30.04.2009

Sabah sabah

Ya kardeşim asit erozyonu diye bi’şey var, ne menem bi’şeydir o öyle. Resmen her gazlı bi’şeyler içtiğimde tirim tirim titriyorum. TEMA vakfından gelip zabıt tutacaklar diye. Hımm, ilginç şeyler yapıyorum, tirim tirim titriyorum mesela. Ne ilginç.

Sabah sabah iş yoğunluğu başlamazdan evvel şu kafayı iyice bi’ boşaltayım. İyice bir dökeyim sapkın düşünceleri de kuş gibi bir rahatlayayım. [Sanki kuşlar çok rahat hayvanlar. Nedir abi kuş gibi rahatlamak. Bi’ kere serçeyi düşün, ulan neresi rahat hayvanın, habire bi’ aksiyon habire bi’ devinim. Uçuyo ulan hayvan bi’ kere.]

Bir de şimdi yazı diliyle konuşma dili farklı ya, aslında bazen mesela diyorum, şimdi “bi’ kere” falan yazıyorum, halbuki onun “bir kere” olması lazım. Ama yani sonuçta okurken de konuşma diline göre yazılmış bir yazının da keyfi bambaşka, apacayip, süpsüper, hiphopur.

Etrafta da bir hareket var zaten, arabirim küçük tatlı şirin ikonları falan var, en son gönderdiği atak ne? Ooo bu ekran da boş geldi, şuradan ne geldi, send et send, arkadaşlar dexter’i zlemek isteyen var mı? Ben istemem. Olm sen dizi izlemiyorsun ki zaten. Siesay gibi sanki ama psikopat katil bu. Prizın birekin de son bölümünü izlemek isteyen varsa. Abi, abi, Lost var mı lost. Hımm. Dur ben bakiym. Oleeay var. Atıyorum abi linki. abi bi’ de havaymetyormadır var, onu da bi’ hadi be, gibi laflar duyuyorum, çalışmıyoruz lan galiba biz. :]

Lan günlük, bi’de domuz gribi çıktı şimdi, bu ne lan, bi’ domuz gribimiz eksikti. Neymiş diye araştırdım biraz. Yeni ortaya çıkan virüs, daha önce görülmemiş bir tür. Domuzlardan, kuşlardan ve insanlardan alınmış genetik özelliklere sahip. Olm ne manyak bi’ karışımmış bu. Nasıl yani, bu üçü nerede ne şartlarda bir araya geldi de ortaya bi’ virüs çıkarttı, bana bunu açıklayın ey WHO yetkilileri. Size sesleniyorum breyk breyk.

Sevgili günlük bitirirken son aklıma gelen bi’şey, burada bir darty var, orada technics marka bi’ kulaklık gördüm geçen günü, bugünü gidip onu almayı düşünüyorum, umarım bu düşüncem sadece bir düşünce olarak kalmaz aksiyona da dönüşür, böyle dört metre kablosu falan var, 6.3 mm adaptörü var, pek ala bi’şey pek.

Yok yok başladık çalışıyoruz şimdi.

Editmedit: Technics yerine 20TL daha ucuz olan Sony HiFi kulaklık aldım, aman da ne iyi ettim. Aklımı seveyim mi? Sonra geldim evde denedim. Evet aklımı seveyim. [Ooo neler duyuyorum böyle?]

mangum tutakal

Mangum Tutakal: Magnum Çikolata demektir. Bilmeyenler öğreniniz. Çünkü benim yeğenim böyle biliyor. :]

29.04.2009

Çıkmazlar dayım benim

Ne kadar çok şifrelerimiz var yahu günlük. Bazen var ya kafam acayip karışıyor, acayip acayip düşünceler kaplıyor şu angut beynimi. Acayip korkuyorum var ya şu şifreleri bir unutursam falan diye. Lan manyak mıyım olm ben.

Sonra mesela cep telefonu pini olayı var. O daha da bi' paranormal durum. Hep düşünüyorum, ulan ölürsem cep telefonum kapalıyken, kim açacak bunu, pinini kim girecek, beni arayanlar bulamaz diye enişeleniyorum. Bak bak.

Sonra mail msn şifreleri falan var mesela. Kaza maza geçirsem, yok lan kaza ne geçirecem, kaza yani, kaz değil, kazlara geçirmiyorum normalde, lan mesela kim açacak bunları, mailler falan gelir, yorumlar falan gelir, kim cevaplayacak olm bunları diye düşünüyorum kendi kendime. Çıkamıyorum bir türlü için içinden.

Acil durum zarfı ya da acil durum dosyası falan gibi bi'şey mi hazırlasam acaba, hayatımdaki tüm şifreleri kaydetsem oraya. Ama bu sefer onun da bir şifresi olması lazım. Ulan ne dipsiz bir döngü bu yahu böyle. Of ya, çıkmazlara girdim iyi mi?

:] (Neye gülüyorsam?)

Zihni

Bir Mayıs’ı tatil yapan zihniyeti kutluyor, beyin kıvrımlarından öpüyorum. Mucuks. :]

[Neden böyle bi'şey yapıyorum; çünkü, şu anda bunu yazdığım yer bir internet explorer sayfası bile değil, bir word dosyası, çünkü bunu bloga eklemek için şu koşturmacanın bitmesini beklemek zorundayım, çünkü yarın da çalışacağım, çünkü ben az önce bugünü Perşembe zannederek “ebele übele yaşasın yarın tatil” diye düşüncelere kapıldım. Çünkü sonra moralmanım çok bozuldu. oldu. gözlerim. dolu dolu oluyor, sen burdan çekip giderken, içimde fırt fırt bi'şeyler oluyor yo yo yohannesburgerking. Oleey :] ] (sanırım kafayı yiyorum.)

28.04.2009

Rewritable Deleting

Aslında hiçbir şey silinmiyormuş biliyor musun günlük?
Sadece üzerine yazılıyormuş.
Sonra iyice okunmaz oluyormuş.

Ben seni en son ne zaman sildim?

27.04.2009

Aha

Yine dünya bir o kadar yanlış.
Yine dünya bir o kadar soğuk.
Hani nerede kuzum bunun küresel ısınması?
Aldatılıyor muyuz?

efbeş


"Vıdı vıdı vıdı, bıdı bıdı bıdı, hayatını kaydetti. F5 refreş."


Kıpırdamıyoruz

Yahu sevgili günlük, insanın kendini en savunmasız ve ezik hissettiği an, dişçi koltuğundaki andır diyorum, daha da bi’şey demiyorum.

Normalde dişçi koltuklarından çekinen ve zorunda olmadıkça diş hekimine gitmeyen birisi olarak tekdir edersin ki bu gece benim için çok sürprizlerle dolu oldu. Yaklaşık 2 saat süreyle baygın ama dişindeki ağrı nedeniyle bir türlü uyuyamayan ben, uyandığımda hâlâ iğrenç bir diş ağrısıyla başbaşaydım. [Artık nasıl bir uyku çektim orasını sen düşün. Hatta uyku denir mi ona orasını da biraz düşün. Hatta ne denir mesela orasını da düşün.]

İşe geldiğimde ise ağrı hafiflemişti, ancak yine de o mecburi saat gelmiş ve kendimi diş hekimine doğru koşarken bulmuştum. Topuklarım kıçıma vura vura, sanki ilkbaharın gelişini kutlayan kumrular gibi zıplaya hoplaya [ney?] diş hekiminin kapısına ulaştım.

Evet, “kanal tedavisi” kelime grubu senin için ne ifade ediyor günlük? Benim için artık çok farklı anlamlara geliyor bu kelimeler.

Abi kendini bir anda, ağzının sağ tarafında sürekli emiş yapan kıvrımlı bir hortumla, sol tarafında ağzını iyice gerdiren, gergef gibi yayan, çıkartıldığında bir kavunu kesmeden yutabilecekmişsin gibi hissettiren bir aletle tavana bakarken buluyorsun. İşte bu an çok kötü bir an. Çünkü hekim hanım bir de “kıpırdamıyoruz şimdi” diyor. [Yahu ne kıpırdaması, hayır yani ağzıma sokulmuş o kadar şeyle nereye kıpırdayabilirim?]

