Sevgili günlük, şu anda o kadar yoğumun ki, az önce gittim kendime kuşburnu çayı koydum, evet nedir :) , sonra geldim işe gömüldüm, bir ara elim bardağa değdi ulan dedim bu bardak neden sıcak, evet 10 dakika önce koyduğum kuşburnunu unutmuştum, bu gerçekten beni çok endişelendirdi, alzaymırmır mı oluyorum yoksam dedim kendi kendime, hemen etrafıma baktım insanları tanıyor muyum diye, baktım tanıyorum tamam dedim o zaman sorun yok herhalde. Şu anda yaklaşık 6 saattir masamdan kalkmamacasına analiz yapıyorum, hatta öyle ki bunları da o analizin içine yazıyorum, umarım gönderirken burada unutmam. Kakarakikiri. Az önce gittim bir toplantı yaptım da ayaklarım açıldı, toplantı yapmaya muhtaç hale geldik mirim yürümek için, yakında da 240 kilo falan olurum ben otur otur. Neden 240 bilmiyorum. Bir yandan da telefonumla fotograflar çekiyorum algım kapanmasın embesilleşmeyeyim diye. Bu arada şunu açık ve net söyleyebilirim ki, samsung m3510’un gamarası samsung L700’e 1500basar. İkisi de 2 magapiksel ama m3510 çok çok çoğğğk daha iyi. Keşke onu mu alsaydım da demiyor değilim hani zaman zaman, ama çelik kasa bu da bir şık duruyor ki hemen alıp götürüyor o saçma fikri benden. Diyorum ki çalışmaya başlasam iyi olur, bu kadar ara yeter ki aslında ara da vermedim. gittim ben hadi görüşürük.
22.01.2009
18.01.2009
Göçerttim kendimi
Şimdi pazar pazar sabah sabah müthiş bir sorunsalla uyandım.
Şimdi mesela,
"castle" ı okurken "kesıl" diye okuyoruz da,
"nestle"yi okurken neden "nesıl" diye okumuyoruz?
Sorarım bunu?
Ulan boşa mı gitti bütün yediğim nesıllar?
:)
Şimdi mesela,
"castle" ı okurken "kesıl" diye okuyoruz da,
"nestle"yi okurken neden "nesıl" diye okumuyoruz?
Sorarım bunu?
Ulan boşa mı gitti bütün yediğim nesıllar?
:)
Segaların Sonik

Make believes rebooooorrrn.
Myths in mind re-thooouuught.
Questions all that's knooooown.
Legends blurred and toooooorn.
Çocukluğumdan kalan bir uktedir bu Sonic hadisesi de...
Segalı zamanlar. Her evde yok tabi, sağda solda arkadaşlarda görür, voha, oha, yuha falan olurduk o zamanlar.
Zamanında en sevdiğim oyun karakteriydi bu kirpi, ama tabi çoğu şeyde olduğu gibi başka aşklar girdi aramıza ayrıldık, ellerin oldu o, sahip olamamaktan kelli içimde bir takıntı oluşmuştu buna karşı. Acayiptir hâlâ baktım mı böyle içim gider şu beş parmaklı mavi kirpiye. Çocukluk travmaları böyle başlar işte günlük. Seviyorum ulaeeyn.
Myths in mind re-thooouuught.
Questions all that's knooooown.
Legends blurred and toooooorn.
Çocukluğumdan kalan bir uktedir bu Sonic hadisesi de...
Segalı zamanlar. Her evde yok tabi, sağda solda arkadaşlarda görür, voha, oha, yuha falan olurduk o zamanlar.
Zamanında en sevdiğim oyun karakteriydi bu kirpi, ama tabi çoğu şeyde olduğu gibi başka aşklar girdi aramıza ayrıldık, ellerin oldu o, sahip olamamaktan kelli içimde bir takıntı oluşmuştu buna karşı. Acayiptir hâlâ baktım mı böyle içim gider şu beş parmaklı mavi kirpiye. Çocukluk travmaları böyle başlar işte günlük. Seviyorum ulaeeyn.
Ve sonunda "Crush 40", tüm Sonic manyakları için söylüyor.
Seven rings in haaaaand, Arrowed hearts catch fire noooooooooooow
Memories that daaance
Fairy tales in traaaance
Know what to belieeeeve
Nothing is up to chaaaange
(Tavsiye: Olabildiğince yüksek sesle)
17.01.2009
Kafadan eleştirel post
Anam anam anam oyyy. Kollarım koptu kopacak günlük.
Zaten uyanırken de bir yamukluk olacağını anlamıştım bu gün.
Hahaha, valla ne acayip şey, resmen elim titriyor yazarken, hatta tuşlara basamıyorum desem yeridir yurdudur, hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklal.
Sabah sabah kahvaltıyı takiben gerçi önce komşumuzun kafasını yardığı haberinin verildiği telefon ile uyandırılmıştım, annemi kapıdan çıkarken gördüğümde ben de dedemle ananemin ve babamın oturduğu sofraya oturmak üzereydim.
Ya konu dağıldıkça dağıldı, geçen gün komşumuz pencerelerini değiştirip plastik pencereler alınca çıkan doğramaları da biz almıştık, çünkü evimizde soba var bizim ve soğuk kış gecelerini beklemiyoruz sobayı yakmak için direkt yakıyoruz öyle içimizden geldiği gibi. Sonra efendim gecenin bir vakti hızsızlar gibi gidip komşunun bahçesinden doğrama götürürken bir yandan da "ulan biri şimdi beni görse ne derim acaba" sorunsalıyla boğuşmaktaydım. Aslında ortada bir sorun yoktu, olayı heyecanlandırayım istedim sadece. Sonra efendim annemin bu pencereleri kesirdetmeye yeltenmesini duyduktan sonra artıkın duramazdım ve durmadım da. İndim bahçeye.
Ama yani uzun zamanlar sonra bu tip bir aktivasyon cidden beni sandığımdan daha çok zorlamıştı. Testereyi alıp, etrafımda dolaşan manyak tekir kediyi kovaladıktan sonra tonlarca doğramayı doğramaya giriştim.
Abowa hala kolum ağrıyor ya.
