Türlü türlü insan var yahu. Şimdi misal oturmuşum yemek yiyorum, “Niye tatlı almadın?” “Hıı, meyve de almamışsın” “Niye almıyorsun?” “Güzel bak bu tatlı” “Hıı evet güzel o tatlı” gibisinden muhabbetlere muhatap oluyorum. Ama gençler inanın ben sizin kadar düşünmüyorum neden tatlı almadığımı, neden meyve almadığımı. :]
“Spontane [Bakınız sıpontaağne] öyle geldiği gibi ya, fazla kasmamak lazım. Canım ister alırım, canım istemez almam, canım istemez ama alırım, canım ister ama almam, yani ohoo bunların hepsini düşünecek olsak yemek yenmez” şeklinde bir açıklama yapayım diyorum, sonra yok boşver ya şimdi onla mı uğraşıcam diyorum, bi’şey demiyorum ondan sonra, “yok ben sevmiyorum fazla tatlı” diyorum, bu sefer de hiç mi sevmiyorum?
Bir de bak ne diyeceğim, kanat ızgara meselesi. Yahu ne saçma bir yemek şu kanat ızgara. [Ya tabi şimdi, bulan var bulamayan var şimdi öyle demeyelim de, ama bulunmasa da olurmuş ben direkt söyleyeyim sana. Çok gereksiz bir yemek yani.] O kadar uğraşıp didinip ayıklayıp iki gıdım bi’şey yiyorsun, sonra n’oldu, kanat ızgara yedim. Olur mu lan böyle eziyet. Uğraşırken harcadığım enerjiyi kurtarmıyor yediklerim.
Bu kanat ızgara olayı, tavukçuların çıkardığı bir fikir bence. Yenmezdi çünkü kanatları, ya atılırdı ya da kedi köpek. N’oldu tabi, gelişen sanayi ile birlikte global ekonomik dengelerin hassaslaşması, zengin ve fakir arasındaki uçurumun artmasıyla birlikte ortaya çıkan gelir gider dengesindeki bozulmalar insanların harcama alışkanlıklarını değiştirdi. [Oha :] ] E tabi en ucuz et de tavuk. Tavukçular da baktılar ki ulan tavuklar satılmıyor, satılsa da kanatları satılmıyor, elimizde patlamasın lan bu kanatlar habire masraf, bunları da satalım diyerekten, kanat ızgara diye bir mangal kültürü uydurdular oralarından buralarından sonra ooh gelsin paralar.
30.07.2009
29.07.2009
Down
Geliyooooooooooooor... Geliyooooooooooor... Geldi.
Allaaahım, en sonunda günlerdir aradığım şu şarkının orijinal kaydını buldum, nek-kadar mes'udum. Tarifi namümkün haller içindeyim günlük, amman dokanma bana.
Nhııaaaaaaaaaaaaaaaa
Dinle dinle. Off.
[Chimaira - Down Again]
Deaf
İşitme engelli insanların bakışları ne kadar çok anlam yüklü hiç farkettin mi günlük? Ne kadar çok dikkatli bakıyorlar. Ne kadar da bir şeyleri kaçırmamak için çaba sarfediyorlar bakarken.
Bi'şey diyeyim mi, hani her yerde atıp tutuyorlar ya bi'şey biliyorlarmış gibi, bakmakla görmek arasındaki fark falan, bakıyorsun ama göremiyorsun falan, hepsi hikaye sana söyleyeyim ben, bakmakla görmekle ilgili söylenenlere inanma, duyabiliyorsan hepsi hikaye.

Tüü
Yahu şu sikrıtsivi [servet cv] [yalnız, okunuşunu yazınca da harbiden bomba oldu] [ahahhaha, daha büyük bomba da secret yazamadım servet yazmışım onda oldu, tüüü senin kelavye kullanım becerine, tüü senin kelavye yazamayışına, tüüü hala kelavye, klavye klavye tüü, dilimde tüü bitti.] var ya, çıkacağım abisi ben bunun maille bilgilendirme aboneliğinden. Zamanında iş arayış sürecinde girmişiz hasbelkader, tamam zamanında çok da işe başvurmuşluğum vardır kendisiynen, ama ne yalan söyleyeyim hepsi de tırt çıktı yani. Şimdi de her sabah gelip de mail kutumu açtığımda tek gelen mailin sikrıtsivi’den gelmiş olması beni darım darım darlandırıyor. Lan sırf başka başka mailler gelsin diye abik gubik mail gruplarına üye olmayı planlıyorum, sırf mail kutum şenlensin, okumadan silerim zaten herhalde.
Varmış ama öyle bir hastalık biliyorsunuz değil mi, neymiş o hastalık, “mail kutuma mail geldi mi acaba huzursuzluğu sendromu”. [evet ismi az önce attım] Huzursuz mail kutusu sendromu. İnsanlar mail geldi mi acaba diye o mail kutusunun açılması sırasında bayağı bayağı bir huzursuzluk yaşıyorlarmış. Ulan geldi mi gelmedi mi, niye gelmedi, kimden geldi, geçen gün bir maili cevaplayıp 10 kişiye gönderdiydim acaba kaç tanesinden cevap geldi, mikrosoft da hala benim çeki göndermedi, halbuki o kadar kişiye de göndermiştim, cc’deki kadına özel mail bile atmıştım, lan nasıl huzursuzlandım bak şimdi, başlarına bi’şey mi geldi. [Bak, tipik sendromlu insan.]
Yabancı içerikli siteleri gezdikten sonra yerli içerikli siteler çok amatör geliyor be günlük, internete çabuk adapte oluyoruz da, şu profesyonel siteler konusunda hala ortaokul 3. Hadi bilemedin lise 2. [Böyle de tanımlama mı olur demeyin.] Misal bir “engadget” diye bir site var, [hay senin dil bilgini] bir de “techcrunch” diye bir site var [hay senin dil bilgini 2], şimdi buralarda yayınlanan haberlere bakıyorum bazen, sonra o gün içinde ya da ertesi gün “pat” bizim yerli sitelerde de aynı haberleri görüyorum. Tasarımları konusunda ise, evet demiştik henüz lise 2.
