29.08.2008

matır

Sevgili günlük, sana bu satırları, tropikal rüzgarların yüzümü yaladığı, okyanus kenarındaki palmiyelere kurulmuş hamağımdan, dalgaların rahatlatan sesleri ve hafif hafif çalan bir yaz melodisi eşliğinde, mango, avokado ve hindistancevizi kokteylimi yudumlarken yazmak isterdim. Ama olmuyor olamıyor. Nayır, nolamaz, nolabilemez. Yazmıyorum satır matır.

25.08.2008

Houston! We have a problem.

Birine güvenmek çok önemlidir.
Şu hani gözü kapalı güvenmek meselesi.
Neden olduğunu çok kısa bir cümleyle anlatalım.

"Çünkü sarıldığında yüzünü göremezsin."

Ve aslında bu çok korkutucudur.

23.08.2008

sinapistrum

Der iz samting dikilıs.



























van dey yu vil kıray.

end ay vont du eniting.

end ay vil bi loking tu yu wit sımayl on may feys.

bikauz ay heyt yu.

Bu çok saçma yahu :)

Kendi koyduğumuz şeylerin esiri oluyoruz. Şurada 1 saattir 2 online görüyorum diye, sürekli girip girip, acaba hâlâ burada mı, acaba ne yapıyor, acaba neyi okuyor diye meraklanıp duruyorum. Bu gerçekten çok saçma. Takıntılı bir insan olmak çok kötü. :)

Ki daha büyük takıntı, lostvari bir durum, ben yaklaşık 2 aydır burada 2 online görmedim. Tek başıma yazıyordum herşeyi, blogcuya geri dönüş kararı aldığım günün ertesi günü burada 2. kişiyi görmek bana ilginç geldi. What is matrix ulan falan oldum :)

Dediğim gibi psikolojik bir hadise bu, hani şu kendi düşüncelerinin esiri olma durumu. Ne yalan söyleyeyim, blogcu'da psikolojik olarak daha rahat hissediyorum kendimi yazarken brother. Belki çok anlamsız ama neden bilemiyorum. Buraya da bir türlü ısınamamıştım, zorunlu şekilde buraya gelmem nedeniyle de olabilir, öyle zorunlulukları sevmem ben pek. Zorunda olmalıklar hoşuma gitmez. Ama yine ne yalan söyleyeyim burası da hoş, kullanım açısından, öellikler açısından falan, o yüzden her iki tarafı da açık tutuyorum, isteyen, istediği yerden, istediği gibi, istediği kadar, istediği, istek, ist, is, i.

haydi iyi cumartesiler.

21.08.2008

bullet in



























Tavsiye:
"Şu küçük üçgene basmadan önce etrafta kimse olmadığından ve sesin çok yüksek olmadığından emin olunuz."


gerçek

yalanzayıflıktır

19.08.2008

Gereksiz Günlük Güncesi

Evet, gündemden birkaç haber, öüüğle arasında.
.
Roma'da, restoran ışıklarını görüp şaşıran yavru deniz kaplumbağaları deniz yerine toplu halde restorana gitmişler, ahaha, olaya bak. masaların altına toplanıp beklemeye başlamışlar. ilginç yahu? bir okadar da garip. :)
.
Arkamdaki masalarda şu anda bir lost muhabbeti dönüyo, anlatmayın len daha izlemedim ben. ceykıb da kim? Lan claire jack’in kardeşi mi çıkıo sonra, benjamin kim, susun leeeeen.
.
Kompakt Florasan Lambalar (fiyatları 2.5 lira) kullanmak %80 enerji tasarrufu sağlıyormuş.
.
İstanbul'daki barajların doluluk oranı %23.14 müş.
.
Geçen gün 10. kata çıkmak için asansöre bindim, bir arkadaş daha vardı 10.katta inecek olan. Ben de nasılsa o basmıştır diye basmadım. 1 2 3 4 5 6 7 8 9, derken o arkadaş 9 da indi. “Ahaha yanlış indi” dedim kendi kendime. Sonra asansörün 10. kata çıkmadan 8 7 6 5 4 3 2 1 diyerek zemine inmesi harbiden çok koydu. :)
.
Böyle işte günü yarıladık sayılır.