Kesirdettiğim doğramaları getirip sobanın yanına koyduğumda ananemin tepkisi ilginçti, "Aaa oğlum sen mi kestin bunları?" "e herhalde anane" "Aman dikkat et kafana gözüne vurma." "Ya anane kafamın üstünde kesmiyorum ki bunları, testereyle" "Olsun nacakla vururken falan zıplayıp kafana çarpmasın." "Olur :)"
Ananemin dün yemekteyiz programındaki şahıslara yaptığı yorum ise cidden olaylara farklı bir bakış açısı getirir nitelikteydi. :)
"Pisboğaz yahu bunlar." "Yiyip yiyip bir de konuşuyorlar." "Hort hort ötüyorlar ama maşallah tabaklarda bir şey kalmamış."
Ben anlıyorum neden böyle psiokolocikman deli olduğumu zaman zaman bazen. Tıp ilmi buna genetik diyor, biz de "var var bizim ailede bir şey" diyoruz.
Hahaha bir de dün akşam şu adanalı abimizin ev sahibesi kadın hakkındaki yorumu cidden ortamda yarılmalara neden oldu, salonda inildeyen kahkahalar için kendisine şükranı borç biliriz. Adanalı abinin ev sahibesi hakkındaki yorumunu aynen aktarıyorum.
"Şimdi Fatma Hanım kafadan eleştiriyi yiyince dağıldı tabi." ahahaha.
Şimdi gidiyorum günlük, sonra geleceğim. Düzgün dur, kafanı gözünü yarma, kafadan eleştirel bakarım sana ona göre.
Zaten uyanırken de bir yamukluk olacağını anlamıştım bu gün.
Hahaha, valla ne acayip şey, resmen elim titriyor yazarken, hatta tuşlara basamıyorum desem yeridir yurdudur, hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklal.
Sabah sabah kahvaltıyı takiben gerçi önce komşumuzun kafasını yardığı haberinin verildiği telefon ile uyandırılmıştım, annemi kapıdan çıkarken gördüğümde ben de dedemle ananemin ve babamın oturduğu sofraya oturmak üzereydim.
Ya konu dağıldıkça dağıldı, geçen gün komşumuz pencerelerini değiştirip plastik pencereler alınca çıkan doğramaları da biz almıştık, çünkü evimizde soba var bizim ve soğuk kış gecelerini beklemiyoruz sobayı yakmak için direkt yakıyoruz öyle içimizden geldiği gibi. Sonra efendim gecenin bir vakti hızsızlar gibi gidip komşunun bahçesinden doğrama götürürken bir yandan da "ulan biri şimdi beni görse ne derim acaba" sorunsalıyla boğuşmaktaydım. Aslında ortada bir sorun yoktu, olayı heyecanlandırayım istedim sadece. Sonra efendim annemin bu pencereleri kesirdetmeye yeltenmesini duyduktan sonra artıkın duramazdım ve durmadım da. İndim bahçeye.
Ama yani uzun zamanlar sonra bu tip bir aktivasyon cidden beni sandığımdan daha çok zorlamıştı. Testereyi alıp, etrafımda dolaşan manyak tekir kediyi kovaladıktan sonra tonlarca doğramayı doğramaya giriştim.
Abowa hala kolum ağrıyor ya.
Kesirdettiğim doğramaları getirip sobanın yanına koyduğumda ananemin tepkisi ilginçti, "Aaa oğlum sen mi kestin bunları?" "e herhalde anane" "Aman dikkat et kafana gözüne vurma." "Ya anane kafamın üstünde kesmiyorum ki bunları, testereyle" "Olsun nacakla vururken falan zıplayıp kafana çarpmasın." "Olur :)"
Ananemin dün yemekteyiz programındaki şahıslara yaptığı yorum ise cidden olaylara farklı bir bakış açısı getirir nitelikteydi. :)
"Pisboğaz yahu bunlar." "Yiyip yiyip bir de konuşuyorlar." "Hort hort ötüyorlar ama maşallah tabaklarda bir şey kalmamış."
Ben anlıyorum neden böyle psiokolocikman deli olduğumu zaman zaman bazen. Tıp ilmi buna genetik diyor, biz de "var var bizim ailede bir şey" diyoruz.
Hahaha bir de dün akşam şu adanalı abimizin ev sahibesi kadın hakkındaki yorumu cidden ortamda yarılmalara neden oldu, salonda inildeyen kahkahalar için kendisine şükranı borç biliriz. Adanalı abinin ev sahibesi hakkındaki yorumunu aynen aktarıyorum.
"Şimdi Fatma Hanım kafadan eleştiriyi yiyince dağıldı tabi." ahahaha.
Şimdi gidiyorum günlük, sonra geleceğim. Düzgün dur, kafanı gözünü yarma, kafadan eleştirel bakarım sana ona göre.
Lityum vertigosu
Çocuk sen hâlâ hayatın boktan yüzüyle karşılaşmadın. O yüzden böyle gülebiliyorsun her şeye. O yüzden hayallerin var. O yüzden inanıyorsun hâlâ bir şeylerin değişebileceğine. Seni üzmek istemem.
Ama istediğin hiçbir şeyin olmayacağı çöpten bir dünya burası. Uğraşmaların boş. Çıkmaya çalışman boş. Çıkamazsın. Ve istesen de istemesen de bu çöplüğün kokusu siner üzerine. Saflığın biter. Kimse sonuna kadar temiz kalamaz.
Taslağa gel taslağa, gel vatandaş taslağın hası burada. Taslaklara özgürlük gecemizin nadide bir dördüncü parçası. Tarihini hatırlamasam da büyük büyük ihtimalle kafayı yemekteyizken yazınsalladığım bir hönkürmeymiş bu. Voyt. Pek de hisliymişim hayata karşı, kimbilir ne olmuştur gene. S*ktir edelim. Ettik.
Ama istediğin hiçbir şeyin olmayacağı çöpten bir dünya burası. Uğraşmaların boş. Çıkmaya çalışman boş. Çıkamazsın. Ve istesen de istemesen de bu çöplüğün kokusu siner üzerine. Saflığın biter. Kimse sonuna kadar temiz kalamaz.