:]
Varmış ama öyle bir hastalık biliyorsunuz değil mi, neymiş o hastalık, “mail kutuma mail geldi mi acaba huzursuzluğu sendromu”. [evet ismi az önce attım] Huzursuz mail kutusu sendromu. İnsanlar mail geldi mi acaba diye o mail kutusunun açılması sırasında bayağı bayağı bir huzursuzluk yaşıyorlarmış. Ulan geldi mi gelmedi mi, niye gelmedi, kimden geldi, geçen gün bir maili cevaplayıp 10 kişiye gönderdiydim acaba kaç tanesinden cevap geldi, mikrosoft da hala benim çeki göndermedi, halbuki o kadar kişiye de göndermiştim, cc’deki kadına özel mail bile atmıştım, lan nasıl huzursuzlandım bak şimdi, başlarına bi’şey mi geldi. [Bak, tipik sendromlu insan.]
Yabancı içerikli siteleri gezdikten sonra yerli içerikli siteler çok amatör geliyor be günlük, internete çabuk adapte oluyoruz da, şu profesyonel siteler konusunda hala ortaokul 3. Hadi bilemedin lise 2. [Böyle de tanımlama mı olur demeyin.] Misal bir “engadget” diye bir site var, [hay senin dil bilgini] bir de “techcrunch” diye bir site var [hay senin dil bilgini 2], şimdi buralarda yayınlanan haberlere bakıyorum bazen, sonra o gün içinde ya da ertesi gün “pat” bizim yerli sitelerde de aynı haberleri görüyorum. Tasarımları konusunda ise, evet demiştik henüz lise 2.
:]
28.07.2009
Hır
Lan olm şu an var ya... Nasıl sinir oluyorum anlatamam... Lan bir uydu alıcısı insanı bu kadar zorlar mı be. Groaaaaaaaaaw. Grööaaawww. Grööaaaaaan. Grööaannnlaaannddd.
Osuruktan teyyare selam söyle o yare, hayır yani uydu da uyduya benzese içim yanmayacak. Ulan aşırı teknolojikti bana dar geldi yanlardan sıktı biraz dicem. Ama yok, kaç yıl önce alınmış hundayi marka bir uydu alıcı. Dünya yüzeyindeki ilk uydu alıcılardan biri herhalde. Version: Fossil. Şimdi resmen kendimle hesaplaşıyorum elin Çinli Koreli düdük uydu üreticileri yüzünden. Lan kendime güvenimi yıktınız laayn. Yani şimdi şöyle diyeyim, bu elektronik aletlerle benim aram hep iyi olmuştur günlük, ben biliyorum kendimi, tuşları varsa bir şekilde çözerim ben onu. Nasıl olur ya? Hangi idiyot programcı programladı seni bilmiyorum ki, yani ne kadar zor olabilirsin, daha ne kadar sorun çıkartabilirsin bana bilmiyorum.
27.07.2009
Kısa Askerlik Şeysi
Sevgili günlük, hem dolaşırken bir kaç blogda gördüm, hem de sağda solda gidecekleri görünce yahu dedim vatana millete bir fayda olsun, gençler nereye gittiklerini bir bilsinler, ne umduk ne bulduk buldumcuk olduk olmasınlar diye askerlik dosyasını açmaya karar verdim. [Amman ne iyi ettin, bir bu eksikti.]
Şimdi askere gidecek olan siz sevgili dostlar, [tabi bir dipçik notçuk; (dipçik diyorum bakın dikkat, bunlar hep amaçlı göndermeler, hahaha) kısa dönem askerlik yapan birisi olarak diğer türlerini çok fazla anlatmayacağım.]
Bu yazımızda, kısa dönem askerlik nedir ne değildir, bir erkeğin askerlikten beklentileri ne olmalıdır, askerde neler yapılır, ne yenir, ne içilir ve kim kimdir konularında çeşitlemeler sunmayı düşünüyorum sıkılıp bırakmazsam.
Şimdi herkes askerlikle ilgili bi'şeyler anlatır durur, aman şöyle yapma, aman böyle yapma, askerde şöyle şöyle yapanlara böyle böyle olur, bizim bi' bilmemne başçavuş vardı hepimizin ecdadını afedersin, gibisinden herkes bir bok biliyor gibi sallar durur. [aaa sen sanki çok farklı sallıyorsun şimdi] Yok ben sallamayacağım şimdi. Eğitim notları bunlar. :]
İlk öncelikle şunu belirteyim, cep telefonları çoğu asker ocağında istenmeyen tüy gibidir. Ben saklarım, çorabıma sokarım, donuma sokarım, olmadı gö-stermeden duvardan atarım falan diyorsanız unutun efenim onları, ayrıca da sokmayın oranıza buranıza. Girişte toplarlar belki de toplamazlar, üzerinizde görürlerse alırlar, belki de almazlar, hatta sorarlar sim kart falan da var mı diye, belki de sormazlar, işte böyle bir yerdir asker ocağı, n'olacağı belli olmaz. Akıllı olun, girmeden önce çarşıda marşıda sağlam bir yere bırakın bence. [- Abi çarşı neresidir? - Evladım kışla dışındaki her yere çarşı denir. - Peki abi kışla nedir? - Kışla senin yeni evindir yavrum. Baba ocağı, ana kucağı. - Abi o kadar mutluyum ki. - Bravo aynen devam.] Ya da sallayın olm 6 ay kafa dinlersiniz işte, tel yok bi'şey yok. Ne güzel.