Evet, kıpırdamıyoruz şimdi. Önce tabi bir iğne. Uyuşturucu iğne yapıyor, bir de ekliyor “Bu biraz acıyacak”. Oh beybi evet acıdı. Ama sonra böyle acayip bir his kaplıyor insanın çenesini, ahaha ne güzel bir şey yahu, böyle ağzım dilim derken hiçbir şey hissetmiyor insan. Ve ağzımızın içinde resmen bir hafriyat çalışması başlıyor. Arada bir kızın suratına bakıyorum, artık nasıl bir manzara varsa içerde kız gözlerini ayırmış ağzımdan kafayı çevirmiş, ama hâlâ çenemi hart hurt sallıyor. Görmek istemiyor sanıyorum bu iç burkan manzarayı.

[Bilgilendirici not: Kanal tedavisi, dişin kökündeki sinirlerin alınması ile başlayan ve dolgu ile biten bir süreç. Mesela ben şimdi sinirlerimi aldırdım, ooh kuş gibi hafifledim. Hatta gördüm sinirlerimi. Ne acayip şeyler sinirler. :] ]

Zaten artık sen de bırakıyorsun kendini, ulan n’aparsa yapsın diyerekten teslim oluyorsun. Tavana bakaraktan bir an evvel bitsin şu işkence ve umarım pencerelerden falan tanıdık biri bakmıyordur ikileminde garip duygular yaşıyorsun.

Sonra her şey bitiyor, işinin başına dönüyorsun. Sonra saatler süren bir garipsenme. Hahaha, ulan her şey bitti ama ağzım yüzüm hâlâ uyuşuk, su içeceğim, suyu ağzımda hissetmiyorum. Ağzımı çalkalayacağım su ağzımdan fışkırıp gidiyor. Lan ne pis bi durum. [Şu anda mesela dilimi ısırıyorum :] ] Yani günlük gördüğün gibi, tarifi na’mümkün haller içindeyim.

Sosyal bir blog olmanın verdiği sorumlu davranışı bir kere daha sergileyelim, “Ey insanlar, uyuşturucu kullanmayın. Bakın önce iyi gibi geliyor, ama sonra ağzınızda su bile tutamıyorsunuz, böyle salak bi duruma düşürüyor insanı.”

Teşekkürler Türkiye. :]

26.04.2009

ünlok

Boş şişeler kadar bile geri dönüşü olmayan yollara giriyor insanoğlu bazen. Hani sadece kırılsan da kurtulsan. Ayrılsan dağılsan, partiküllerinden doğsan.

Ama ne kimsenin seni kırmaya cesareti var ağzını açamıyor, ne senin kırılmaya niyetin. Ne baştan başlamaya gücün var yeniden, ne devam etmeye takatin.

Biliyor musun, tüm kötüler aslında sadece iyi niyetliymişler derdi bir ihtiyar zamanında. Ama fazla.

Hafızaya güvenmekse insanın en büyük saygısızlığı yaptığı kendine. Çünkü hafıza diye bir şey yok. İnsan beynini dinlemiyorsa hafızası ne yapsın?

Kime güceneceksin şimdi?

Nhıııaaaaa

Sevgili günlük, fazla bir yazı yazasım yok bugün, ancak sana eski zamanlarda "gelmiş geçmiş tüm  milenyumların en gaz başlayan şarkısı" ünvanını takdim ettiğim şu parçayı eklemek istiyorum. 

"Avanged Sevenfold" söylüyor, "Bat Country" diyor.

"He who makes a beast out of himself, gets rid of the pain of being a man"




Nııııaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa...

Woha.

Paranteziç

Sevgili günlük, yine bir pazar günü sabahı ve yine bir klip izledim televizyonda rastgelip. Nil Karaibrahimgil'in yeni klibi. Şarkı; "Seviyor Sevmiyor".

Acayip hoş bir klip olmuş, kendisini buradan tebrik tasdik teşekkür takdir.

[Nil Karaibrahimgil Adriana Lima'dan güzeldir diyenler birleşin.]

25.04.2009

Sevgili Sevgili

Sevgili günlük, sana bugün birisini tanıtacağım. Evet, benim için çok özel biri. [Tamam, sana da sevgili deyip duruyorum ama bu ayrı bi'şey ya, resman dağıldım karşısında]

Yani biraz uzak diyarlardan aslında, Japon kendisi. Ama Endonezya doğumlu. İlginç değil mi? Türkiye'ye de bu sene gelmiş sanırım. Henüz daha o kadar içli dışlı olamadık. Hâlâ tanışma aşamasındayız.

Siyah saçlar, bembeyaz bir ten, hele bir sesi var ki, of anam, çok vahşi. Allah'ım, endama bak, şu duruşa bak, ahh kalbim.



Ahhgg!
Yüksek kontrastta bile nasıl da çekici bi'şeysin sen böyle.

Evet günlük, sonunda olanlar oldu. Bu gece beraberiz kendisiyle. Artık mahalle n'apar bilmiyorum. :]

24.04.2009

Çelişik

Haftasonunun gelmiş olmasından kelli içimde nasıl bir neş'e, nasıl bir huzur var anlatamam günlük. [yok böyle bi'şey] Aslında haftaiçlerini de severim de haftasonları bir başka. [bence hepsi aynı] Umarım hava yağmaz yahu, çok iş var yarın yapacak. [farketmez] Yol da bayağı açıktı bugün, tam 1 saatte geldim eve. [evden çıkmak zorunda da olmayabilirdim.] İş de biraz yoğun gibiydi. [sence bununla ilgileniyor muyum?] 

Ya gençler iki dakika susun da kafa dinleyelim.

Ama sadece

Enerjim bitti artık günlük. Keşke gözümden de uyku aksa.

Bugün bir filmde, "korkularına doğru koş" dedi birisi karşısındakine. Hatta koş sarıl. Yapış yakalarına yakala. Bırakma.

Ama enerjim bitti artık günlük. Keşke gözümden de uyku aksa sadece.

Sabah olsun da gün doğsun be.

23.04.2009

Muzicons ve Duman Paranoya

Sevgili günlük, bugün sana herhangi bir bloga ya da html kodlarının çalışabildiği herhangi bir yere nasıl müzik player ekleyebileceğini anlatacağım. [İşim gücüm yok çünkü.]

Neden böyle bir şey yapıyorum, çünkü, gördüğüm kadarıyla firefox benim güzide media player eklentilerimi göstermiyor ve bu da beni çok üzüyor. Bu nedenle derin araştırmalarım sonucunda flash olarak iş gören şu siteyi buldum. [Tabi bu sefer de flash kurulu olmayan bilgisayarlarda görüntülenme problemi olabilir, artık ona da bi'şey yapamıcam.] Benim gibi böyle durumlardan sıkıntı çeken insanlara bir faydam olsun.

Şimdi tabi yurdum insanı bu yazıyı google'da arasın bulsun diye izninle olası arama cümlelerini buraya giriyorum. [Maksat halka hizmet. Vakıfız zaten biz.]

- Bloguma müzik player eklentisi eklemek istiyorum.
- Blogum müzik çalsın istiyorum.
- Blogum müzik çalmıyor.
- Havuçlu kek tarifi (Bu da kırık link) :]

Aşağıdaki resimde muzicons.com sitesinin nasıl kullanılacağı hakkında ufak bir görsel kullanma kılavuzu var, bakın görün kullanın. Siteyi gerçekten beğendim.



İşte burada da az önce eklenmiş güzide bir Duman parçası, gerçekten Duman'ın son albümü hakkındaki tüm kötü düşüncelerim sadece iki şarksıı yüzünden yıkıldı. 
Birincisi tabi ki "Parrrranoya"


İşte sonuç bu şekilde olacak. Eğer buna benzeyen herhangi bir şeye ulaşamadıysanız bir yerde bir hata var demektir. Biri bir şey yapmış olabilir. Paranoyak olmak iyidir.
:]

Aaa bak bunu saymıyoruz


Ne kadar saçma bir laf şu "Bunu saymıyoruz."

Düşünsene mesela o kadar yol tepip misafirliğe gidiyorsun, yollar trafik falan, bir de güzel hediye almışsın, sohbet muhabbet falan, akşam olup ayrılırken, kapıda dingil ev sahibi sana "Aaa bak bunu saymıyoruz." diyor. Nasıl saymıyorsun lan? Neyi saymıyorsun? Töbe töbeee. 

:] Hey Allah'ım ya.

grawmangaogün

Manga'nın son klibini izledim az evvel. Kendilerini buradan tebrik. Pek hoşurt bir klip olmuş. [Manga - Dünyanın Sonuna Doğmuşum]

"Ayna ayna hadi söyle benden dahaaaa salak var mı?"

