kartala bre kartal dal sarkar kartal kalkar kalk kartal kalkar karkar kartal kartal kar kartar, dal sarkar kartar kartar, kartar partar kar tarkar, al bu takatukaları takatukacıya takatukalatmadan kartar kartal dal kartar.

Evet henüz daha alışamadım klavyeye. :]

[1]: Berberiler, bugünkü Mısır, Libya, Tunus, Cezayir ve Fas'ı içine alan Kuzey Afrika'nın bilinen en eski yerli halkıdır. (Bakınız: link)

02 02 2012

adamlara gel!! :]

Ahahaehehehihihihuhuhu, hatta asdfghjjkl, hatta ve hatta hairhuaa :]]

Lan olm evgili günlük, pardon sevgili günlük, bu ana haber bülteninde çok komikli şeyler vardı bugün...

Yorgun argın işten gelmiş, iş üstümü başımı değiştirip üstüme ev üstümü başımı giymiş, televizyonun karşısına yayılmıştım. Televizyondaki o hengameli koşuşturma ve insan bağırışları arasında beni kahkahalara gark eden diyaloglarla karşılaştım.

Şimdi efenim, meclis olayları falan aslında, bir tüzük mü ne varmış, onla ilgili grup başkan vekilleri falan böyle hararetli hararetli ellerini kaldıra kaldıra, parmaklarını havalara kaldıra kaldıra medeni bir şekilde tartışıyorlardı. "Amaan" dedim "ne kadar sıkıcı", ne kadar medeni tartışıyorlar, şöyle bir kavga mavga çıksa da izlesek" falan dedim, ama çıkmadı.

O arada meclis başkanı, bir gruba doğru seslendi, arkasında ayaklanan milletvekillerini kastederek, "Efenim adamlarınıza söyleyin de otursunlar, medeni medeni konuşuyoruz burada, lütfen medeniyeti bozmayalım" gibisinden bi'şeyler dedi.

Abaooow!!! şimdi bu böyle "adamlar" falan dedi ya, sen misin öyle diyen, bi celallendi herkes.

Başkan başladı bağırmaya; "Efenim onlar adam değil!! Onlara adam diyemezsiniz. Milletvekili onlar" diye, o arada kendisine "adam" denen kişilerden birisi de başladı veryansına; "Siz bana adam diyemezsiniz, adam değilim ben milletvekiliyim" dedi. :]] [kıhkıhkıh, len amma güldüm.]

Sonra meclis başkanı da tabi medeni bir şekilde hemen özür diledi, "Size adamlar diye hitap ederken başka bir kastım yoktu" falan dedi. Oh her şey tatlıya bağlandı.

Şu siyasetten zerre kadar hazetmeyen biri olarak çok içerledim kendime, bu kadar eğlenceli olduğunu bilsem valla izlerdim sürekli takip ederdim. :]] [Kıkıkıkı]