Sonra girişte size askerde ihtiyacınız olabilecek her türlü alet edevatı verirler, bir tek vatka vermezler. Ama unutulmamalıdır ki, bir askerin olmazsa olmaz aparatı vatkadır. Gitmeden 3 5 tane ceplere sokuşturun. Onlardır sizleri vuran botlardan kurtaracak hava yastıkları. :]
İlk bir ay acemi asker statüsünde olan siz talihli gençler nöbet möbet tutmazsınız. Oh ye iç yat, ne güzel. Dediğinizi duyar gibiyim. Öyle olmaz. Tüm gününüz ya uygun adım yürüyüşler, sporlar, sağa dönler, sola dönler, istikametler [voooov] ya da amele gibi hayatınızda girmediğniz yüklerin altında "n'apıyorum lan ben burada?" sorunsalıyla baş ederek geçecektir. Bunun kaçışı yoktur, garantidir.
Sonra tabi o isyanlar, böyle İstanbul ağzıyla, hay bin kunduz'larla geçişmez, akla hayale gelmedik ilginçlikteki küfürlerle dimağınız şenlenir. Zaten bir süre sonra her küfür sizin için bir noktalama işareti olur. Onlarsız cümle olmaz.
Yazın sıcağında askerlik hizmetini yapıp terlemiş vücutlar, şanslıysa duş alabildilerse, koğuşa gelirler. Tabi 1 2 3 derken 30 40 50 olunca, o koğuştan böyhle bir amber rayihaları yükselir. Kapıyı açıp da içeri girmek içinj önce o koku duvarını aşmanız gerekir. Ama herşey sadece 30 saniye için rahatsız edicidir. İşte bu da böyle bir mıcize. :]
Şimdi orada burada sürekli söyleyeceklerdir size, aman mach3'üne sahip ol, aman çorapları çaldırma, aman donunun üzerine ismini yaz çalmasınlar. Kendimizi kandırmayalım, kimse kimsenin giyilmiş donunu alığ da giymez. Olsa olsa çamaşırhanede karışır, onun da şimdi çamaşır filesi diye bir çözümü var, yani bence sorun yok o konuda. Ama mach3'ler hala çalınmaya en müsait edevatlardır. Ama o işin de kolayı vardır, pantalondaki o kadar cepten bir tanesini de macg3 sapı için ayrırırsınız olur biter.
Pantalon dedim de, şimdi o simsiyah postalları giyip de, kamuflajları da çekince bir anda kendinikomando falan zannedip her boka atlamak gibi acayip bir psikolojiye girer her insan, girer yani, ben de girdim, sen de gireceksin, ama geç olmadan çık o psikolojiden, abartma yani, biraz heyecan iyidir ok, ama bi'yere kadar.
Bir kere eğlenmesini bilirsen askerlik bayağı keyifli bir yerdir. Pek çok fantazi askerlikte ortaya çıkmıştır bir kere, kaşıkla ot yoldurma fantazisi, kürekle kar küreme fantazisi, 2500m postallı koşu fantazileri, gece vakitlerinde ani içtimalar, hayat bunlarla güzel...
Not: Askerde kimseye para vermeyin. [bakın bu ciddidir.] Kim nasıl nereden yayarsa bunu, herkes gelir sizden para istemeye başlar. Siz de askersinizdir, sizde de yoktur. Zaten maaş da yatmamıştır. mıştır da mıştır, sallayın. Ama unutmayın asla paranız yoktur. Para yoktur huzur vardır.
Uzun dönemleri de fazla takmayın, size poşet diyeceklerdir, gurur yapacak bi'şey yok, gidip de 5ay 5 gün takılacağınız yerde 15 ay kalan kişileri strese sokmaya gelrek yok. Yazıktır yani onlarda insan evladı. Arkadaşlık iyidir.
Ya uzamaya başladı sıkıldım gençler kusura bakmayın. Ama böyle işte askerlik. Ben şimdi sizin ilk bir ayınıza terüman olacak bir şarkı ekliyorum buraya, gidene kadar bunu dinleyin, psikolojiniz körelsin. :]
[Chimaira - Power Trip]
26.07.2009
Musical Obsession
Evet günlük, kendimi aştığımı hissediyorum bu sefer.
68. [Yani bu yazıyı yazarken 68'di.]
"Default"un "It Only Hurts" şaheserinden bahsediyorum. Evet gelmiş geçmiş tüm zamanların bendeki en obsesif etkisini oluşturan şarkı.
68 ne demek? [Şarkının 3 dakika 42 saniye olduğunu düşünürsek]
15096 saniye demek,
251,6 dakika demek,
4,19 saat demek.
Musical Obsession [named by Winston Wolf] demek. :]
[Default - It Only Hurts]
Sayko
Belki ben oyumdur,
Şu şizofrenik manyak.
Belki ben oyumdur,
Şu paranoyak çatlak.
[Puddle Of Mudd - Psycho]
Fort Boyard Alaturka
Şimdi sevgili günlük, bir kaç haftadır rast geliyorum fokstivi ekranlarında [Fort Boyard] [Macera Kalesi] diye bir yarışma var. [Fiya Faktör'den falan önce vardı hatırlıyorum.]
Yahu kaç haftadır bakıyorum denk geldikçe, ulan bir kere de kazanın kardeşim. Sırplar, Hırvatlar, Bulgarlar falan, rakipler de milli. Ulan dış ses desen bir Milli Mücadele edasında, "Aha Sırp güzel başaramadı", "İşte kıllı Hırvat delikanlısı bunu yapamayacak inşallah", "Bulgar güzeli odada hapis kaldı oleey", lan noluyo. Nedir bu eziklik? Hayır yani böyle diyor diyor bir de sonunda yine biz kaybediyoruz orası daha da bir duygusal. "İyi yarıştık ama vıttırı vıttırı."