[Hımm twitter kullanım mantığını da yavaş yavaş kapmaya başlıyorum. [Ama kullanamıyorum] Fazla mobil bir insan olamadığım için gidip TV izleyip gelip bilgisayar başında bunları yazmak inan ki çok yorucu günlük, bu kadar uğraşamam ben.]

Şarkıdaki elektrogitar çalan adam, böyle graw graw diye, hiş, alo, seni tebrik, şarkıya bir anda inanılmaz gaz katıyorsun, aferim, aynen devam.

Ogün Sanlısoy'un da yeni klibini izledim az önce, o da güzel olmuş. Şarkı da hoş. 
[Ogün Sanlısoy - Büyüdük Aniden]

"Büyüdük de sanki n'oldu?
Çocukluğu unuttuuuk.
Yalanlara boğulduuuk."

Tabi o halde herkesin 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.

Mantı Kevliliği

Sevgili günlük, gece gece yatamadığım için sabah sabah da uyanamadım. Uyandım da yani aslında, saat 10küsür falandı.

Dün gece aylar sonra şu meşhuur AROG'u izleyeyim dedim. Sinemada gidecektim ama çıkan dedikodular yüzünden gitmedim. Yok şöyleymiş yok böyleymiş diye. [Cidden de yok şöyleymiş yok böyleymiş.] 

Yahu tamam "emeğe saygı" düsturundan hareketle herhangi bir kötüleme yapmayacağım, sonuçta uğraşmışlar, ama Cem Yılmaz'dan da çok daha iyi bir şey bekliyor insan. Sonuçta değil mi, lise yıllarımızın komik adamıydı o bizim.

Filmdeki çapraşıklıklar aralardaki esprileri bile gölgeliyordu o derece. Güldük mü? Bazı sahnelerde kendimi tutamadığım oldu ok, itiraf ediyorum, ama cıks.

İlk çağ adamlarının önce obala zubala diye konuştuktan sonra birden transplantasyonla Türkçe konuşmaya başlamaları cidden takdire şayandı. Tam bir sinema devrimi. 

Yalnız bu konuya kimse dikkat çekti mi şimdiye kadar bilmiyorum, ilgilenmiyorum çok faza televizyonla, ama flmde şöyle de bir yanlışlık vardı. Şimdi bu Çeku, Arif kaybolduktan sonra TV'de haberlerde Arif'i gördüğünü, bütün dünyanın ondan bahsettiğini, mağaralarda Arif yazdığını, içinde Çeku yazan bir yüzük bulunduğunu falan anlatıyordu.

Ama filmin sonunda ilk çağ insanları Arif'e yüzüğü geri veriyorlardı, al bu da yüzüğün diye. Yani yüzük orada kalmıyordu. Sonra da zaman makinesine binip gidiyorlardı. Peki orada kalmayan yüzük nasıl oluyordu da haberlere çıkıyordu?... Hımmm, ooooo, şimdi anladım lan bi dakika. Aha.

Dur dur, kendi içinde bir mantık var gibi. [Bu kadar çok "Geleceğe Dönüş" izlemenin bir faydası olacağını biliyordum.]

Yani Arif yüzüğü bu ilk çağlılara verdiğinde aslında paralel evren dediği günümüz dünyasında da hayat devam etmekteydi. Ve yüzüğü verdiği anda tarih tekrar mı yazıldı, ona göre kazılar yapıldı bulundu falan. Bu arada TV'yi izleyen Çeku'da olanları gördü. Sonra bunlar yüzüğü alıp zaman makinesine binince [zaman makinesi de makine olsa kardeşim] herşey normale döndü, yüzük müzük bulunmadı, sadece Arif yazısının mağarada kalmış olması lazım. Orasını bilmiyoruz. Hımm. Dur tamam eleştirimi geri alıyorum bu konuda, zorlamayla da olsa bir mana çıkarabildim. [Ahaha resman deli olmalıyım.] resman ne lan? Kaç seferdir sürekli resman yazıyorum. resman o. [resman değil ulan resmen.]

22.04.2009

uykusersemi

Sevgili günlük, şu anda o kadar çok uykum var ki, o kadar çok uykum var yani, o kadar çok var ki, o kadar yani, derecesi yok, acayip çok uykum var.

Uykum kaçsın diye elime geçen kalem, mouse, silgi, cep telefonu, bardak, vb alet edevatı çevirmeye çalışıyorum ama olmuyor. Olamıyor. Resmen uyumak üzereyim. Kafam dağılsın diye şurada zıplayan koyunları mı saysam? Var değil mi orada koyun? Zıplıyorlar şurada değil mi? Çit de var. Var deyin. Var. Var orada koyun, vaar. Böhühü.

21.04.2009

gerginlik çıktı sayın seyirciler

Yahu günlük, nasıl dertliyim anlatamam, oturup ağlayacağım derdimden.

Yahu giriyorum mesela bazı bloglara zaman zaman, bakınıyorum şöyle kimler var neler var diye. Bir görüyorum ki 30 online falan var bloglarda, Oha lan. 30 online olur mu lan? Bu tip durumlarda oha lan diyorum, 30 online olur mu lan bir blogda. Bu çok acayip bir sıkıntı ya bu, geriyor insanı günlük. Gergin adamım ben, gerilirim böyle şeylere. 30 ya oha, 30 online olur mu lan?

Mesela, yorumlar da ayrı. 150 tane yorum. Oha ya, 150 tane yorum yazılır mı ya bir yazıya. N'oluyor lan? 150 yorum falan görüyorum bazen okuduğum yazıda, yazıyı çok beğenmiş olsam bile yorum yazmıyorum bu sefer, oha lan 150 tane yorum yapılmış. Bir de ben yapıcam 151. 151 tane yorum olur mu ya? 151 yorum yapıldıysa kim bilir kaç online olmuştur bu yazıda? Oha lan. 30'u geçmiş bile olabilir. 40 bile olabilir mesela. Oha ya.

Allah'ım bu nasıl bir dert? Psikolojimi aldı benden.  :]

Hadi bak içimden geldi sana bir şarkı önereyim giderayak.
"Your Vegas"tan "Your Vegas".

Portakallı limonlu tavuk suyuna şehriyeli ördek fonksiyonu

Lan günlük acayip rüzgar var dışarda. Uçan meşe dallarından birisi camdan girip kafatasımı çatlatacak diye düşünmüyor da değilim hani. [Uçan meşe dalları, bu ne ya?]

O değil de, portakallı limonlu suya tavuk suyu terbiyeli şehriye çorbası diye bir şey var ki, benden içeri. Ben diyeyim sen dinle. Beni benden alan yar bu cefadan usanmaz mı?

Geçtiğimiz günlerden bir gün [mesela dün] valide hanım, evdeki portakalları ve limonları limon sıkacağında sıkaraktan böyle vitamin deposu diye adlandırabileceğimiz ilginç bir sıvı çıkartmış. Aynı dakikalarda ocakta kaynamış da soğumuş olan davıkların [evet tavuk] da suyunu alıp bir cam şişeye doldurup bekletmekteymiş. [Acayip not: Tavuk suyunun rengiyle limon suyunun renginin dayanılmaz renk benzerliği] Evet, sevgili valide hanım da bu benzerliğe dayanamayıp, bütün suları tümegidim mantığı çerçevesinde aynı ortamda sosyalleşmeye bırakmış. Unutkanlık da diyebiliriz, dalgınlık da diyebiliriz, ahaha ne komik de diyebiliriz. [Ki ben öyle diyorum.]

Sonra efendim bu karmaşık yapı [Bkz: Portakal, limon, tavuk suyu] bir gün boyunca buzdolabında bekleyince tabi salmış kendini. Yağlar yukarılarda toplanmış, portakallar aşağıya çöreklenmiş, böyle nörolojik araştırma yapılan laboratuvarlardaki perte çıkmış beyin dokusu gibi bir görüntü almış. [Süperefekt: Böğjk]

Olayın farkedilmesi ise bu karışım suyun içilmek istenmesiyle ortaya çıkmış. [Ayrıca gün boyunca aranan tavuk suyunun nerede olduğu sorunsalı gerçekten evde soğuk rüzgarlar estirmekteymiş.] Dolaptan çıkarılan şişedeki bu eşsiz manzara karşısında donakalan valide hanım, ne yapsam ne yapsam diye girmiş derin derin düşüncelere. Hayır yani bayağı da kütlesi çok olan bu sıvıları dökmek, gerçekten büyük ziyanlık olacakmış. Atsan atılmaz, satsan kimse almaz modu. Haliyle birşeyler yapmak gerekliymiş.