Haydi iyi günler :)

18.08.2008

dial

- Evlat, insanlar senin hakkında bir şeyleri hatırlamakta zorlanıyorlarsa, seni o kadar da ciddiye almıyorlar demektir bu.
- Evrensel midir bu ihtiyar?
- Beynelmilel.
- Diyorsun?
- Garanti.

kuş s*ç b*k

Hayatta insanın umudu da bazen, aynı karanlık kaldırımda yürürken arkadan gelip geçen araçların ışıklarının uzattığı gölgeler gibi uzar uzar uzar ve bir anda yok olur. Sonra beklersin ki başka bir araç geçsin, ki aydınlatsın ışıkları, ki gölgeni uzatsın yanında uzayan duvarların üzerine.
.
Ama hayatta umut ettiklerinden çok daha önemli şeyler vardır günlük.
.
Mesela sahip oldukların.
.
Çünkü emin ol, şu anda senin sahip olduklarına sahip olmak isteyecek milyonlarca insan var. Peki o zaman bu hırsın neden? Cevap vereyim, hırsın beklentilerinden kaynaklanıyor bence. Çünkü şimdiye kadar kimseden bir şey ummadan yaşadın sen. Herşey, herkes kendisi geldi, ve kendisi gitti. Hiçbir şeyi gerçekten kaybetmedin, çünkü kaybettiğin hiçbir şey için aslında o kadar da çabalamamıştın. Çabaladıklarını da zaten kaybetmemiştin. Hedeflerine sürekli ulaşmanın dayanılmaz sancılarını çektin hep. Belki de başarısızlıktan korkuyorsundur ne dersin? Ne istiyorsun ki şu sana tüm istediklerini vermeyecek hayattan? Nereye kadar isteyeceksin? Herşey bittiğinde elinde olan hiçbir şey seni aslında o kadar da mutlu etmeyecek, çünkü istediklerin onlar değil.
.
Bu gece bunu yaparken, kulaklığımda sürekli tekrarlayan şarkıydı bu, "Nothing Left".


























şiddetle dinlenesi...
.
Geçen gün sokakta bir babalık küçük oğluna aynen şunu dedi;
"Kuşlar s*çmış buraya b*k içinde her yer basma."
.
Ondan sonra çocuk, "Hayat ne kadar b*ktan, s*çayım böyle hayata" deyince, bir heyecanlanmalar, ay çocuk nereden öğreniyo hayatım bu lafları, kesin okuldaki arkadaşlarından duyuyodur, sokaklarda çocuklardan duyuyodur, ana babalar salıyo çocuklarını sokağa bakmıo, tabi ya, yoksa konuşmaz bizim çocuumuz öyle şeyler, ondan kesin.
.
Haha, gözümün önüne bir imge geldi de, neyse, imge de kim şimdi ayrıca? Şimdi ola ki bunu okuyan 13 yaş altı gençler olabilir, o yüzden self-sansür uyguladım kendime. Bir de sosyal sorunlu blog sahibi olaraktan bir zırva; "Sevgili analar babalar, salak salak konuşup da çocuklarınıza dingil gibi örnek olmayın. Sana mı soracaz lan nasıl örnek olacağımızı? İyi, olun o zaman. Ha şöyle yola gel. Oo pek yola geldim şimdi.
.
Neyse, şarkı süper, benim de yatmam lazım. Hele 02:43'ten sonra bir kopuyor ki, off acayip yani. Neyse, haydi iyi geceler.

17.08.2008

Şartsız Refleks

.
Bir epilatör reklamı var markasını vermeyelim şu brain'e benzeyen. Şöyle sloganlar atıyorlar reklam içinde, "Aşk hissetmektir, aşk uyumdur, aşk pürüzsüzdür, aşk şudur, aşk budur..." falan.
.
Epilatör reklamıyla aşkın ne alakası var?
.
Neyse şu saçma salak aşk yazılarından birisini yazmayacağım zaten. Gerçi ne yazacağım hakkında da hiç bir fikrim yok. Öyle boş bir yazı olacak diye düşünüyorum, biraz Lost'tan bahsedebilirim önce, sonra ne yaparım bilmiyorum. Genel olarak hava bu yani, isterseniz sağ üst X tık ve korsana hayır.
.