Taslağa gel taslağa, gel vatandaş taslağın hası burada. Taslaklara özgürlük gecemizin nadide bir dördüncü parçası. Tarihini hatırlamasam da büyük büyük ihtimalle kafayı yemekteyizken yazınsalladığım bir hönkürmeymiş bu. Voyt. Pek de hisliymişim hayata karşı, kimbilir ne olmuştur gene. S*ktir edelim. Ettik.
one day may day
Bir gün gelecek, bir gün kalacak.
Saniyelerin dakikaları, dakikaların saatleri, saatlerin günleri, günlerin ayları kovaladığı bir dönemde tanıştım bu sözle. Zamanın geçecek olması umuduydu belki, ya da o gün gelince yapılacakların planlarıydı dayanma nedeni. Ama sonra aslında durumun bundan çok daha karmaşık ve çok daha sarmaşık ve çok daha nevrotik ve çok daha permatik ve çok daha antipatik olduğunu, idrak ve itidal ve iktibas ve ishal, sonra da umut fakirin ekmeği kırıntılarıyla üst üste konulmaya başlanan legolandvâri bir yaşam. Şunu gözden kaçırdığımı yakalıyorum bazen, "Bir gün gelecek, ertesi gün olmayacak." ve yeterince beklersen o gördüğün gün aslında elindekilerden memnun olmadığın gün olacak. Yaptığın planların aslında zaman içinde çoktan değiştirilmiş olacak. Hani şu meşhur, yavaş yavaş kaynatılan kurbağanın jakuzi keyfindeki naaşı gibi. Kendini, asıl istediğinin şu an sahip oldukların konusunda ikna etmeye başlayacaksın.
Arada bir nefes almak lazım şu koşturmacada. Durmak lazım. En azından gittiğin yöne bakmak lazım. Ne istediğini bilmek lazım. Hayatın simultane yaşandığı varsayımından hareketle, kafayı toplamak lazım en azından. Âna bakmak lazım, baktı mı görmek lazım. Lazım da lazım. Amma çok şey lazım. Her b.ku da ben mi yapacağım ya? Böyle söylenmemişti ama. Aman da okullar falan bitirip büyük adam olacak, ee? Çektirdiğim fotokopileri geridönüşümcülere satsam milyoner olurdum be.
Şu 27 yaş sendromlarına mı girdim nedir?
Taslakımtaslaksıntaslak. Taslaklara özgürlük gecemizin üçüncü kaydı. Psikolojik çıkarsamalar yaptığım, büyük ihtimalle askerlik dönüşü yazılmış bir taslak. Çünkü o söz yaygın bir askerlik deyişidir. Gerçekten bir gün gelir bir gün kalır, ama ertesi günün diğer günlerden hiç bir farkı yoktur, böyle de b.ktan bir hayal kırıklığıdır içten içe insanı yiyen bitiren o gün.
Saniyelerin dakikaları, dakikaların saatleri, saatlerin günleri, günlerin ayları kovaladığı bir dönemde tanıştım bu sözle. Zamanın geçecek olması umuduydu belki, ya da o gün gelince yapılacakların planlarıydı dayanma nedeni. Ama sonra aslında durumun bundan çok daha karmaşık ve çok daha sarmaşık ve çok daha nevrotik ve çok daha permatik ve çok daha antipatik olduğunu, idrak ve itidal ve iktibas ve ishal, sonra da umut fakirin ekmeği kırıntılarıyla üst üste konulmaya başlanan legolandvâri bir yaşam. Şunu gözden kaçırdığımı yakalıyorum bazen, "Bir gün gelecek, ertesi gün olmayacak." ve yeterince beklersen o gördüğün gün aslında elindekilerden memnun olmadığın gün olacak. Yaptığın planların aslında zaman içinde çoktan değiştirilmiş olacak. Hani şu meşhur, yavaş yavaş kaynatılan kurbağanın jakuzi keyfindeki naaşı gibi. Kendini, asıl istediğinin şu an sahip oldukların konusunda ikna etmeye başlayacaksın.
Arada bir nefes almak lazım şu koşturmacada. Durmak lazım. En azından gittiğin yöne bakmak lazım. Ne istediğini bilmek lazım. Hayatın simultane yaşandığı varsayımından hareketle, kafayı toplamak lazım en azından. Âna bakmak lazım, baktı mı görmek lazım. Lazım da lazım. Amma çok şey lazım. Her b.ku da ben mi yapacağım ya? Böyle söylenmemişti ama. Aman da okullar falan bitirip büyük adam olacak, ee? Çektirdiğim fotokopileri geridönüşümcülere satsam milyoner olurdum be.
Şu 27 yaş sendromlarına mı girdim nedir?
Taslakımtaslaksıntaslak. Taslaklara özgürlük gecemizin üçüncü kaydı. Psikolojik çıkarsamalar yaptığım, büyük ihtimalle askerlik dönüşü yazılmış bir taslak. Çünkü o söz yaygın bir askerlik deyişidir. Gerçekten bir gün gelir bir gün kalır, ama ertesi günün diğer günlerden hiç bir farkı yoktur, böyle de b.ktan bir hayal kırıklığıdır içten içe insanı yiyen bitiren o gün.
i want to be or not to be
Pentaton muydu şu serumun adı? Hani şu iradeyi kırıp, gerçekleri söylemene neden olan serum. Pentatolmüş pardon. Pentaton neydi? Var mıydı öyle bir şey? Pentatlon vardı galiba, neyse. Pentatol güzel bir şey, bence yasal olarak eczanelerde reçetesiz satılabilmeli. Hatta büyük marketlerde saygın bakkallarda hatta efendi seyyar satıcılarda bile satılmalı. Biz pentatol istiyoruz. Belki de satılıyordur yahu, hiç gidip de bi eczaneden pentatol isteyen oldu mu?
Taslaklara özgürlük gecemizdeki ikinci kaydımız. Neden bilmem şu pentatol olayına sarmışım o zamanlar, sair zamanlar, ve sair zamanlar, taslak zamanlar.
Taslaklara özgürlük gecemizdeki ikinci kaydımız. Neden bilmem şu pentatol olayına sarmışım o zamanlar, sair zamanlar, ve sair zamanlar, taslak zamanlar.