İşte bu anda tüm tat duyusunu bizler için feda eden anne hatun, bu garip sıvının tadına bakmak gibi ulvi bir görev üstlenmiş. Evet, aslında tadı o kadar da kötü değilmiş. [Hem de yağlı yağlı, içimi kolay.] [Üsperefekt: Böğük]

İşte bu anda kafasında bir ışık yanan anne hatun, oğlunun ne zamandır sorup durduğu, tüm sülale toplantılarında dalgasını geçtiği, "ölüp gidecez bir portakallı ördek yiyemedik mirim" başlıklı serzenişlere konu olan şu portakallı ördeğe benzer bir şey yapmaya karar vererekten, portakallı limonlu tavuk suyunu, "ördek denktir tavuk" aksiyomundan hareketle, bir şehriye çorbasında birleştirmeye karar vermiş. [Evet]

Şimdi de oturmuş portakal yiyorum. [Len geliyor geliyor dışarda kalanlar da şimdi geliyor yanınıza bekleyin.] :]

Notumnotsunnot: Çorbalar içilip bitirildikten sonra bu hain planını bizlere anlatan anne hatuna buradan, "en özgün ve inanılmaz yemek tasarımı" ödülünü takdim ediyoruz. Gerçekten portakallı ördek yesem ancak bu kadar vaklardım.

Dahabirdipnot: Fena da değildi.


kırp idesi

- Acayip medikasyona ihtiyacım var.
- Meditasyon olmasın?
- Ha medikasyon ha meditasyon.
- Ajitasyon yapıyorsun bence.
- Defibrilizasyon da olabilir?

Hahaha defibrilizasyon ne lan? Nereden de geldi şimdi aklıma. Şu anda emin ol günlük kelimenin anlamı hakkında hiçbir fikrim yok. De-fibril falan olduğuna göre bir şeyin tersi ya da olumsuzu gibi olabilir diye düşünüyorum. Ki işten gelmiş sulanmış bir beyinle de düşünecek başka bir şeyim kalmamış gibi bunu düşünüyor olmam beni cidden üzüyor. Üzmüyor da geriyor. Yok germiyor da ne bileyim saçma yani, mesela kırp idesi.

Mesela, gelir gelmez buzdolabında donmaya yüz tutmuş kırp idelerini ideledim 2 tane. Bana mısın demedi. Karnım aç ulan.

O zaman medikasyon yemek yemek midir? Yemek yemek de bir garip zaten. Yemek yemek. Yemek memek. Yemek memek yemek. Yemek ya da yememek.

Tümegidim. Bitüm. Bütün. Bütan. Satürn.

Hahaha defibrilasyonmuş zaten.

Yemeğe doğru yollanırken ayaklarım istemsiz, şu şarkı geliyor sevgili günlük sana en derin yerinden okyanusların. 

Nonpoint - Skin




























19.04.2009

Paylaşmak Güzeldir


Cartoon Network, TOÇEV ve Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte yürütülen bir kampanya.

Özü: ["Paylaşmayı Seven Parmak Kaldırsın"  projesinin misyonu toplumsal değerleri hatırlatmak, kitap okuma alışkanlığını geliştirmek ve paylaşma bilincini oluşturmak başlıkları ile 3 ana temada toplanıyor.]

Kitap okuma alışkanlığı henüz tam olarak yeşermemiş birisi olarak [bu ben oluyorum] bu tip bir kampanya gerçekten beni çok etkiledi. Özellikle siz sevgili çocuklar, ülkenin dört bir yanındaki minik kardeşlerinize elinizdeki fazla olan kitaplardan bir kaç tanesini gönderebilirsiniz. Bu konuda anne babalarınıza akıl vermenin vakti geldi bence. Ya da öğretmenlerinize.

Çok hoş bir reklam ile de süslenmiş bu kampanyayı desteklemek istedim ben de.

Gönderim adresi: [TOÇEV - Sanayi Mahallesi, Atlas Sokak, No:3, Kağıthane - İstanbul]

Kampanya için ayrıntılı bilgi: Tıkla
Reklamı izlemek için: Tıkla

Endipnot: Anne babaların çocuklarına paylaşmanın nasıl bir şey olduğunu öğretebilmeleri için de çok güzel bir fırsat aslında bu kampanya. Ve de öğretmenlerin okullarda. Hani çünkü, yeni nesil onların eseri olacak demiş ya Ata'mız, bence bu konuda biraz daha fazla iş düşüyor öğretmenlerimize.

Kuzguncuk Kalmasın

Sevgili günlük, yahu dün acayip bir olay geçti başımdan anlatsam inanmazsın. [Niye inanmıyorsun len?]

Dün Taksim'e gitmiştim, güya kendime elehtrogitar kursu bakacaktım, ama olmadı, zaman yetmedi, arkadaş kitlesiyle buluştuk falan, neyse, sonra dönüşte Beşiktaş'a kadar yürüyüp ayrılıyoruz arkadaşlardan, Mimar Sinan'ın yanında bir iskele var, bilenler bilir, bilmeyenler de öğrenebilir. Hadi bana eyvallah deyip, mavi saplı parmak akbilimi basaraktan dorillong sesleri eşliğinde bekleme salonuna girdim. İkiye bölmüşler salonu, bir tarafa doğru yukarıdaki led ekranda Üsküdar yazıyor. Diğer tarafta bir şey yazmıyor. "Aaa" dedim içimden "Üsküdar'a da mı sefer koymuşlar buradan, ne güzel." 

Sonra efendim, vapur yanaştı, güzel sesli anonsiyer [var mı böyle bir kelime?] ablamız "Şu anda iskeleye yanaşan gemi Kuzguncuk muzguncuk agucuk gugucuk falan..." şeklinde bıdırdamaya başladı. İç sesim iyice şaşırmıştı, "Ooo Kuzguncuk muzguncuk baya çok sefer varmış buradan."

Sonra, kapılar açıldı, salondaki herkes gemiye doluştu. İşte o anda benim jeton düştü.

Len normalde, buradan aslında Kadıköy'e sefer olmalıydı, ve sadece içerdeki kişilerin bir kısmı bu gemiye binmeliydi. Ne olmaktaydı? Bir işler dönmekteydi.

Herkes binip, kapılar kapanıp, ben ve yalnızlığım iskeleden ayrılmaya çalışan gemiye şaşkınlıkla bakakalırken, bu derin sessizlik görevlinin "Kuzguncuk kalmasın!" nidalarıyla parçalara ayrılarak parlak yer döşemesinde gürültüyle şangırdadı.

Tek başınalığın verdiği mahçup hüzünlü ifade ile görevliye yaklaşarak, "Buradan Kadıköy'e seferler kalktı mı?" diye sordum. Aldığım cevap ise ürkütücüydü. "3 ay önce. Artık ilerideki iskeleden kalkıyor Kadıköy'e"

"Oha" dedim ya, "3 aydır gelmiyor muyum ben buraya?" :] 

Adam tabi benimle fazla muhattap olmadı, nazikçe kapıyı açıp, -ya yürrü git- gibisinden aşağılayıcı ve ilgisiz bir tavırla bana yolu gösterdi. [E iyi de kardeşim akbil bastık biz, yok mu bunun bir hâl çaresi? Yani tamam kendi angutluğumuzdan girmiş olabiliriz, ama bu tip insanları koruyacak bir kanun olmalı, devlet bence buna bir el atmalı. Nerede bu devlet?] 1 lira küsür kuruş için fazla muhattap olamazdım adamla, bastım diğer iskeleye gittim.

Garip bir aktarma mantığı var İDO'nun. Binemediğim Kuzguncuk vapuru için, Kadıköy vapurunda aktarma indirimi aldım. Sistemin bir bug'ı var sanırım. :]

18.04.2009

Bana Bunlarla Gelme

Güya yatıyordum. 

Tam çıkmak üzereydim ki, sevgili MSN'imizin penceresinin altından bana yaptığı duyuruları gördüm. Kayıtsız kalamadım.