.
3 5 10 gündür Lost izliyorum manyaklar gibi. Yahu arkadaşlar arasında bir fenomen olarak yayıldığı vakitlerde, yine benim anti-popüler tavrım galip gelmiş ve tüm imkanlara (tüm sezonları tüm bölümleri indiren aradaşlar) rağmen, ben tamamen bir lost antipatizanı olarak milleti uyuz etmiştim, izlememiştim. :) Heh, neyse.
.
Simdi deliler gibi Lost izliyorum evde, hayattan kopup farklı bir düzleme oturtmuş gibiyim düşüncelerimi. Öyle ki, sabah yolda yürürken yaşadığım hayatı sorgulamaya başladım, ki ilk düşündüğüm, bundan çok daha farklı yaşasam tanıdığım hiçkimse olmasa, herkes bir anda yok olsa, gibi bir psikoza girdim. Aynı psikoza, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat geldiği gün, hergün trafiği insanı çıldırtan Büyükdere Caddesi'ni ve E-5'i bomboş görünce de girmiştim. Metal yığınları halinde araçların aktığı bir nehir kıvamındaki bu caddeyi uçsuz bucaksız bomboş görmek, cidden ürkütmüştü beni. Çıkıp boş caddede bir yarım saat kadar dolaştım. Hayat bitmiş gibiydi, sanki doğaüstü bir olay tüm araçları bir anda ortadan kaldırmıştı. Hiç bu kadar sessiz olduğunu hatırlamadığım (gece bile) caddede şimdi ayak seslerim yankılanıyordu. Çok garipti. Çok güzeldi. Sürekli yaşanabilecek bir durum değildi, hafiften extra-ordinary'di yani. Yalnızlık kavramına biraz daha yaklaşıyor insan böyle hallerde.
.
Gerçekten çok güzel bir dizi Lost. Çok ince düşünülmüş. Yapım ekibini buradan kutlar gözlerinden öperim. :)
.



























.
Şimdi iki tane şarkı var bu yazıda, birbirinden tamamen farklı iki tür.
.
İlki "12 Stones"tan geliyor, "In My Head" diyor,
İkincisi, "Sonic Syndicate"ten geliyor, şimdiye kadar duyduğum en güzel şarkı başlığı, "Prelude to Extinction"diyor.
.
Hoşça kalınız.
.

16.08.2008

refleksten

.
- Söyleyeceğin hiç bir şey beni durduramaz SüngerBop.
- Shomentopolistrofotomonbik.
- O evet bu biraz yavaşlattı.
.
(SüngerBop izledim. Haha, sabah sabah hiç gülesim yokken küt diye güldüm yahu, saol sünger.)

14.08.2008

cold

Soğuk su insanı güldürür.
Gariptir.

12.08.2008

kinerfoziş

- Şizofrenik misin sen?
- Kendi kendine konuşana şizofrenik denmez ki.
- İki kişiyiz biz zaten
- Ouu fena o zaman.
- Bayağı kafan karışmış benim.
- Senin mi benim mi?
- Di mi?
- Diç.

çay molası ajansı


Çay molası haberleri.

Yaptığım hesaplara göre İstanbul’da, şu ana kadar kullandığımız şekilde su kullanmaya devam edersek yaklaşık 123 günlük suyumuz kaldı. :) gülme. :)

İzmir’de sahte beyin cerrahı yakalanmış, Hem de hastanın röntgenini ters tutunca :) Hahaha oha ya :) düz tutsa, direkt operasyona başlayacak yani. Böyle mi ayırıyorlar sahte doktorları gerçeklerinden, röntgeni düz tuttuğun sürece sorun yok :)

Koşmanın yaşlanmayı geciktirdiği anlaşılmış. Düzenli koşan insanların kalp ve diğer fiziki sıkıntılarının azaldığı ve daha mutlu oldukları ortaya çıkmış. Haftada ortalama 4 saat koşuyu normal olarak niteliyor doktorlar.

Kaliforniya’lı bilim adamları, nanoteknolojiyle, üç boyutlu cisimler etrafındaki ışığı bükerek, bunları görünmez kılan bir malzeme ürettiklerini söylemişler. Görünmez adam o kadar da hayal değil yani artık öyle mi?

Agyness Deyn 2008'in en şık kadını seçilmiş.

Bahçeşehir Üniversitesi, 2008-2009 öğretim yılı için yöneticilere yönelik hazırladığı yeni bir yüksek lisans programı ile öğrencilerine görgü (adab-ı muaşeret) kurallarını da öğretmeyi amaçlıyormuş. Sınavı nasıl yapacaklar peki, hop hişt ağzını şapırdattın otur sıfır. Hey gözlüklü, o bıçak öyle mi tutulur? falan gibi mi?

Tüm zamanların en korkunç filmi "the exorcist" seçilmiş. O kadar da korkunç değildi yahu? Gerçi ben izlemedim galiba :) Aaa bak "Ring" (Halka) 5. olmuş. eh.