Longest as you longi longi long
Pek çok insanın dilinden düşürmemekte ısrar ettiği "güldürürken düşündürme" hadisesinin aslında güldürürken düşündürmekten çok "gülmeyi düşündürme" olarak kullanılması gerektiği konusunda tartıştığımız günlerden birinde karşımda oturup ahkâm kesen güzel giyimli, belli ki iyi eğitimli ama biraz sabit fikirli, oturmasını kalkmasını bildiği gibi yemek yapmasını da bilen, etrafa ilk yardım sebebi sayılabilecek kadar güzel bir parfüm kokusu ve yüksek voltajda elektrik yayan, yazarak bazı şeyleri kağıt üzerinde anlatmaya başladığında parmaklarını görüp böğrüme saplanmaları için dualar ettiğim ve biraz daha o gözleriyle bana bakarsa güldürmeyi düşündürmeyi falan değil adımı bile unutup güldür güldür aşık olup, kedi olup, paspas olup, altımda sakladığım malikanemin dış duvarındaki büyük çelik kapının anahtarını çıkartıp küt diye kafasına atacağım, tamamıyla bir zerafet abidesine bakar gibi baktıran akla mantığa zarar tavırlarıyla etrafındaki herkesin ilgisini üzerinde toplayan bu insan olamayacak kadar kusursuz varlıkla herhangi bir konuda konuşmaya çalışmak, üzerinden yüzlerce kamyon geçtikten sonra ayağa kalkıp yürümeye benziyordu.
Taslak olarak kalmış, reklamcılığın ilk derslerinden biri olan uzun cümle yazabilme öğretisine haiz olan ben kendim ve şahsımla birlikte uzun aylar öncesinde yazdığım bir cümleydi bu. Taslak kalmasın, taslaklara özgürlük. Taslak taslakça sıra sana taslakcak.
Taslak olarak kalmış, reklamcılığın ilk derslerinden biri olan uzun cümle yazabilme öğretisine haiz olan ben kendim ve şahsımla birlikte uzun aylar öncesinde yazdığım bir cümleydi bu. Taslak kalmasın, taslaklara özgürlük. Taslak taslakça sıra sana taslakcak.
13.01.2009
Ne dediler şimdi?
Sevgili günlük, bu akşam oturmuş yeğenlerimden büyük olanıyle Türkçe dersi çalışıyorduk. Yarın yazılısı varmış. Sonra bitirdik çalışmayı, büyük yeğen gitti içeri sonra küçük yeğen geldi, sonra doğduğu için ona küçük diyorduk biliyorsun. Kaç yaşında olduğunu tam olarak bilmiyorum aslında, doğum gününü ayını biliyorum da yılı hatırlayamıyorum, neyse. 3 falan sanırım, belki 4.
Abisinin sanchez marka çakma çin malı üstten üçüncü teli kopmuş gitarını aldı, yanıma geldi "gran gran gran", "pişt, hop dur bakim gel öyle çalınmaz o gel beraber çalalım" dedim aldım kucağıma. (Sanki ben çok biliyorum çalmayı haha o da ayrı bir konu, geçiyorum, geçtim.) sonra alttaki misinadan bozma tellerin akoru olmadığı için üstteki kalan iki telle idare ediyoruz. Baktım bu alttakilere "fart fart fart" zıbırdatmaya başladı. O sırada aramızda geçen konuşma şöyleydi.
- Yahu dur üsttekilere yapalım.
- Alttakilerle yapalım.
- Onların akoru bozuk.
- Alttakilerle yapalım.
- Düzgün ses çıkmaz onlardan.
Eliyle alttakilere fart fart fart yaptırdıktan sonra,
- Ne dediler şimdi?
Evet yeğenimden öğrendiklerimle bu yazıyı yazdım.
Abisinin sanchez marka çakma çin malı üstten üçüncü teli kopmuş gitarını aldı, yanıma geldi "gran gran gran", "pişt, hop dur bakim gel öyle çalınmaz o gel beraber çalalım" dedim aldım kucağıma. (Sanki ben çok biliyorum çalmayı haha o da ayrı bir konu, geçiyorum, geçtim.) sonra alttaki misinadan bozma tellerin akoru olmadığı için üstteki kalan iki telle idare ediyoruz. Baktım bu alttakilere "fart fart fart" zıbırdatmaya başladı. O sırada aramızda geçen konuşma şöyleydi.
- Yahu dur üsttekilere yapalım.
- Alttakilerle yapalım.
- Onların akoru bozuk.
- Alttakilerle yapalım.
- Düzgün ses çıkmaz onlardan.
Eliyle alttakilere fart fart fart yaptırdıktan sonra,
- Ne dediler şimdi?
Evet yeğenimden öğrendiklerimle bu yazıyı yazdım.
11.01.2009
Mefisto
Sevgili günlük, önümdeki kase içinde duran portakal, elma, kivi ve daha yemedim ama sanırım armut parçalarının bulunduğu meyve salatasını gördüğümde dün içtiğim Mephisto Çayı aklıma geldi.
Dünkü o Cort gezintisi sonrasında oturduğumuz Mephisto'nun basık, sigara dumanlı ve biraz da kalabalık ortamında, ağrıyan boğazıma tek iyi gelen şey 5 liraya kilitledikleri Mephisto Çayı olmuştu. İçinde kuşbaşı doğranmış bilumum meyve olan cidden tadı da bence güzel olan bir çay.
Tavsiye olunur. Böyle bir şey.

Duvarda arkasını bize dönmüş yürüyen atla adama bakaraktan...
Dünkü o Cort gezintisi sonrasında oturduğumuz Mephisto'nun basık, sigara dumanlı ve biraz da kalabalık ortamında, ağrıyan boğazıma tek iyi gelen şey 5 liraya kilitledikleri Mephisto Çayı olmuştu. İçinde kuşbaşı doğranmış bilumum meyve olan cidden tadı da bence güzel olan bir çay.
Tavsiye olunur. Böyle bir şey.

Duvarda arkasını bize dönmüş yürüyen atla adama bakaraktan...
Handsfree

Ve günün klibi Sunny J'den geliyor günlük. Klip süper. Şarkı daha süper.