Haydar'a bak ya? Kimsin lan sen? Kelle gibi sırıtmış bir de.
:]

Yok başlık maşlık

Artık iyice yatasım gelmişken ve göz kapaklarım son demlerini yaşıyorken bilinçli, kafam yana yatık halinden düzelemiyorsa ve tek bir tuşa basmak için bile aşırı efor sarfediyorsam klavyeden, kollarımı kaldıracak takatim yoksa ve ağrıyorlarsa artık masaya dayanmaktan, bir tek şu şarkıdır hâlâ yatamaşımın nedeni. 

Bu kadar sulu bir beyinle bu kadar devrik bir cümleyi tek seferde kurabildiğime göre, [ee yani?] keşke bunu da bir yere bağlayabilseydim. Demek ki buraya kadarmış.




























"Seether"dan geliyor, "Needles"

Geldi.

reklamlarfalan

Evet sevgili günlük, 

reklamlarfalan.blogspot.com'u şu an itibariyle açmış bulunmaktayım. [Gecenin körü olabilir evet farkındayım.] İlk kayıt olarak da, son zamanların en itici reklamı ödülünü alan Sütülü Kut reklamını girdim. Ahaha, doğru düzgün yazamadım bile, o derece itici yani, evet Kutulu Süt olacaktı.

Tüm reklam camiasına, vatana, millete hayırlı uğurlu olsun.

Tabi ki bir de buton hazırladım, isteyenler basabilsin diye. :]


[Buyurunuz buradan basınız.]

17.04.2009

Monitoring

Şimdi mesela bugün yolda gördüm günlük, papatyalar falan açmış bayırlarda. 

Böyle zamanlarda hatırlıyorum aslında kışı değil de baharı daha çok sevdiğimi. Hatta yazı.

Sonra kar yağdığında unutuyorum tekrar, bir dahaki bahara kadar.




























[Bu da ilk aşık olduğum şarkıdır.]

16.04.2009

İnternet patladı

Bazı isteklerim olabilir

Yani günlük şu anda şöyle biir uzun koltukta uzansam, oradan, camdan mesela bir rüzgar esse, elimdeki portakal suyunun üzerindeki şemsiyeyi döndürse, sonra pipetle [pipettir onun adı] iki fırt çeksem portakal suyumdan, sonra uzanıp yanı başımdaki sehpaya koysam bardağı, şu boynu bükük pipetlerden olsa, akordionvari. Ne de çok severim akordion boyunlu pipetleri. Bardağı koyduğum yerin hemen yanında da lays olsa bir tabak, acayip severim çocuk gibi yerim lays'i ben. Çatur çutur yesem. O arada mesela yarın Cuma sanarken aslında Cumartesi falan olsa. Hatta en uzun gün Cumartesi'ye denk gelse. Şöyle bir de fonda hafiften bir müzik çalsa, serin serin, tüm algılarını kapasa. Seni şöyle bir yoğursa, yağmalasa. Nasıl olur biliyor musun? Acayip güzel olur.

Evet bu istek kipi bol yazımıza burada son verirkene, içerde tepişen yeğenlerimin sesleri geliyor. Aaa lost izlicektim ben günlük, bır bır bır deminden beri akıl bırakmadın, şşş kes.

15.04.2009

Ana bilgisayar çözümleniyore

Bir reklam var. Çok içmesem de son reklamı gerçekten çok çok çok iyi şu kokakolanın. ( 102 + 0 ) / 2 = 51
"Hayatın tadını çıkar."

Ulan çok acayip film şu babamveoğum. İnsan farketmeden ağlar mı yahu?
"Baba nereye gidiyosuun!?"

Bir şarkı bu kadar mı güzel başlayıp, bu kadar mı berbat edilir. Bu ne ya? Sesleri büzüşesiceler.
"Silverchair - The Greatest View"

Hayır. Yapma. Basma.



























"As I Lay Dying - Meaning In Tragedy" :]

Anormal

Sevgili günlük, şu anda elime tamamen istemsiz olarak geçmiş olan Adam Fewer'ın Olasılıksız kitabının pdf halini [Bak bu zengin isim tamlamasıdır. Adam Fewer'ın Olasılıksız kitabının pdf hali ohha, hem de ne zengin.] şu düşük çözünürlüklü ekranımda okumaya çalışırken, kulaklığımda ise kulak zarımın dayanacağı en yüksek ses seviyesinde Avenged Sevenfold - Remenissions çalmakta.

Şunu itiraf edeyim, okuduğumdan hiçbir şey anlamıyorum. Oleeey.

13.04.2009

Banakar


Banakartat bebeğim. Kartat ki ben de seni rahat unutayım.
Banakartart sonra. 2 kilo falan olsun. 

Eklemezsem hiçbir şey olmazdı [zaten hiçbir şey olmuyor] ama o son içtiğim koyu çay resmen bana kelebek etkisi yaptı. Bir de şu şarkı. 

Eskiden posta kartları vardı be günlük. Ulan ben çok severdim onları. Doğru düzgün kimseden posta kartı almamış birisi olarak bu ne platonik bir sevgidir var onu sen hesap et. 

Web'de şeyler başlamıştı bir ara, postcard gönderimleri, maille. Oturduğun yerden, tık tık gez siteleri, bul postcard'ları. Ona buna yolla, not ekle.

Ya düşünsene insan sana İtalya'dan posta kartı atmış, ne demek bu? Ulan 100 100 en az 200 euro bir kere yola verse, en az 200 euro'luk kart demek o. Ulan değere bak. Mailmiş, tık tık'mış, hatırlamak yetermiş, hızlı yaşammış, modern station'mış, yetmez abi, maille hatırlama beni, facebook'tan dürtme. Arkadaş listene mistene de ekleme.

Banakartat. 

Dinle.



























"Beirut - Postcard from Italy"

Miscellanebilmemne


Yahu şu vinamp'ın, playlisti başlığa göre listemele özelliğini yeni görmüş olmam benim bizat kendi angutluğum mu? Yoksa bunu hâlâ farketmeyenler var mı? Bir ben mi farketmedim bunu?

Hayreting. Şaş şaş da kal.

Sorted

Ucuzdan pahalıya sıralanan hedeflerimiz var hep günlük. Değişeceğini de çok sanmıyorum. Şurada otumuş ekran başında beynimi çürütürken düşündüğüm şeyse yine aynı. Acaba hangisi? Neye göre sıralamalı?

Sonra bir yudum çay, koyu. Sonra bardağın seramik çay tabağında çıkardığı ses. 

Geçenlerde Taksim'de bir bardağım. Ne içersiniz diye sordu garson efendi. Kahve dedim sütsüz şekerli. Gitti geldi, filtre kahve mi demek istediniz yani dedi. Ulan ne bileyim filtresini miltresini, kahve işte. Filtrelemiyorum ben düşüncelerimi. Filtreleyemiyorum.

Hayatımızdaki önceliklerimizi neye göre sıraladığımızın çok da farkında değiliz aslında. Hayatımızda öncelikler var mı onun bile farkıda değiliz aslında. Aslında hayatımız var mı onun bile farkında değiliz aslında.

Mesela iş hayatında mailler gelir insana, kimisi acil önceliklidir böyle kırmızıdır falan. Bazısı normal önceliklidir mavidir. Bazısı önceliksizdir rengi bile yoktur. Yapılmasa da olur gibi. Boşver gibi. Salla gibi. Sil gitsin gibi. Önceliksiz. Ne güzel bir kelime. Ne kadar huzur veriyor insana. 

Şimdi bu kelime gibi insanı garip bir huzura bir boşvermişliğe iten bir şarkı geliyor.
"Beirut" söylüyor, "Interior Of A Dutch House" diyor. Bizde böyle bitik bitik dinliyoruz, neredeyse uyuyacağız. Hatta uyumalıyız.





























12.04.2009

acayip saçmacayip garip

Sevgili günlük, hayatta hiçbir şey taze yapılmış bir sütlaçın [aslında sütlacın olması lazım ama ben vurgu artsın diye ç'nin üzerine bastırkitın.] yerini tutamaz. Yok devenin nalı. Amma attım. Ama güzel yani yeni yapılmış sütlaç. Böyle hem sütlü tatlı hem pilav yer gibi acayip bir ikilem. İnsan ne yediğini ne yaptığını şaşırıyor. Hayatını mayatını sorguluyor. Bir garipsiyor böyle olanı biteni. Acayip yani.