Haftada 8 den fazla yumurta yemek kolesterol nedeniyle erkek ömrünü kısaltıyormuş, abow. Ooo bi haber daha, denizden çıkıp şapır şapır suları damlaya damlaya plajlarda gezinen plaj danaları için geliyor, ıslak mayo ile uzun zaman oturmak prostat yapıyormuş :) hahaha. Dana mı dedim ben, aa pardon. :)

Kayseri-Ankara yolunun 37. kilometresinde üst yapı ve onarım çalışmaları nedeniyle ulaşım tek şeritten sağlanıyormuş. :)

Eveet, mola da bitti, yazı da bitti, mesaimiz de bitiyor, şurada kaldı sadece 4500 saniyemiz. :)

10.08.2008

sick of same stories




























9.08.2008

i beg for nothing

Bir cumartesi sabahı dinlenebilecek en muhteşem şarkılardan birini dün gece keşfetmiş bulunuyorum günlük.

Şöyle erken sayılabilecek bir saatte, yeni demlenmiş çayından bir yudum alıp, açık pencereden giren rüzgar eşliğinde sokağa ve arkasındaki apartmanlara ve üzerlerindeki mavi gökyüzüne bakarkan aç bunu dinle.

I trade everything for this...




























"Trapt-These Walls"

8.08.2008

Javallı Java Apdeyti


Yahu sevgili günlük, şu zırt pırt gelen java update'lerinden de gına gelmeye başladı. Nedir yahu bu, bir de opınofis diye bir zamazingo install dosyası attırdı. Ben de kızdım, bilgisayardaki tüm javaları kaldırdım. Sen javalı mıydın ya? Umarım sana ulaşmakta zorlanmam. :) Hah. Zorlanırsam da ulaşmam.

Neyse. Sonuç odaklı olalım. Sonuçta eve geldim ve beni merdivenlerde saykotik kara kedim "Untitled" karşıladı. Şöyle bir kafasını sevdim, annem bana kapıyı açmıştı, yok babam açmıştı galiba, annem de arkasındaydı, neyse detaya girmeye gerek yok. Sevdim falan kafasını biraz, oradan boynuna doğru sıkmaya başladım böyle mıncıkladım biraz, kedilerin boynundan ön kol kısmına doğru mıncıklarsanız derisini çok hoşlarına gider sayın okuyucu, haliyle onun da gitti, sevdim sevdim, sonra biraz daha sevdim, "Eeeh yeter lan akşama kadar seni mi sevecem?" deyip, ayağımla eve doğru yönlenmiş kediyi merdivenlere doğru yönelttim. Arkamı döndüm tam eve gireceğim, o da arkadan topuklarıma topuklarıma pençelerini çıkarmadan bir dalaştı, belki de çıkarttı, ama farketmedim. Sağlı sollu iki üç kroşe darbesi salladı, baldıra doğru yönleniyordu ki ben zaten kapıyı çoktan yüzüne kapatmıştım.

Böyle işte, vahşi severiz biz kedileri. :)

Saykotik kedime saykosick bir şarkı armağan ediyorum, isteyenler dinleyebilir.



























7.08.2008

Balık olsan hiç çekilmezsin


Yahu bugün durup dururken aklıma şu balık hafizası olayı geldi yine.

Şimdi bu balıkgillerin hafızasının 6 7 saniye falan olduğunu söyleyen bilim adamları var ya, gerçi biz evdeki akvaryum ve içindeki chiclid'lerimizle yaptığımız deneyler süresince, balıkların da hafıza ya da belki şartlı refleks yeteneklerinin olduğunu farketmiştik, neyse, 6 7 saniye hafızalı olmanın nasıl bir şey olduğunu tahayyül ettim biraz, böle kendi kendimle fikir teatisinde bulundum.

Yahu tam bir boşluk aslında, düşünsene her şeyi yeniden keşfediyorsun ve 6 saniyede bir unutuyorsun. Sonra tekrar keşfediyosun, sadece 6 saniye sonra tekrar unutuyorsun. (Ki bence bunların hafızaları olmasa da bi şekile bi kayıt mekanizmaları var, yem atılacağı zaman balıkların hep aynı yere toplanmasının bir nedeni olmalı, ne kadar şiirsel :) )

Neyse, onu geçelim şimdilik.

Hafızanın sıfırlandığı, 5.9uncu saniyeye gidelim mesela.

Bzbıt...

Hı ne noluyo burası neresi ben neyim?
Hımm suda yaşayan solungaçlı bir oganizmayım sanırım.
Su ne demek? Organizma da ne? Solungaç falan? Neler biliyorum ben böyle?
Bide ağzımı neden açıp kapatıyorum sürekli?
Su ağzımdan giriyor, solungaçlardan çıkıyor, lan, karnım aç galiba benim.
Ne yiyorum ben?

Bzbıt...