Yapımıcıyı eskilerden tanıyoruz macera oyunlarına Hugo ile giriş yapan Tolga abimiz. Çocukluğumun ekran kahramanı. Uzun zamandır görmüyorduk ekranda. Sunucusu ise zamanında ekranlarda pek güzel boy gösteren Janset. N'olmuş efenim bu Janset'e. Bir çocuksu konuşmalar falan, S'leri Ş yapmalar falan, hayır diksiyonel bir bozukluğu olsa bir şey demeyeceğim ama kastırılma konuşmalar bunlar , fizyolojisi de düzgün halbuki. [Diksiyonel bozukluk ne lan sen de g.tünden kelimeler uydurup durma.]
Abi yok, izledikçe başta şu dışsese sinir oluyorum, bizim beceriksiz takımların hareketlerine de ayrı bir sinir oluyorum, Janset'e de başka sinir oluyorum.
Hehehe az önce sitesine girip de bir bakayım dedim, başlıklara bakınız;
Macera Kalesi 4.Bölüm 2.Ekip ile de gülemedik
Macera Kalesi 4. Bölüm İlk ekibimiz kazanamadı
Macera Kalesi 3. Bölüm 2. Ekip de kaybetti
Macera Kalesi 3. Bölüm 1. Ekip Kaybetti
Yahu olayı uluslararası sidik yarışına dökmesek de, her yerde ezik gibi davranmasak, hani sadece eğlenmeye odaklansak yani daha bir güzel olacak sanki. Çünkü ciddi ciddi sağlam bir parkur da var işin aslında. Mekana söylenecek hiç bir şey yok. Ama işte ah o dışses yok mu dış ses, akıllara zarar;
"İşteee, Sırp güzel düştü, geberrr."
Öntanımlı
[Default - It only hurts]
Sevgili günlük, işte aşkın sevginin öntanımlı oyuncusu kalp. Kendisine şu nadide parçayı armağan ediyor ve... "Aoooooort" demek istiyorum sayın seyircileeeer.
Saçmalığın daniskası. Mesela Dansk. Danimarka dili demekmiş. Danca. E bu saatte anca. Bu kadar.
[Onu bunu boşverin de, şarkı cidden takdire şayan bir parçadır, bu kadar saçmalığın içinde güme gitmesin. Güme giderse de bir ekmek alsın öyle gelsin evde ekmek yok.]
diyalog
- A merhaba ben havuzunu kullanmaya gelmiştim.
- Soyadınızı alabilir miyim?
- Bıdıbıdı.
- Aa ama efenim kayıtlarda isminiz gözükmüyor, üyemiz misiniz?
- Üye mi olmak lazım?
- Evet.
- Olalım, mail adresi gibi mi oluyor?
- ?
- Kullanıcı adı ve şifre falan, anlamadınız mı?
- A yok, öyle olmuyor, siz tam anlamadınız.
- Gmail var bende onla olayım.
- Ama olmaz öyle.
- Hotmail mi olsun? Ama hotmail sorun çıkarıyor bazen, onu msn'de kullanıyorum sadece.
- Dalga mı geçiyorsunuz?
- Yok valla, bazen gönderiyorsun mesela, mail 5 10 dakika sonra gidiyor falan.
- Üyelik öyle olmuyor.
- Nasıl oluyor?
- İşte, peynirli, patatesli, kıymalı falan oluyor. Farklı farklı.
- Hahaha, hadi ya, siz de az deli değilsiniz efenim.
- Evet çok deliyiz.
[Uydurma saçma diyaloglar serisi. Sayı: unuttum.]
25.07.2009
Serbest
Göz kapaklarım ağırlaşıyor be günlük artık yavaş yavaş.
Öyle geceden değil, günlerden dolayı.
Bugün şu "Güneşin Oğlu" filmini tekrar izledim televizyonda.
Orada Haluk Bilginer'in katlı otoparkın en üst katında söylediği bir şiir var. Şiir değil de işte serbest nazımda yazılmış bir şey. [Ama onlara da şiir diyoruz zaten neyse.]
Yahu bir o kadar saçma ve bir o kadar güzel geldi bana sözler. Aradım da bulamadım daha. Aha da buldum.
"Nasıl bir dümenin içine düştüm ben" diye başlayan, [isyaanım var ulaaan] dizeleri ;
"Aman kendini asmış 100 kiloluk bir zenci,
Üstelik gece inmiş ses gelmiyor kümesten,
Ben olsam utanırım! Bu ne biçim öğrenci,
Hem dersini bilmiyor hem de şişman herkesten.
İyi nişan alırdı kendini asan zenci,
Bira içmez ağlardı babası değirmenci,
Sizden iyi olmasın boşanmada birinci,
Çoook canım sıkılıyorr!
Kuş vuralım istersen.
...
Lan noluyo laaan"
Bir hezeyan böyle de güzel anlatılır mı be. :]
[Şiir: Ülkü Tamer'in "Konuşma" şiiri (imiş, ben de sonradan öğrenmeyim)]
23.07.2009
Talih?
Şimdi günlük şu Türk popunun eski şarkıları [öyle doksanlar falan değil efenim yetmişler metmişler] [biraz da devşirme] işte onların yüzüsuyu hürmetine yürüyor bu pop camiası ben diyeyim de sen inanma.
Şu bayan vokaller arasında haklı bir [belki de biraz tarafımdan torpilli] yeri bulunan Göksel'den bahsedeceğim. İlk çıktığı zamanlarda itiraf ediyorum ne kadar gıcık bir sesi var dediğim bu kadıncayizi algılamam için biraz daha büyümem gerekiyormuş demekki. Kelimeleri bu kadar net söylediği halde hiç de rahatsız etmeyen bu sesi tebrik takdir.
Oradan buradan okuduğum kadarıyla tamamen atmasyon bir şekilde söylüyorum, "Aa çok farklı bir ses rengi var efenim bu kadının."
Çok fazla dinlemediğimi tirilyonlarca kez söyledim sanıyorum sana, ama işte ah bazen bazı şarkılar insanı esir ediyor efenim kendisine.