Sütlaç dedim de, hani yemekteyiz diye akıllara zarar bir program var, bu programda Karadeniz bölümü yapmışlardı, o bölümde birinci olan kadının yaptığı bir sütlaç vardı. O neydi yahu öyle. Hayatımda görmedim, hayatımda yemedim. Hahaha, komikti vesselam. Hele bir de pilot gözlükleri olan tüm Türkiye'nin sevgilisi olduğu iddia eden bir adam vardı. o kadar hızlı konuşuyordu ki, cidden pilot sanmıştık biz ilk gördüğümüzde. Ki zaten adam da baya uçmuştu havalardaydı böyle. Zaten öğrendik ki kafabirmilyon havayollarındanmış kendisi. O da ayrı bi garipti.

Az önce empedört player'ıma format atmak zorunda kaldım, acayip bir duygu var içimde, sanki bir daha açılmayacakmış, bir daha uzun yolculuklarımda bana eşlik edemeyecekmiş, zırt pırt şarjı bitip beni çileden çileye sokamayacakmış gibi hissediyorum. Sanırım ben manyak mıyım neyim.

Bazen de keşke cep telefonu alırken 3.5mm'lik kulaklık girişi olan bir telefon alsaymışım diye acayip içerliyorum kendime. İçin için içerliyorum hem de öyle böyle değil.

Yakınsak ıraksak kavramları vardı eksiden yahu, ne acayip kavramlardı onlar öyle. Optik ilminin en salak ikilisi gibi gelirdi bana. Acaba bu sarmısağı yakınsak da mı koklasak yoksa ıraksak da mı doğrasak gibi mesela. Çok saçma. Sonra 4 numara miyop gözlükleri takınca aklım başıma geldi. Oh poor me.

Şimdi burada bir karfur var, adı maltepe karfur. Bu karfura gitmem lazım ama inanır mısın hiç  evden çıkasım yok. Halbuki hava da bir o kadar güzel, etraf da bir o kadar cıvıl cıvıl. Ama işte insan bu acayip. Hiç çıkası gelmiyor bazen. Çok garip. Garip yaratıklar şu insanlar.

Evet pazar pazar güzel bir şarkıyla bu garipliği bitirelim.

inkubusdanlavhörts.

[Ekleyemiyorum zira linkini bulamadım. Arasam bulurdum aslında ama aramadım. Linkin gelip beni bulmasını bekledim. O da gelmedi. O zaman bu linke, bekledim de gelmedin şarkısını armağan edelim hahehıhihohöhuhü] Linkin dedim de aklıma Linkin Park geldi. Bak mesela bu da çok saçma.

Yok onunla bitirmeyelim. Vazgeçtim düşeyazdım. Yeni bir şarkı geliyor.

blokpartidenbanküt. :]





























denedikgorduk

Günlük, 

"denedikgorduk.blogspot.com" blogumu bu sabah itibariyle açtım. Deneyip gördüğüm şeyleri bundan sonra internet günlüğümün dengesiz sayfaları arasında değil, bu şahsına münhasır tasarlanmış öpözel blogda yazacağım.

Vatana millete hayırlı olsun.

Bir de buton hazırladım isteyenler basabilsin diye.

[Bakın buradan yakın]
:]

Anouk'uz Anouk'sunuz Anouk'lar



Sevgili günlük sana bugün, tanıdığım en iyi kadın vokalin adını vereceğim. Evet veriyorum. Adı Anouk. [Anuk diye okunuyor c ile yazılmıyor.]

Şimdi, aslında bizim aileler zamanında komşularmış burada, birbirlerine helva falan yapar, kurban bayramlarında ettir buttur böbrek dalak falan böyle bildiğin komşuluk ilişkileri falan sürdürürlermiş. Babam anlatırdı, bunun babası acayip tavla oynardı falan diye. Biz doğmadan taşınmışlar bunlar Hollanda'ya mı ne. Oraları çok bilmiyorum, zira doğmamıştım çok. Telefonla görüşüyorduk bir ara, sonra tel faturası kolbastı gibi gelmeye başlayınca, mektuplaşmaya falan başladık. Baya bir süre öyle takıldık mektup falan. Sonra sonra baya sonra, 1997 yılı falandı bu bi geldi Maltepe'ye. Pat diye karşıma çıktı. Evden çıkmış kendime patlayan şeker almaya gidiyordum. Çat dedi enseme bi tokat geldi. N'oluyo lan dememe kalmadan, aa bi baktım Anouk. Lan hoşgeldin dedim bi tane de ben çaktım ensesine. Sahilde mantı yemiştik. Benim pasaportum yoktu o zamanlar, e tabi, yani Avrupa görmüş koca kadın olmuş o da, müzik piyasasına falan girmiş. Albüm çıkaracakmış, ille getirmiş, aman önce sen dinle, sen dinlemeden çıkartmam bu albümü. Yahu Anukcum dedim, sen yapmışsan olmuştur zaten, dinlememe gerek yok. Yok olmaz ille dinleyeceksin diye tutturdu sahilde kayaların üzerinde oturuyorduk. Baktım titriyor, ceketimi çıkarttım verdim, üşüdün mü dedim. Yok heyecandan titriyorum dedi. Ulan ne diyeyim şimdi, resmen yıktı beni. İyi madem dedim. O zamanlar tabi empeüç player falan yok. Bildiğin sony walkman'le kasetin açılış parçası bu olacak dedi, şu aşağıdaki [en alta ekleyeceğim] parçayı dinletti. 

Oooaaahhhhhaaaaaaaa demiştim ilk duyduğumda, oha lan dedim n'apmışsın Anukcum sen böyle. Beğendin mi dedi, gözlerimin içine baktı, yahu dedim beğenmez miyim, hayvan gibi şarkı yapmışsın. Oh dedi beğendiğine sevindim. Herşeyi zaten senin için yaptım falan dedi. Nasıl yani demek istememe kalmadan, ağzımı kapattı. Şşşş yaptı. Şşşş'tim ben de.

Klip çekeceğim bu şarkıya nasıl olsun dedi. Ben de sarmısaklı olsun dedim. Anlamadı tabi. Ama sonradan izledim beğendim klibini, güzel olmuş. Zaten mantının yoğurdundan bahsediyordum ben de, anlamaması doğal. Ki o zamanlar ingilizcem de tofıl seviyesinde değildi, gerçi şimdi de değil. Anlattı bayağı bir şeyler, yok Hollanda böyle, yok Amerika şöyle. Anlat anlat dedim ben de, mantılar geldi o ara, ikimiz de sarmısaklı yoğurtlu yağda çevrilmiş acı kırmızı biber soslu mantılarımızı yedikten sonra, ayrıldık, zaten akşam olmuştu, uçağı varmış saat 20:00'de, hadi dedim selametle git. Taksiye binerken arıycam falan dedi gözleri dolarak, şşşş yaptım ben de ağzını kapattım, şşşş'ti o da. Sonra benim ÖYS'ye falan çalışmam lazımdı, fazla zaman ayıramadım Anukcuğuma. Zaman ilerliyor benim sınavlarım yaklaşıyor o ise müzik piyasasında ilerlemeye başlıyordu. Duydum ki ön dişleri kırılmış klip çekerken sanırım, altından ön dişler yaptırmış kendine. Resimlerini göndermiş postayla, nasıl ön dişlerimi beğendin mi, senin için kırdım diyor. Manyadı iyice, ayrıca hiç beğenmemiştim ön dişlerini. Ben de cevap yazdım. Keşke kırmasaydın, eskiden daha iyiydi diye. Altından ön dişlerin de hiç güzel olmamış kusura bakma ama dedim. Alındı tabi, doğruları söyleyince biz kötü olduk. Ya bir de çevresindeki ayaktakımı sürekli yok şöyle yok böyle diye laf taşıyorlarmış, halbuki hepsi safsata. Ama işte arada mesafeler de olunca, görüşemeyince baya bir dağıldık. Sonra ben üniversiteyi kazandım. Başka şehirler başka insanlar. O da şan şöhret para pul derken, hafiften eroine kokaine falan da başlamış dediler. Bilmiyorum, o aralar görüşmüyorduk artık. Arada bir hâlâ yurtdışından bilinmeyen bir numara çağrı atıp durur sabahın köründe. 

Seviyordum ben bu Anuku.





