Olmaz yahu hafızanın 6 saniyelik olması. Düz mantığa aykırı bir kere. Yakın hafızası 6 saniye olabilir ama balıkların ona bir şey diyemem, yakın geçmişi sürekli unutuyor olabilirler, ama muhakkak genel bi kayıt mekanizmaları olmalı, yoksa hayatları kendilerini sorgulamakla geçer yahu yavrucakların.

Neyim ben, neyim ben, neyim ben, OoOoOOOoO, ay iki kere açtım ağzımı. İki ne? Ne? OoOoOoO Neyim ben, neyim ben, neyim ben, OoOoOoOo, ay ağzım kapalı kaldı, hafızam da giderse nasıl açacağımı hatırlayamazsam naparım, peki hafızamın gidip geldiğini nereden biliyorum? Hafıza ne ya? ben neyim, ben neyim, ben neyim, OoOoOoOoOoooooo, aha kapalı kaldı.
.
:) :) ahahahayt
.
İşte bu yüzden şu kayıp balık nemo'daki mavi hatun balık'ı çok tutmuştum ben, resmen böyleydi :)

Trapt

Bitkisel hayattayım,
sadece hava kararınca oksijen alabiliyorum.

6.08.2008

Dış uzayda bir zaman sıçraması oldu


Hayatta herkesin harcanabileceğini düşünen insanlar vardır. Tabi ki bunlar çok kötü kişiler değildir, aslında çoğuyla beraber bile yaşarız. Öyle özel fanuslarda zapturapt altında değillerdir bu insanlar. Hergün selam veririz, merhaba falan deriz, muhabbet ederiz, kimisini pek sevmeyiz, öyle idareten konuşuruz, kimisine aşık oluruz, kimisi uzundur, kimisi kısadır, kimisi zengindir, kimisi fakir ama gururludur, kimisi havalardadır, kimisi çok narindir falandır filandır, sizi harcamıyorlarsa şunu söyleyebilirim ki henüz sizden daha üst birisiyle tanışmamışlardır. Herkes, herkesi, üstün gördüğü kişiler önünde harcamaya meyillidir. Çünkü bu prim yapar. Kendisi yücelirken sizi ezer, üzerinize basarak yükselir ve ulaşmak istediği kişinin seviyesine ulaşmanın verdiği hazzı duyar. Bu yanlış da değildir, çünkü sen de böyle yaparsın. Arkadaşlarını düşün mesela, aralarında öne çıkmak için hiç herhangi birisiyle dalga geçmedin mi? Utanma, yaptın. Herkes yapar, hata sende değil. Ama işte, her an sen de, herhangi biri olabilirsin, bunu bildikten sonra sorun yok.

Hadi iyi geceler.





5.08.2008

dishonor

Gecenin kaçı olmuş, ve ben milyon keredir aynı şarkıyı döndürüp döndürüp dinliyorum...
Delirmiş gibiyim.





























Hassas bünyelere iyi gelmeyecek bir şarkıdır,
Uyarmadı demeyin.
Çocuklarınıza dinletmeyin.

günler geçiyor be günlük. hayat nasıl da hızla akıp gidiyor. söylerlerdi de insanın inanası gelmezdi şu yaşça büyük olanlara, nasıl geçmiş onca yıl derlerdi falan. Ulan derdim nasıl geçmiş, kaç yıl geçmiş, geçer mi lan o kadar yıl derdim kendi kendime. yaşlı insanlara lan denmez, ayıp.

Olm canım sıkkın. işler çok. kafayı yemiş gibi napıyorum lan ben gecenin bi vakti kulağımda kulaklık, sabahın kör karanlığında uyanıp işe gidecem. telefonum çalıyomuş yanımda annem salondan gelip telefonun çalıo diyo. kavram bütünlüğü olayını yitireli çok oldu benim, rastsal sayı gibiyim dış uzayda.

Ooaaaaaaaaaaaff! şarkıya bak.

3.08.2008

i don't need any other drug

Şu pazar günlerine,
Şöyle şarkılarla başlamak acayip.
Mesela böyle;
.




























It's in your head,
all the voices mistaken.

We're all dying in the end.

2.08.2008

no need to argue with me

- Bey koş bizim oğlan metalci olmuş!
- Nereye koşiym? Ayrıca neden koşuyorum?
- Oğlan koşuyo, koş yakala şunu.
- Yorulunca durur.





























(Dinlemek üzere olduğunuz şarkıyı beğenmeyebilirsiniz, tıklamadan önce bir kez daha düşünün, tamam mı canım? "Ouuu tıkladım artık" diyorsanız çok fazla bişey yapamıycam, başınızın çaresine bakın)