Misal bugün rastgele bir radyo istasyonunda rastgele rastladığım şu şarkıyı dinliyorken buldum kendimi. "Ne çalıyor?" "Mp3 mü o?" diye sonranlara da "Şarkı" diyecek kadar beyin fonksiyonlarımı durduran bu şarkı için kendisine bir kere daha teşekkür ediyor, mp3 ünü indirdiğim içün kendisinden özür diliyorum. Vicdan azabından sitesine girdim, 50 kere çıktım girdim, sayfalarında dolaştım hit sayısı artsın diye. [Affet beni Göksel :] ]
Baksana talihe mal verir kimine...
Piyaaz, piyaz getirin bana
Gözün aydın olan oldu sonunda, [kaç gündür şu şarkıyı arıyorum efenim internette, bir türlü bulduramadım, olduramadım, bulamadım. Bulamadıım, bulamadııım, çilekleri pudra şekerine bulamadım. (Evet tamamen kopye çektim) :] ]
Neden böyle başladım, çünkü evet, gözümüz aydın olan oldu sonunda, kingiston [aslen kingston] isimli bellek üreticisi 256 GB’lık flash bellek çıkarttığını duyurmuş. Oha diyesim var. Ulan benim bilgisayarım 80 Gb, hayır yani ne yapmak istiyorsunuz anlamıyorum ki, alan var alamayan var ulan. [Bakınız; ulanla başlayıp ulanla biten cümlenin diyalektik bozukluğu] Millet olarak belleğimizin bu kadar çabuk silindiğini düşünürsek bence çok ihtiyacımız var böyle belleklere. [Ba ba ba göndermelere bak, vay yavrum sosyal mesajını sevsinler.]
Ha o da var mesela, ben çilekleri pudra şekersiz seviyorum günlük, her çilek yiyişimde bu gerçekle bir kere daha yüzyüze geliyorum ve bu yüzleşme cidden karakterimde onarılmaz yarıklara sebebiyet veriyor. [Yokk kartık.] [Aaa oğlum pudra şekeri serpintilemeyecek misin çileklerine bakıyim, yok, serpintilemek ne demek bilmiyorum zaten, bilmediğim şeyleri yaptırtmayın bana.]
Peki bu kindle’lar, basılı kitap sektörünü bitirir mi acaba? Matbaacılar ne yer ne içer ne içer diye düşünen yok, hep elehtronik hep elehtronik. Kındıl nedir diye soracak olursan, sorma, gir google’a araştır.
Haa bu arada şu gogılda yapılan her aramada bilmemkaç gram karbondioksit açığa çıkıyorumuş. Lan zırt pırt her şeyi aramayın şu gogılda. [Tabi deminki lafımı da geri alıyorum o zaman, kindıl nedir. Kindıl şeydir, e-book okumaya yarayan LCD ekranlı bir alettir. Yüklersin e-bookları okursun. Pek, e-book nedir?]
Yahu şu Eylül Ekim Kasım aylarını hep karıştırıyorum. [Olamaz mı?] Şimdi tarih yazarken mesela, 12.10.2009 görüyorum mesela, ulan bu Eylül mü Ekim mi şimdi diye Ocak’tan başlayıp tek tek sayıyorum. [Hahaha yok lan daha neler, hemen de inandın, Aralık’tan başlayıp geriye doğru sayıyorum, Ocak’tan niye başlayayım akıl var mantık var.] Kasım’ı çok karıştırmıyormuşum demek ki böyle yazınca şimdi farkettim.
Oh fiyatı 1100dalır’mış içime su serpildi. [Belleğin]
Şimdi bak, bir bilim adamı olacaksın mesela [sanki böyle bir eğitim merkezi var da konuşuyorsunuz efenim siz de, resmen saçmalaya saçmalaya ne hale geldiniz], Tesla gibi karizmatik bir ismin olsun, 100 milyar borcun olsun. Her şey imaj olm bu dünyada. Ya mesela adın Tanıl mesela, yok abi bulaşma bu işlere.
Ya olm bi yerlerden bir piyaz kokusu geliyor ki burnuma, oy aman dağlar. Lan acayip piyaz yiyesim var. Şöyle limonlu mimonlu. [Aaa ama efenim sirkeyle yapmıyor musunuz siz piyazı? Yok biz sirke sevmiyoruz efenim. Hem “Neşeli Günler” filminde de sürekli tekrar edildiği üzere, turşunun iyisi limonla olur limoooon.] Ne alaka? :]
Not: Tüm Tanıl'lardan yazıda adlarını geçirdiğim için özürü bir borç bilirim. Olun olun şaka yaptım, hepiniz olun bilimadamı.
:]
Neden böyle başladım, çünkü evet, gözümüz aydın olan oldu sonunda, kingiston [aslen kingston] isimli bellek üreticisi 256 GB’lık flash bellek çıkarttığını duyurmuş. Oha diyesim var. Ulan benim bilgisayarım 80 Gb, hayır yani ne yapmak istiyorsunuz anlamıyorum ki, alan var alamayan var ulan. [Bakınız; ulanla başlayıp ulanla biten cümlenin diyalektik bozukluğu] Millet olarak belleğimizin bu kadar çabuk silindiğini düşünürsek bence çok ihtiyacımız var böyle belleklere. [Ba ba ba göndermelere bak, vay yavrum sosyal mesajını sevsinler.]
Ha o da var mesela, ben çilekleri pudra şekersiz seviyorum günlük, her çilek yiyişimde bu gerçekle bir kere daha yüzyüze geliyorum ve bu yüzleşme cidden karakterimde onarılmaz yarıklara sebebiyet veriyor. [Yokk kartık.] [Aaa oğlum pudra şekeri serpintilemeyecek misin çileklerine bakıyim, yok, serpintilemek ne demek bilmiyorum zaten, bilmediğim şeyleri yaptırtmayın bana.]