:) Hahaha kafam hiç mi hiç yerinde değil gördüğün gibi sayın günlük. Tamamen hayal ürünü olan şu gördüğün yazı yüzünden Anuk beni dava etse yeridir. Ama yapmaz. Sonuçta ailelerimiz komşuymuş bizim, bi hukukumuz var yani.

:]

11.04.2009

Aksiyon Motivasyon

Sevgili günlük, günaydın mı? Ben günaydım.

Günayır günaymaz da sana bir şarkı ekleyesim geldi, zira acelem var, birazdan çıkarimasu ben.

Al sana süpremdelüx bir şarkı.

10 Years - Actions and Motives




























9.04.2009

crosssection of the earth

- Yani senin üzerinde gezen mor noktalar yok mu şimdi cidden?
- Hayır yok.
- Aboow.

Başlıkla ilgili hiçbir fikrim yok. Aklıma ilk gelen ingilizce bişeyleri öyle attırdım gitti. Ama havalı oldu bak şimdi tekrar bir okuyunca hoşuma gitti. Ne anlama geliyor acaba diye yazarken hiç düşünmedim. Şimdi düşünmeye başladım.

Yuha, "dünyanın kesiti" demekmiş. Yahu durup dururken insanın aklına bu gelir mi be.

Madem öyle, ilkokulda okuyan kardeşlerimize bilgi pıtırcığı olsun, okusunlar öğrensinler: 

Yavrular, dünyanın kesiti demek yani dünyanın üzerinde seçtiğimiz birbirinden farklı iki noktadan [birbirinin aynısı iki nokta olabilir mi?] geçirdiğimizi varsaydığımız düzlemle bölmek demektir. 

Mesela noktalardan birisi Eyfel kulesi olsun [ki Fransızca en gıcık olduğum ildir, il değil dildir, oradan bana yarım kilo salam dildir. Hatta bugün lostunbeşincisezonununonikincibölümünde de izledim, yok abi, ters bize bu Fransızca, uymadı.], ikinci nokta da mesela Dubai'deki yelken otel olsun, [Ulan hela muslukları bile altındanmış oranın da, nasıl bir fetiş boyutu var bu arapların anlamadım.]. İşte bu iki noktayı birleştiren bir doğru olduğunu varsayalım, zaten boşlukta iki noktadan bir doğru geçer. Evet olmadı, 3 nokta olması lazımdı o zaman. 3 noktadan bir düzlem geçer çünkü. Üçüncü noktamız da, şey olsun, Kuzey Kutbu olsun. Orada mesela vahşice öldürülen fokların bıraktığı kan izlerinden birisini alalım, [Oha yavrum sosyal mesaja bak.]. İşte bu üç noktadan geçen düzlem, dünyanın ebesini beller afedersin.

Kabak gibi ikiye ayrılan dünyanın o düzlemle kesişen alanı işte dünyanın kesitidir. Yani crosssection of the earth'dür. Okunuşu da krossekşınofdıört'tür. İstanbul'un plaka kodu otuzdörttür. Sabah sabah hayvan gibi kornaya asılanlar da tam anlamıyla birer g*ttür. [Sosyal mesajı alamadım diyenler, ban angutum yazıp 3131'e mesaj atabilirler. ]

Evet sevgili yavrular, bu yazıyı okuduysanız cidden geleceğiniz açısından endişe duymaya başladım şimdi, o yüzden toparlıyorum. Gidin ders falan çalışın, kitap mitap okuyun. Gezmeyin aslanım böyle internette saatlerce. Yürrrüüyün bakiym. Bi daha da görmeyeyim sizi burada.

:) Neyse neyse, tamamen amaçsız ve zaman geçirmek için yazılmaya çalışılan bir şey okudunuz. Hatta bu yazılanları da okuyorsanız, valla da okudunuz demektir. Size helal olsun demekten kendimi alamıyorum. Kaybettiğiniz vaktinizin sadece yüzde ellisini kabul ediyorum, geri kalanından eski Mısır firavunu 3.Gonzales sorumludur.

8.04.2009

kafakontak

Kahve çay kahve çay kahve çay kayçe vay çayve kay kayfe hay…

Laan, yoruldum be.

7.04.2009

Sana bu satırları...

Sevgili günlük, sana bu satırları, evet, sana bu satırları diye başlayan bir cümleyi ne zaman kuracağım acaba diye çok merak ediyordum, acaba ne zaman sonuna gelecek, ne zaman bitecek diyordum. Daha önce herhangi bir yazıma "sana bu satırları" diyerek başladım mı bilmiyorum, büyük ihtimalle başlamamışımdır. Başlamış olsaydım hatırlardım.

Evet günlük, ne diyorduk, sana bu satırları bir daha dönmemek üzere yazmıyorum. Ama bazı şeylerin ne zaman biteceği tamamen anlıktır, o an gelir, "ya" dersin "n'apıyorum ki ben bununla" yani nereye kadar gidecek.

Sonra bir arayış içine girersin, daha iyisi, daha güzeli, daha hızlısı, daha heyecanlısı falan...

Evet günlük, işte bu yüzden sana bu satırları yeni internet tarayıcım Google Chrome'dan yazıyorum. :) Gerçekten takdire şayan bir güzelliği var. Oldukça basit, yormuyor beni, ayrıntılara boğmuyor. Hızlı mı hızlı, ayrıca az yakıyor, fazla masraf çıkarmıyor. Daha yeni tanıştık, bakalım nereye kadar gider bilmiyorum. Bırakınca söylerim. 

:) Bence çok güzel oldu. [Intenet Explorer'a da vefa borcumuz var tabi. Varsayılan tarayıcımız olarak çalışmaya devam edecek. Bir çırpıda silip atamayız, o kadar yaşanmışlık var sonuçta. :)]

[dipnotmipnot: Mevcuttaki tarayıcıların çoğunu tek tek denedim bugün. Ve sıralama yapıyorum, Chrome, IE, Firefox, Safari, Opera.]

6.04.2009

Sam ironik tings

Ben aslında hiç sen değiller.
Onlar ise hiç ben değilsiniz.

[Görüldüğü gibi kafam yerinde değil. Bikoz der is samting rong vit mi.]


Hatalı işleyen bir şeyler oluyor bazen hayatta. Bütün analiz yeteneklerini de kullansan, hani derler ya, su yolunu bulur diye, ondan oluyor. Su yolunu buluyor ve çatımızdan kafamıza damlıyor.

Bu akşam bir haller oluyor bana günlük, baş ağrımı içtiğim onlarca çay bardak bile engelleyemedi, ki dün gece de doğru düzgün uyuyamadım, sanırım bu gece de uyuyamayabilirim, belki de uyurum, sırıtma döverim.

Ahahahahha, ulan ne yazmışım bak şimdi farkettim, onlarca bardak çay yazacağıma, onlarca çay bardak yazmışım. Yazarken aynı anda okuyabilme kabiliyetimi geliştirmem gerek. Üzerinde çalışıyorum. Bu konuda önce yazılmışları okumakla başladım. Ama çok ilerleyemedim. Bir kitap bulmuştum geçenlerde onlarca kitabın içinde, başlarsam devamı gelir diye düşünüp başlamıştım, gelmedi.

Dün rüyamda ne gördüm bak anlatayım da şaş şaş kal.

İlkokula gittiğimi gördüm, çanta manta hazırlayıp kapıdan çıkıyorum, sonra servis beklemek için sokağın başına gidiyorum. Servisi kaçırmışım sanırım çünkü saate bakıp "Bu saate kadar gelmeliydi" diyorum. Sonra eve gelip, "Ben bugün okula gitmeyeceğim" diyorum. Ve gitmiyorum. Sonra uyanıp işe gidiyorum.

İronik mironik hayat devam ediyor tüm saçmalığıyla.

:) (Gülelim geçelim, ki en güzeli gülüp geçmektir.)

5.04.2009

i am alive

Ölmedim günlük! Ölmedim!... :)

Bu süpersonik durumu hipersonik bir şarkıyla kutlayalım istiyorum. Bu nedenle şu anda faylstorıc'ıma yüklediğim şarkıyı birazdan da sana gömçürteceğim. [Şu file storage olayına Türkçe bir söylem bulamadım yahu, yanarım da ona yanarım. Dosya deposu demek istiyorum ama çok banal kaçıyor yakalayamıyorum.]

Aha da geldi şarkı, "Supergrass'tan Diamond Hoo Ha Man"

[Rahatlıkla dinlenebilir. Bu arada Chuck'ın bu hafta cnbc-e'de yayınlanan bölümünde çalan şarkılardan biridir.]