Geçtiğimiz günlerde televizyonda izlediğim bu klibi unutup gitmiştim, bugün ne hikmetse aklıma geldi, ya dedim böyle de bir şarkı vardı. Bulayım şunu bir hele.
"Sunny J"den geliyor, "Handsfree"
Sanılanın aksine, şarkıyı klipteki kadın söylemiyor, hatta kendisi Sunny J bile değil. Şarkıyı eskilerden Donna Hightower isimli bir blues şarkıcısı seslendiriyor (evet Hightower tanıdık geldi değil mi? :) ), Sunny J de re-mix yapmış. Çıkarmış ortaya atmış. Tüm yazı kasıp kavurduğu iddaa edilen bu şarkıyı geçtiğimiz günlerde bulmamın sebebini ise henüz bulamadım.
Hadi kıyağın güzelini yapayım bir de size, ekleyeyim şu şarkıyı, isteyen indragandi.
Geçtiğimiz günlerde televizyonda izlediğim bu klibi unutup gitmiştim, bugün ne hikmetse aklıma geldi, ya dedim böyle de bir şarkı vardı. Bulayım şunu bir hele.
"Sunny J"den geliyor, "Handsfree"
Sanılanın aksine, şarkıyı klipteki kadın söylemiyor, hatta kendisi Sunny J bile değil. Şarkıyı eskilerden Donna Hightower isimli bir blues şarkıcısı seslendiriyor (evet Hightower tanıdık geldi değil mi? :) ), Sunny J de re-mix yapmış. Çıkarmış ortaya atmış. Tüm yazı kasıp kavurduğu iddaa edilen bu şarkıyı geçtiğimiz günlerde bulmamın sebebini ise henüz bulamadım.
Hadi kıyağın güzelini yapayım bir de size, ekleyeyim şu şarkıyı, isteyen indragandi.
Yok ben ille klibini de izlemek istiyorum diyorsanız da ktunnel'de http://www.youtube.com/watch?v=4d4L4hiSHNw bu adresi arataraktan...
Bas gaza Merkür bas gaza
Evet bir önceki yazının sonlarında cort deyince aklıma gelmişti, orada heba etmeyeyim dedim bu konuyu.
Cort deyince aklıma Cort geldi.
Bu akşam saat 18:00 sularında Tünel'deki mözik mağazalarını denetlemeye çıkmıştım. O dükkan senin bu dükkan benim diye geziyorken, benim dükkanlardan birinde "şok indirim voaov" gibisinden bir kapı ilanı gördüm.
Girdik içeriye, tombilik bir amcamız buyurun gençler gibisinden bir bakış attı.
- Aa şey, biz elektro gitar alacaktık da?
- Nasıl bir şey düşünüyorsunuz?
- Valla yeni başlayan ve bu konuda sadece dinleyici olanlara göre olan bir şey düşünüyoruz. (Kih kih keh keh gülüşmeler falan)
- O zaman sizi şöyle aşağıya alalım, arkadaş anlatsın.
- Oldu alalım.
Ulan bir cort deyince de ne çok çey gelmiş aklıma, kısa kesiyorum, temel olarak Cort gitarlar gelmişti aslında. Çünkü o indiğim alt katta Salih kardeşimiz sağolsun elindeki o Koreli siyah beyaz Cort gitarın jakını çıkırt diye takıp güzel güzel tıngırtdatmaya başladığından beri cort cort cort diyorum başka bir şey demiyorum.
Tamam, sevgili kara Japon sevgilimiz İbanez'i böyle bir çırpıda silip attığım için kendimden utanıyorum, ama kriz var güzelim ben ne yapayım, krizi çıkaranlar utansın. Yarı fiyatına İbanez kalitesine yakın bir kalite sunan Cort gitarlardan birisini yakın zamanda koynuma alacağım. Şu Merkür'ün geri gidişi bir dursun da hele.
Bugün öğrendiğim kadarıyla, Merkür geri giderken (Gezegenlerin geri gitmesi ne demektir, gezegenler geri gider mi, Allah'ım kıyamet mi geliyor?) elektrikli eşyalar almak sakıncalıymış. Ne gibi bir sakınca olabilir bilmiyorum ama bugün arkadaşlarımızın yoğun ısrarları üzerine gitar alma işini Merkür'ün gazına bıraktık, ilerlemeye başlayınca alacağım. Bas gaza Merkür bas gaza.
Buyurun bu da kendisi;
Cort deyince aklıma Cort geldi.
Bu akşam saat 18:00 sularında Tünel'deki mözik mağazalarını denetlemeye çıkmıştım. O dükkan senin bu dükkan benim diye geziyorken, benim dükkanlardan birinde "şok indirim voaov" gibisinden bir kapı ilanı gördüm.
Girdik içeriye, tombilik bir amcamız buyurun gençler gibisinden bir bakış attı.
- Aa şey, biz elektro gitar alacaktık da?
- Nasıl bir şey düşünüyorsunuz?
- Valla yeni başlayan ve bu konuda sadece dinleyici olanlara göre olan bir şey düşünüyoruz. (Kih kih keh keh gülüşmeler falan)
- O zaman sizi şöyle aşağıya alalım, arkadaş anlatsın.
- Oldu alalım.
Ulan bir cort deyince de ne çok çey gelmiş aklıma, kısa kesiyorum, temel olarak Cort gitarlar gelmişti aslında. Çünkü o indiğim alt katta Salih kardeşimiz sağolsun elindeki o Koreli siyah beyaz Cort gitarın jakını çıkırt diye takıp güzel güzel tıngırtdatmaya başladığından beri cort cort cort diyorum başka bir şey demiyorum.
Tamam, sevgili kara Japon sevgilimiz İbanez'i böyle bir çırpıda silip attığım için kendimden utanıyorum, ama kriz var güzelim ben ne yapayım, krizi çıkaranlar utansın. Yarı fiyatına İbanez kalitesine yakın bir kalite sunan Cort gitarlardan birisini yakın zamanda koynuma alacağım. Şu Merkür'ün geri gidişi bir dursun da hele.