Peki bu kindle’lar, basılı kitap sektörünü bitirir mi acaba? Matbaacılar ne yer ne içer ne içer diye düşünen yok, hep elehtronik hep elehtronik. Kındıl nedir diye soracak olursan, sorma, gir google’a araştır.
Haa bu arada şu gogılda yapılan her aramada bilmemkaç gram karbondioksit açığa çıkıyorumuş. Lan zırt pırt her şeyi aramayın şu gogılda. [Tabi deminki lafımı da geri alıyorum o zaman, kindıl nedir. Kindıl şeydir, e-book okumaya yarayan LCD ekranlı bir alettir. Yüklersin e-bookları okursun. Pek, e-book nedir?]
Yahu şu Eylül Ekim Kasım aylarını hep karıştırıyorum. [Olamaz mı?] Şimdi tarih yazarken mesela, 12.10.2009 görüyorum mesela, ulan bu Eylül mü Ekim mi şimdi diye Ocak’tan başlayıp tek tek sayıyorum. [Hahaha yok lan daha neler, hemen de inandın, Aralık’tan başlayıp geriye doğru sayıyorum, Ocak’tan niye başlayayım akıl var mantık var.] Kasım’ı çok karıştırmıyormuşum demek ki böyle yazınca şimdi farkettim.
Oh fiyatı 1100dalır’mış içime su serpildi. [Belleğin]
Şimdi bak, bir bilim adamı olacaksın mesela [sanki böyle bir eğitim merkezi var da konuşuyorsunuz efenim siz de, resmen saçmalaya saçmalaya ne hale geldiniz], Tesla gibi karizmatik bir ismin olsun, 100 milyar borcun olsun. Her şey imaj olm bu dünyada. Ya mesela adın Tanıl mesela, yok abi bulaşma bu işlere.
Ya olm bi yerlerden bir piyaz kokusu geliyor ki burnuma, oy aman dağlar. Lan acayip piyaz yiyesim var. Şöyle limonlu mimonlu. [Aaa ama efenim sirkeyle yapmıyor musunuz siz piyazı? Yok biz sirke sevmiyoruz efenim. Hem “Neşeli Günler” filminde de sürekli tekrar edildiği üzere, turşunun iyisi limonla olur limoooon.] Ne alaka? :]
Not: Tüm Tanıl'lardan yazıda adlarını geçirdiğim için özürü bir borç bilirim. Olun olun şaka yaptım, hepiniz olun bilimadamı.
:]
22.07.2009
jusst in time
20.07.2009
grup sitesi inceledim ben
Sevgili günlük, "bir müzik grubunun sitesi ahanda böyle olmalıdır" dedirten bir siteyle karşılaştım, ve "bir müzik grubunun sitesi de ahanda böyle olmalıdır" diyerekten bunu kayıt altına almak gerektiğini düşündüm.İşte bir müzik grubunun sitesi için olabilecek en güzel site tasarımlarından birisi bence. Tıklayıp siz de görebilirsiniz. Resme tıklayınca bir şey olmuyor, oraya link vermedim. Link burada. Bakınız üzerinde link yazıyor. Aşağıda.
Link:
---Buradan sonrasını okumasanız da olur, bu siteyi nasıl bulduğumun msn şeysidir.---
H: Razorlight
C: onlar kim
H: böyle bi grup varmış bunu begenmiş bizim arkadas
C: ilk defa duyuyorum
C: lan olm senin pisikletin var mı
H: var bi tane ama beni tasırmı bilmiyorum
C: akşamları pisiklet
H: http://www.razorlight.co.uk/
H: buymuş adresleri
C: şarkısını bul da indir bakalım
H: om sitede bi şarkıları direkt acılıyor
C: cins?
H: hatta videoklip gibi
H: acta bak
H: turk halk muzigi soyluyolar
C: aa iyiymiş
C: elektro bağlama yoksa dinlemem ama :)
H: varmış arkadada sipsi calıyo 3 kişi
C: haaah süper
H: ama elektro sipsi
C: ooo aşmışlar bunlar
H: actınmı siteyi
C: hayır
H: acsana aq
C: açtık bakalım
C: güzelmiş site
H: iyi şarkı lan ben severim brit rock indie falan bunlarda öyle sanırım
C: he indi güzel ya şaka yaptım
C: site de güzel
C: ama şarkı daha güzel olabilir gibi
H: ybsg c ya
C: ama hoş yani sürüklüyo
H: siyah beyaz olması da guzel
C: lan davulcuları kazım koyuncuya benzio rahmetli
17.07.2009
15.07.2009
Dog
Akşam ablamlardan dönüşümde kulağımda kulaklık boş yollarda müzik dinleye dinleye eve doğru yürürken ne düşündüm biliyor musun günlük? Köpek.
Köpek düşündüm. Şimdi bu köpek besleyen insanlar köpeklerine neden tasma takar diye düşündüm. Yani bu insanların bi'şeylere hükmetme arzusundan mı gelir? Ya da kendisine olan güvensizliğinden midir? Bir köpeğe bile sahip çıkamaycağı duygusu mudur o tasmayı tutturan?
Sen bırak zaten eğer senin köpeğinse, sana bağlıysa dönüp dolaşıp geleceği yer yine senin yanın değil midir? Nedir o halde bu tasma takıp dolaştırmalar? Bırak gezsin dolaşsın yanında. Arada bir gisin telefon kulubelerini falan koklasın, orada iki kedi görsün, bi' koşsun kedileri kovalasın, gitsin süs havuzundan su içsin gelsin. Gelir çünkü. Eğer seni seviyorsa gelir. Adı üstünde köpek.
Ama yok, elinde tasma, hayvan koşmaya çalıştıkça tutmalar, çekmeler, dur reks'ler, yapmalar, sonra acaba etraftan köpeğe bakan hatunlar falan var mı diye bi' gerinmeler [bu kısım erkekler içindi].
Köpek dediğin süs eşyası mıdır günlük hiç? Hayvandır o.