Uzun zamandır bu kadar çok televizyon izlemeye fırsatım olmamıştı. İyi ki de olmamış. Ne kadar boktan programlar var televizyonda.

Sıtar TV'de gecenin bir vakti, 4 tane dangalağın birbirine bir şeyler giydirdikleri ve puanladıkları abuk bir yemekteyiz çakması programa gözüm takıldı, hâlâ algım bozuk bu yüzden. Tabi ki biliyoruz hepsinin bir senaryo gereği oynadığını ama böyle de geyik bir senaryo olamaz yahu. Bir tane içi geçmiş mahale delikanlısı bıyıklı mıyıklı, bir tane homo bozması pırasa saçlı, bir tane kapalı kadın, bir tane de karakteri oturmamış orta yağlı bir kadıncağız vardı karakterler arasında. OK tamam gecenin bir vakti yayınlandığı için bir şey demiyorum. Ama çok saçmaydı be kardeşim, az biraz özenin bari yaptığınız işe. Hahaha, 15 dakika dayanabildim bu ruhsal durum traşlamasına.

Sonra EmTV'ye zapladım. EmTV'de de [ileride mutlaka ve mutlaka Türkiyede yapılacağına inandığım, çünkü böyle dejenere programlara pek bir meyilliyiz] Paris Hilton bacımızın yeni arkadaşını seçmek için yapılan garip programa rastladım. [ManHunt olayıyla ilgili de çok acayip tahminlerim var bu arada ona girmiyorum, çoluk çocuk okuyor olabilir blogu.] Paris bacımızın yeni BFF'i olmak için aptal Amerikan kızlarının klüplerde erkek avladığı bir bölümdü. Hahaha, ulan düşündüm de şimdi gerçekten tam Türkiyeye televizyonlarına uygun bir format. Bak ne olur söyleyeyim, şimdi mesela kim var bu aralar magazinel basında önde, X şahsiyet diyelim çoğunu tanımıyorum. Bu X şahsiyetin yeni arkadaşı olmak için bizim sersem kızlardan oluşan bir yarışmacı topluluğu oluşturulur. Bu X şahsiyet onlara görevler falan verir, işte şu bardan şu kadar adam getirin, bu barda şu kadarlık içki için. Ondan sonra tabi bir de puanlama, hem X şahsiyetin puanı, hem de aziz Türk milletinin SMS'leriyle haftanın birincisi seçilir, o da gider bulduğu adamla yatar. Olur bak bu, aha yazıyorum buraya. :) [Ola ki birisi bu fikri buradan apartıp da gidip ŞovTV'ye satarsa ona hakkımı helal etmiyorum :)]

Pazar pazar sabah sabah, yani öğlen öğlen, çok bayık konular bunlar, evet çenemizi yormaya değmez. Hepsini boşverin de, şarkı nasıl ama, süpertt.

İtirafım Geldi

Merhaba.
Naber?
Nasılsın?
Nasıl gidiyor?
Bu klavyeyle yazmak neredeyse imkansız...

[Evet, Yenisahra'daki Optimum AVM'deki MediaMarkt'taki MiniNetbooklardan birinde Word belgesi açıp bunu ben yazdım. İtiraf ediyorum. :)]

Tüm Netbook sahipleri için geliyor;
"The Ian Carey Project - Get Shaky"


O beybi, get şeyki.

Hain planlar

Sevgili günlük, bugün şu bikmek'lerle gelen muhtelif sayıdaki barbekü sosu, hardal, ketçap ve mayonezle birlikte, evdeki krem peynir, köfte, kıvırcık ve lavaş materyallerini kullanarak yiyecek bir şeyler yapmayı planlıyorum. Umarım ölmem. Ölsem de gam yemem. Yesem de umarım doyarım. Aç acına gitmem.

4.04.2009

For whom the world turns

The world is turning just for us...


no not. may be.

3.04.2009

Soruyum Sorusun Sorun

twitter ne lan???

Damage Done Salatası

Lan günlük, uzun zamandır iş dönüşü servisin sağ yamacına oturamamaktan kelli nasıl bir sıkıntı vardı içimde anlatamam. Ama bugün tüm dertlerimden kurtulmuş bahar kokulu aceyle durulanmış gibiyim. Çünkü şahin bakışlı 4 numara miyop gözlüklerimle sağ taraftaki o nadide koltuğu son anda görüp, oraya doğru hamle yapan emekliliği gelmiş msdos profesörüne uçan tekme sallayıp, o arka koltuğa doğru yuvarlanırken bense kahkahalar atarak işte oraya evet o koltuğa oturdum.

Manzaralı yollar hep hoşuma gitmiştir, Mecidiyeköyden de en güzel manzaralar sağ taraftadır dönerken Anadolu'ya.

Bu yazıyı aslında tangır tungur servisimizin kargacık burgacık koltuklarında yamuk yumuk el yazımla yazıp fotografını çekmiştim onu ekleyecektim sana, ama maalesef yapamadım, çünkü çektiğim fotograftan hiçbir şey okumuyordu. Bu da böyle sisli puslu bir hatıra olarak ilgili klasörde yerini aldı.

Sonra mesela o kadar.

Yok değil.

Bugün evde olmamamdan faydalanıp ev ahalisi evi terketmiş günlük. Bekar günler geri geldi. Vohha, "Damage Done" çalmaya başladı günlük, biraz ara veriyorum yazmaya.

Evet, ne diyorduk, ha, ben bugün salata yaptım. [Bunu mu diyorduk?]

Bekar erkekler için salata tarifi; Daha önceden yaprakları ayrılmış, yıkanmış ve havluya sarılıp buzdolabına konmuş olan kıvırcıklar alınır. Bıçak adı verilen bir alet var, bizdekiler genelde siyah saplı. [Ne zamandır bakıyordum, şu tahta kütüğe saplı duran 6 tane siyah sap nedir diye, onlar bıçakmış.] Kesmeye yarıyorlar. Tırtıklısı var, tırtıksızı var, kısası var, uzunu var, elalem her şey için ayrı bıçak üretmiş. Herhangi birini kullanabiliyoruz kıvırcıkları kesmek için. Keserken bir de altına tahta koyuluyor, ama isterseniz direkt tezgahın üzerinde de kesebilirsiniz bir tezgahınız varsa. Kestikten sonra, [biraz daha kes onları, çevir biraz da öbür taraftan kes] tabağa alıyoruz. Tabağa almak çok ilginç bir tanımdır. Tabağaal. Tabağa alınan kıvırcıkların üzerinde limon ve zeytinyağı gezdirilmelidir. Limonu zor da olsa bulabilirsiniz mutfakta, ama limon sıkacağını bulamayacağınıza 1'e 1milyon bahse giriyorum. Bu nedenle limon elimizle sıkılır, olduğu kadar. [Ya da soğuk espriler yaparak limonu sıkabilirsiniz, ama emin olun o limon bir daha sizi tanımayacaktır. Üstelik dostlarına da bahseder, bir daha ömrübillah limon sıkamazsınız.] Zeytinyağı genelde ortalık bir yerde olur, onu da biraz gezdirin tabağın üzerinde. [Öyle değil be, kapağını açın önce, sonra şişeyi baş aşağıya çevirin, viskozitesi düşük maddedir zeytinyağı siz çevirin o akar. Tekrar ters çevirmeyi unutmayın sonra.] İşte oldu mu size süpersonik bir salata. Hadi afiyet olsun. [Çatalla yiyin.]

İşte böyle bir salata yaptıktan sonra, çörba, kofte ve çamlıca üçlüsüyle yemeği tamamlayabilirsiniz.

Böyle bir sosyal soumluluk projesi kapsamında aç bekarlara salata yapmayı tanıttığımız bu faydalı içerik burada sonlanıyor. Siz siz olun bıçakla şaka yapmayın, kesebilir.

Fon şarkısı geliyor, Dark Tranquillity'den Damage Done tabiki.

2.04.2009

Train?

Yegenlerimden kaçmış bilgisayarımın başında oturmuş Don Thomas'ın, Ian Parton tarafından remix'lenen "Come On Train"ini dinlerken, küçük yegenim kapıyı kırarcasına içeriye dalıp, "Dayııı hadi tren oynayalım" dedi. [hohov muvın. hadi tren.]

Gel de oynama.