Bugün öğrendiğim kadarıyla, Merkür geri giderken (Gezegenlerin geri gitmesi ne demektir, gezegenler geri gider mi, Allah'ım kıyamet mi geliyor?) elektrikli eşyalar almak sakıncalıymış. Ne gibi bir sakınca olabilir bilmiyorum ama bugün arkadaşlarımızın yoğun ısrarları üzerine gitar alma işini Merkür'ün gazına bıraktık, ilerlemeye başlayınca alacağım. Bas gaza Merkür bas gaza.
Buyurun bu da kendisi;

Donsalım Donsalsın Donsal
Sabah sabah, daha doğrusu öğlen öğlen donsal bir hadise yaşadım günlük bugün. Bunu anlatıyorum ki, benim gibi salak saçma işler yapıp oranızı buranızı sakatlamayın.
Olay, çekmeceden çıkardığım donun yanından sarkan ip parçasını görmemle başladı. Yahu sanane dimi, ip bu nereden sarkacağından sanane, ama yok, battı o ip bana, tuttum işaret parmağımla baş parmağımın arasına aldım ipi, diğer ucundan da diğer elime tuttum, dona en yakın noktadan koparıp rahatlayacağım, çekmemle birlikte naylon ipin başparmağımı derinlemesine yarması bir oldu. İp de kopmadığı gibi daha beter uzadı, don da iyice donluktan çıktı.
Hâlâ başparmağımdaki saçma yarığa bakıp bakıp, bu kadar gereksiz ve saçma bir yazıyı neden yazdım diye kendimle çelişiyorum. Boktan bir hadise. Hayatsa hâlâ aynı sorunsallarla rutin mutin sürüyor işte. Sorunsal diyen dilini eşek arısı soksun senin. Evet, hayatsa hâlâ aynı sorunlarla rutin mutin sürüyor işte.
Şimdi şikayet gibi algılayacaksın sanıyorum ama, algılama, çünkü herşey neyi nasıl ne zaman ve niçin algıladığında, algıda, algida, cornetto, corn, cort.
Cort dedim de aklıma geldi. Ama onu böyle saçma bir yazıda heba etmek istemiyorum, biraz sonra yazacağım onu da. Hadi şimdi sil bütün okuduklarını, resetle kendini sonra gel yeniden.
Olay, çekmeceden çıkardığım donun yanından sarkan ip parçasını görmemle başladı. Yahu sanane dimi, ip bu nereden sarkacağından sanane, ama yok, battı o ip bana, tuttum işaret parmağımla baş parmağımın arasına aldım ipi, diğer ucundan da diğer elime tuttum, dona en yakın noktadan koparıp rahatlayacağım, çekmemle birlikte naylon ipin başparmağımı derinlemesine yarması bir oldu. İp de kopmadığı gibi daha beter uzadı, don da iyice donluktan çıktı.
Hâlâ başparmağımdaki saçma yarığa bakıp bakıp, bu kadar gereksiz ve saçma bir yazıyı neden yazdım diye kendimle çelişiyorum. Boktan bir hadise. Hayatsa hâlâ aynı sorunsallarla rutin mutin sürüyor işte. Sorunsal diyen dilini eşek arısı soksun senin. Evet, hayatsa hâlâ aynı sorunlarla rutin mutin sürüyor işte.
Şimdi şikayet gibi algılayacaksın sanıyorum ama, algılama, çünkü herşey neyi nasıl ne zaman ve niçin algıladığında, algıda, algida, cornetto, corn, cort.
Cort dedim de aklıma geldi. Ama onu böyle saçma bir yazıda heba etmek istemiyorum, biraz sonra yazacağım onu da. Hadi şimdi sil bütün okuduklarını, resetle kendini sonra gel yeniden.
10.01.2009
Arkayı beşleyelim
Yahu sevgili günlük, hani küresel çapta bir ısınma vardı şu dünyada, nedir kuzum bu vicudumdaki titremeler benim, dişlerimin birbirine vurması falan? Hı? De bakim bunları bir bana. Vicut değil biliyoruz hemen de atladı, sazan mısın günlükcüm sen nesin ne alemsin gece gece sinirimi zıplatma.
Ulan şaka maka ne kadar soğuk ev ya. Resmen donmaktan beter bir halde yaşam savaşı veriyorum şu dört duvar arasında. Portakallarda işe yaramadılar zaten ki ne alaka çözebilmiş değilim, portakal yiyince sanki ısınılıyor, hah. Ayrıca şu portalakı hızlı yazarken bazen portalak yerine portalak yazıyorum çok komik oluyor, portalak nedir kardeşim ya. Ahahaha, kopark.
Sanki bir an ısındım gibi geldi ama nereden geldi anlayamadım, birisi havuza mı işedi lan?
Normal şartlarda olsa, oda sıcaklığı 24 küsür derece ya da 26 mıydı bilemedim şimdi, ki şu anda oturduğum odanın sıcaklığı sıfırın altına doğru gidiyor. Neyse, zaten bunu demeyecektim aslında, bu normal şartlarda kavramı da çok göreceli kavram kardeşim, kavram karmaşasına sokuyor insanı. Ayrıca kar maşası da nedir? Yani o kadar soğuk o kadar soğuk ki, kar artık insanın elini yakıyor, bizim aklı evvel müteşebbislerimiz de bunu ticari bir meta haline getirip kar maşası mı üretiyorlar? Buradan mı çıkıyor bu Kavram Kar Maşaları. Kar artık elinizde değil, maşanızda eriyecek. Nekkk kadar garip bir espri yapasım gelmiş de haberim yokmuş.
Balkanlardan hâlâ gelmeyen sıcak hava dalgası tüm meteoroloji bilginlerinin beynini tokatlamaya devam ediyor sayın seyirciler. Tüm dünya bu sıcak hava dalgasının neden hâlâ yola çıkmadığını araştıradursun, ben de daha ne kadar saçmalayabilirim onu düşünüyorum.
O yüzden artık düşünmüyorum, ki zaten düşünmüyorum aslında. Şu düşünmeden yazma hastalığım yine nüksetti, başlarda ne yazdığımı yeminle unutmuş durumdayım. Bunda kulağımda zıbırdayıp duran GummyBear isimli guttirik şarkının da etkisinin büyük olup olmadığını sormak istiyorum şu "yemekteyiz" programında yemek yaparken sürekli, şimdi havuçları rendelemek istiyorum, soğanları doğramak istiyorum, oo şimdi masayı hazırlamak istiyorum deyip duran yarışmacılara. Yahu neden istiyorsun? İsteme, yap. Kehü ve kehü ve keh. Ki zaten o program da bu kadar bile düşünülerek hazırlanmıyor diye düşünüyorum öyleyse varım.