O da var mesela, aa hayvan değil o diyen kadınları duymuşsunuzdur. Canlı o canlı. Hatta adı var onun, momo onun adı falan. Ulan hayvan işte ne canlısı ne momosu. Manyak mısın nesin ya? Köpek işte. Ben köpeğin hayvan olanını severim.
Sonra misal eve dönerken hiç yürüdüğün yolu düşündün mü? Düşünerek mi yürüyorsun? Bazen kaptırıp gitmiyor musun, aa bir bakmışsın eve gelmişsin, yoldaki hiç bir şeyi hatırlamıyorsun falan. Bunu da düşündüm de az düşündüm bunu o yüzden bu kadar yazıyorum.
:]
Rilayon
Sevgili günlük, günaydın. Ben de günaydım bugün. İnan hiç uykum yok. Biraz zor uyanmıştım ama yataktan kalkmasını bildim. Sonra tıraş mıraş oldum. Sonra tam 4 adet evet yanlış duymadın, ki zaten duyamazsın, yanlış okumadın, 4 adet kepekli grisini yedim. Hayır hayır, grisini değil kahverengisini yedim. Ahahaha sabah sabah böyle esprileri nereden buluyorsunuz efenim, alemsiniz.
İşyerinde feci şekilde bir kampanyalı nokya cep telefonu alma telaşı var, acayip, görsen inanmazsın. Bir site 10 tane telefonu 49 liradan satacağını duyurdu diye nedir efenim bu nümayiş. Ki zaten sitenin muhteşem bilgi işlem altyapısı da bu yoğunluğu kaldıramamaktan kelli sürekli hata vermekte, herkeste nasıl bir umutlu bekleyiş nasıl. İşte böyle heyecanlardır insanı hayata bağlayan, hele ki son zamanlarda en büyük heyecanı renkli boxer giymek olan kişiler için.
Bu sabah çayımı alıp da, yangın merdivenlerinden kaçar gibi binanın çatısına çıkayım dedim, şöyle muhteşem boğaz manzarasını bir de çatıdan çayımı yudumlarken izleyeyim, ama olmadı, ama yarın olacak. Hatta bak fotoğraf bile çekerim kimse beni tutamaz.
Çay almaya giderken bir de arkadaş termos getirmiş onu götürdük, uu koskoca termos. Termos tabi zoruna mı gitti. İlk defa çay almaya inen termos biraz heyecanlandı tabi, önce onu bi’ yıkadık sakinleştirdik. Yangın merdivenlerinden falan böyle ulan kimse görmesin diye SWAT komandoları gibi indik, sonra girdik çay ocağına, kimse gelmeden doldurduk termosu. Nöbetçi bıraktığımız kişi tukan kuşu gibi ötmeye başlayınca hemen terk ettik mekanı. Yine geldiğimiz gibi merdivenlerden kimseye görünmeden yukarı çıktık, uhuu acayip adrenalindi var ya.
Sabahtan beri şarkı mırıldanıyorum, normalda yaptığım bi’şey değildir. Normalda mı? Normalde çok mırıldanılacak şarkılar dinlemediğim için olabilir. Şu “keane”nin “samver onli vi now” şarkısının “rely on”lu nakarat kısmını mırıldanıyorum habire. Bir “rely on” bu kadar güzel olur mu yahu bir şarkıda.
Az önce telefon çaldı, başka masadaydım yetişemedim. Geldim, yanımdaki arkadaş dedi ki telefonun çaldı, ben de dedim ki işi olan bir daha arar nasılsa, o da dedi ki arar, ben de dedim ki işi olmayan aramıyor zaten, bir kere de bi’ hatrımı sormak için arayın dimi ama, o da dedi ki hehehehe, ben de dedim ki hehehee. [Bakınız: ilkokul seviyesinde blog yazısı nasıl yazılır.] :]
İşte böyle günlük, iş güç koşturmaca, ee senden naber?
İşyerinde feci şekilde bir kampanyalı nokya cep telefonu alma telaşı var, acayip, görsen inanmazsın. Bir site 10 tane telefonu 49 liradan satacağını duyurdu diye nedir efenim bu nümayiş. Ki zaten sitenin muhteşem bilgi işlem altyapısı da bu yoğunluğu kaldıramamaktan kelli sürekli hata vermekte, herkeste nasıl bir umutlu bekleyiş nasıl. İşte böyle heyecanlardır insanı hayata bağlayan, hele ki son zamanlarda en büyük heyecanı renkli boxer giymek olan kişiler için.
Bu sabah çayımı alıp da, yangın merdivenlerinden kaçar gibi binanın çatısına çıkayım dedim, şöyle muhteşem boğaz manzarasını bir de çatıdan çayımı yudumlarken izleyeyim, ama olmadı, ama yarın olacak. Hatta bak fotoğraf bile çekerim kimse beni tutamaz.
Çay almaya giderken bir de arkadaş termos getirmiş onu götürdük, uu koskoca termos. Termos tabi zoruna mı gitti. İlk defa çay almaya inen termos biraz heyecanlandı tabi, önce onu bi’ yıkadık sakinleştirdik. Yangın merdivenlerinden falan böyle ulan kimse görmesin diye SWAT komandoları gibi indik, sonra girdik çay ocağına, kimse gelmeden doldurduk termosu. Nöbetçi bıraktığımız kişi tukan kuşu gibi ötmeye başlayınca hemen terk ettik mekanı. Yine geldiğimiz gibi merdivenlerden kimseye görünmeden yukarı çıktık, uhuu acayip adrenalindi var ya.
Sabahtan beri şarkı mırıldanıyorum, normalda yaptığım bi’şey değildir. Normalda mı? Normalde çok mırıldanılacak şarkılar dinlemediğim için olabilir. Şu “keane”nin “samver onli vi now” şarkısının “rely on”lu nakarat kısmını mırıldanıyorum habire. Bir “rely on” bu kadar güzel olur mu yahu bir şarkıda.