Varım dedim de aklıma geldi, ne oldu kuzum açıldı mı tüm maviler?
Kırmızılar mı kaldı bize?
Bu arada o kadar çok kan gördüm ki bu aralar, anlatsam inanmazsın sanıyorum, ki inanabilir misin de bilmiyorum, ki şu an senden bir cevap beklediğime de inanamıyorum, ki hâlâ da ısrarla senine konuşmaya devam ettiğim için aklımdan iyice şüphe etmeye başlıyorum.
Birazdan seni kaydedip, gidip buzzz gibi yatağıma girip, gözlerimi kapatıp uyumaya çalışacağım.
Bundan önce sana bir şarkı ekliyorum ki, "Five Bolt Main" söylüyor, "Seem to be fine" diyor, ve o da sonunda ekliyor;
What's wrong with my mind?
Ulan şaka maka ne kadar soğuk ev ya. Resmen donmaktan beter bir halde yaşam savaşı veriyorum şu dört duvar arasında. Portakallarda işe yaramadılar zaten ki ne alaka çözebilmiş değilim, portakal yiyince sanki ısınılıyor, hah. Ayrıca şu portalakı hızlı yazarken bazen portalak yerine portalak yazıyorum çok komik oluyor, portalak nedir kardeşim ya. Ahahaha, kopark.
Sanki bir an ısındım gibi geldi ama nereden geldi anlayamadım, birisi havuza mı işedi lan?
Normal şartlarda olsa, oda sıcaklığı 24 küsür derece ya da 26 mıydı bilemedim şimdi, ki şu anda oturduğum odanın sıcaklığı sıfırın altına doğru gidiyor. Neyse, zaten bunu demeyecektim aslında, bu normal şartlarda kavramı da çok göreceli kavram kardeşim, kavram karmaşasına sokuyor insanı. Ayrıca kar maşası da nedir? Yani o kadar soğuk o kadar soğuk ki, kar artık insanın elini yakıyor, bizim aklı evvel müteşebbislerimiz de bunu ticari bir meta haline getirip kar maşası mı üretiyorlar? Buradan mı çıkıyor bu Kavram Kar Maşaları. Kar artık elinizde değil, maşanızda eriyecek. Nekkk kadar garip bir espri yapasım gelmiş de haberim yokmuş.
Balkanlardan hâlâ gelmeyen sıcak hava dalgası tüm meteoroloji bilginlerinin beynini tokatlamaya devam ediyor sayın seyirciler. Tüm dünya bu sıcak hava dalgasının neden hâlâ yola çıkmadığını araştıradursun, ben de daha ne kadar saçmalayabilirim onu düşünüyorum.
O yüzden artık düşünmüyorum, ki zaten düşünmüyorum aslında. Şu düşünmeden yazma hastalığım yine nüksetti, başlarda ne yazdığımı yeminle unutmuş durumdayım. Bunda kulağımda zıbırdayıp duran GummyBear isimli guttirik şarkının da etkisinin büyük olup olmadığını sormak istiyorum şu "yemekteyiz" programında yemek yaparken sürekli, şimdi havuçları rendelemek istiyorum, soğanları doğramak istiyorum, oo şimdi masayı hazırlamak istiyorum deyip duran yarışmacılara. Yahu neden istiyorsun? İsteme, yap. Kehü ve kehü ve keh. Ki zaten o program da bu kadar bile düşünülerek hazırlanmıyor diye düşünüyorum öyleyse varım.
Varım dedim de aklıma geldi, ne oldu kuzum açıldı mı tüm maviler?
Kırmızılar mı kaldı bize?
Bu arada o kadar çok kan gördüm ki bu aralar, anlatsam inanmazsın sanıyorum, ki inanabilir misin de bilmiyorum, ki şu an senden bir cevap beklediğime de inanamıyorum, ki hâlâ da ısrarla senine konuşmaya devam ettiğim için aklımdan iyice şüphe etmeye başlıyorum.
Birazdan seni kaydedip, gidip buzzz gibi yatağıma girip, gözlerimi kapatıp uyumaya çalışacağım.
Bundan önce sana bir şarkı ekliyorum ki, "Five Bolt Main" söylüyor, "Seem to be fine" diyor, ve o da sonunda ekliyor;
What's wrong with my mind?
Undo what must be undone.
Uzun oldu. Buraya kadar sıkılmadan okuduysanız daha önce de önerdiğim gibi sizlere de bir şey önereyim, kendisi bir psikolog. Çünkü psikolojinizin bozuk olma olasılığı gerçekten takdire şayan. Gördünüz mü mesela yazı bitti aslında (ki yazı demeye binbir şahit ister buna) hâlâ okumaya devam ediyorsunuz. Kuzum siz de cidden hastasınız, hadi ben hastayım yazıyorum, size ne oluyor?
Bir de birşey diyeyim mi yatmadan, çenemiz var ya, şu sürekli açılıp kapanan, yüzümüzün alt tarafındaki kemik, hah, onun sağ tarafının yukarıya bağlandığı eklem acayip ağrıyor. Hayırdır inşallah diyor, yayında ve yapımda emeği geçen hipotalamus ve ailesine teşekkürü borç biliyoruz. Kapatıp gidiyoruz.
Uzun oldu. Buraya kadar sıkılmadan okuduysanız daha önce de önerdiğim gibi sizlere de bir şey önereyim, kendisi bir psikolog. Çünkü psikolojinizin bozuk olma olasılığı gerçekten takdire şayan. Gördünüz mü mesela yazı bitti aslında (ki yazı demeye binbir şahit ister buna) hâlâ okumaya devam ediyorsunuz. Kuzum siz de cidden hastasınız, hadi ben hastayım yazıyorum, size ne oluyor?
Bir de birşey diyeyim mi yatmadan, çenemiz var ya, şu sürekli açılıp kapanan, yüzümüzün alt tarafındaki kemik, hah, onun sağ tarafının yukarıya bağlandığı eklem acayip ağrıyor. Hayırdır inşallah diyor, yayında ve yapımda emeği geçen hipotalamus ve ailesine teşekkürü borç biliyoruz. Kapatıp gidiyoruz.
7.01.2009
no not
Ben kötü bir insan mısın?
Belki? Ne diyeyim ki?
Şu anda hiç bir şeyi duymamak için sonuna kadar açtığım sesin kulaklığımdan çıkıp beynimi durdurmasına uğraşıyorum.
Durdu duracak.
Ve durduğunda her şey çok daha farklı olacak benim için.
Eminim.
Başka mı? Başka hiç bir şey.
Bu psikozumuza fon olma şerefine ulaşan parçamız, "Metallica"dan geliyor. "That was just your life" but it's not my life that was just i wanted.
Belki? Ne diyeyim ki?
Şu anda hiç bir şeyi duymamak için sonuna kadar açtığım sesin kulaklığımdan çıkıp beynimi durdurmasına uğraşıyorum.
Durdu duracak.
Ve durduğunda her şey çok daha farklı olacak benim için.
Eminim.
Başka mı? Başka hiç bir şey.
Bu psikozumuza fon olma şerefine ulaşan parçamız, "Metallica"dan geliyor. "That was just your life" but it's not my life that was just i wanted.
4.01.2009
They Betray Kiss
.
Bu sadece başka bir hediye, başkasından gelen, başka birine gönderilmiş.
Benim bile değil. Sahipsiz,
İhanetler akıyor gözünden, sadist fikirler çarpıyor ağzıma duruyorum.
Kuruyorum şu mekanik oyuncağını senin yerine, başkalarını eğlendiriyorum.
Saklı gündemler gizli tuzaklar var her attığım adımın bir adım gerisinde üzerinden atladığım.
Herkesin herkesi her yerde ve her zaman hep yaptığı gibi aldatıyorum beni.
Ve kimse bana ait değil, kimse de nefret etmiyor benden.
Peki o halde ben neden niçin ve nasıllarla ne yapıyorum ne zaman?
Dan Bir
Gereksiz ısrarlarla dolu platonik tesadüfler silsilesi hayat,
Planktonik bakışlardan süzülen eziyet,
Spastik düşüncelerin ördüğü siyah bir bere,
Beynimizi emen.
Topum ilk kaçtığında aklımdan, zaten çoktan başlamıştı oyun,
Filtre kahve kokusu yumduğunda gözlerini başladık saklanmaya,
Bittiğinde ise çoktan yenilmiştim,
Farkettiğimde ise yanılmış.
Planktonik bakışlardan süzülen eziyet,
Spastik düşüncelerin ördüğü siyah bir bere,
Beynimizi emen.
Topum ilk kaçtığında aklımdan, zaten çoktan başlamıştı oyun,
Filtre kahve kokusu yumduğunda gözlerini başladık saklanmaya,
Bittiğinde ise çoktan yenilmiştim,
Farkettiğimde ise yanılmış.
3.01.2009
Duymazken Ben
Bizler,
Pişmanlıkları olan insanlarız. Hep, biz, hepimiz ondan bu, dengesiz hallerimizden hep bu telafisiz düşüncesizliklerimiz. Ondan hep bakışlarımızda hep bir arayış ve hüzün uzaklarda boğulan derinlerde bir tekne. Sanki yıllardır içimizde bir hayvan yok, sanki yıllardır yediklerinden tok.
Varlıkla yokluk arasındaki azlıkla çok.
Bakmakla bilmek arasındaki ılık bok.
Alım satıma konu olan emtiadan alınan vergi gibiyiz.
Alıcımızın da değiliz, satıcımızın da değil.
Anca böyle ağlayan gökyüzünü örnek alırsın akşam vakti hiç bir şeyi duymazken sen. Yapılacak onlarca iş, gidilecek kilometrelerce yol varken kafandaki binlerce solucanla. Aptalca bindiğin rutinler, ayağındaki şık potinler, bir de takım en jantiden.
Dünya dediğimiz, iş, iş dediğimiz, modern bir zindan işte, dijital sayaçları, manyetik sınırları olan. Ne farkı var ki iki başlı canavarların korkusuna teslim olunan maden ocaklarından. Her bastığın tuş seni biraz daha yakınlaştırıyor o hayal kurduğun mutlu yaşama. Ama bil ki aslında tuşlara basmasan da zaten o sana yaklaşıyor her gece aklını durdurup başını yastığa koyduğunda.
Eskiden pişmanlıktan korkardım, artık korkmuyorum.
Pişmanlıkları olan insanlarız. Hep, biz, hepimiz ondan bu, dengesiz hallerimizden hep bu telafisiz düşüncesizliklerimiz. Ondan hep bakışlarımızda hep bir arayış ve hüzün uzaklarda boğulan derinlerde bir tekne. Sanki yıllardır içimizde bir hayvan yok, sanki yıllardır yediklerinden tok.
Varlıkla yokluk arasındaki azlıkla çok.
Bakmakla bilmek arasındaki ılık bok.
Alım satıma konu olan emtiadan alınan vergi gibiyiz.
Alıcımızın da değiliz, satıcımızın da değil.
Anca böyle ağlayan gökyüzünü örnek alırsın akşam vakti hiç bir şeyi duymazken sen. Yapılacak onlarca iş, gidilecek kilometrelerce yol varken kafandaki binlerce solucanla. Aptalca bindiğin rutinler, ayağındaki şık potinler, bir de takım en jantiden.
Dünya dediğimiz, iş, iş dediğimiz, modern bir zindan işte, dijital sayaçları, manyetik sınırları olan. Ne farkı var ki iki başlı canavarların korkusuna teslim olunan maden ocaklarından. Her bastığın tuş seni biraz daha yakınlaştırıyor o hayal kurduğun mutlu yaşama. Ama bil ki aslında tuşlara basmasan da zaten o sana yaklaşıyor her gece aklını durdurup başını yastığa koyduğunda.
Eskiden pişmanlıktan korkardım, artık korkmuyorum.
2.01.2009
Rasyo Pus
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