Az önce telefon çaldı, başka masadaydım yetişemedim. Geldim, yanımdaki arkadaş dedi ki telefonun çaldı, ben de dedim ki işi olan bir daha arar nasılsa, o da dedi ki arar, ben de dedim ki işi olmayan aramıyor zaten, bir kere de bi’ hatrımı sormak için arayın dimi ama, o da dedi ki hehehehe, ben de dedim ki hehehee. [Bakınız: ilkokul seviyesinde blog yazısı nasıl yazılır.] :]
İşte böyle günlük, iş güç koşturmaca, ee senden naber?
14.07.2009
Sayın Pisi Kopat
Beni bizler bu hale getirdiniz. [bakınız: şizofreni] :]
Ah sevgili günlük, bizim bahçede bir tane kedi var, evet bir tane, hem de kedi. Adı olmayan hayvana sürekli aklıma ne eserse o şekilde sesleniyorum. Şşşhh, kedi, pist, naber len, hişt, tekir, mırnav, piti [piti ne demek lan?], ama farkettim ki aslında bunların tamamını toplasan da bu kedinin karakterine uymuyor. Lan olm ne acayip kedi. Bundan sonra bu kediye aynı zamanda "kopat" olarak da sesleneceğimi buradan tüm cümle aleme duyuruyorum. Kopat pisi.
Evet, bugün yorgun argın gelmiş, pisikletimin tekerlerine hava basıyordum, inanır mısın daha binemedim var ya şu velespite. Ama bu hafta sonu kesin. Ölmez de sağ kalırsam garanti. Umuyorum yani.
Bu acayip kediye bir haller oluyor günlük, böyle açlıktan mıdır nedir, böyle bi' gaza geliyor bazen, koşuyor, üzerime atlayacak gibi yapıyor, hop teğet geçiyor, durup bakıyor sonra ilerde "ulen nası tırstın dimi" falan gibisinden. Merdivenleri çıkıyorum mesela, koşa koşa yanımdan iniyor, olmadı hop yandan bahçeye atlıyor merdivenin yarısında 4 ayak üstüne düşüyor. Lan psikolojimi alt üst etti. Kendini atmasın diye bekliyorum önce o insin diye sonra çıkıyorum merdivenlerden.
Hadi ya, ulan çok yavan bitti yazı, böyle bi' atraksiyon falan bekliyo insan ama ah olamadı.
danüç
“İki adet grisini ile iki bardak buzlu çay.” Sevgili günlük, sabah kahvaltılarım artık iyice kahvaltılıktan çıkmaya başladı. Eki eki. :]
Sabah duydum pek hislendim, sevgili Goooogle’ımız, canımız biricik internet fenomenimiz OS yapacakmış. Google Chrome OS. OS yani işletim sistemi. WindOS gibi yani, eki weki. Eni vıci vokki. Hem de bedava. Beleş yani. Parasız len. Al indir kur. Linux tabanlı olacakmış diyorlar. Ama bi’şey diyeyim mi, bu Linux, Google’ın bu gazıyla çok daha popüler olacak bence. Yoksa efenim böyle dev şirketler desteklemedikçe anca netbook’lara. O da belki.
Migrosoft [mikrosoft] [microsoft] da açıklama yapmış hemen, google hedef şaşırtıyor diye. Çünkü bing isimli muhteşem arama motoruyla google’ın korkulu rüyaları oldular ya, google efendi de korkudan şimdi işletim sistemi pazarında bi’şeyler yapıp piyasayı karıştırıyormuş. Muş muş da muş muş. Lan sen yapabildin mi beleş işletim sistemi de konuşuyorsun ox. Windows7’yi de 200 dolardan satmayı planlıyormuşsun zaten, geliyor bunlar hep kulağıma. Ayağını denk al.
AMD de yeni çıkartacağı Omnitron mu omtron mu ne işlemcilerine “İstanbul” kod adını takmış. Lan kardeşim adamlar harbiden çözmüşler bizi, oleey İstanbul, hadi AMD alalım.
Bak bir de ne var biliyor musun günlük, şu lavaboların yanında duvara asılı duran sıvı sabunlar var ya? İşte musluğu açmadan onlara bulaşma. Çünkü bazen mesela o an için sular kesik falan olabiliyor. Sen de önceden fışk’latmış olabiliyorsun. Görüntü hiç hoş olmuyor, elinde kağıt havlu, su da yok, silmeye çalışıyorsun falan, sonra Allah muhafaza içeri birileri giriyor, laan, her yöne çekilebilir. Eki iki üç dort. :]
Evet az önce arkalardan fotokopi makinesinin başındaki biraderimiz şöyle seslendi, “üstten mi alıyor, alttan mı alıyor bu?” Sen bırak o alır. Ekikik erik.
Nedir yahu, deminden beri eki eki diye gülüyorum, kimse de lan sen ne biçim gülüyon demiyor. Eki eki diye gülünür mü len. Hahahaha, hehehehe, hihihhihi, hohohoho, hühühühü falan diye gülünür.
Son. Danbir. Daniki. Danüç.
:]
Sabah duydum pek hislendim, sevgili Goooogle’ımız, canımız biricik internet fenomenimiz OS yapacakmış. Google Chrome OS. OS yani işletim sistemi. WindOS gibi yani, eki weki. Eni vıci vokki. Hem de bedava. Beleş yani. Parasız len. Al indir kur. Linux tabanlı olacakmış diyorlar. Ama bi’şey diyeyim mi, bu Linux, Google’ın bu gazıyla çok daha popüler olacak bence. Yoksa efenim böyle dev şirketler desteklemedikçe anca netbook’lara. O da belki.
Migrosoft [mikrosoft] [microsoft] da açıklama yapmış hemen, google hedef şaşırtıyor diye. Çünkü bing isimli muhteşem arama motoruyla google’ın korkulu rüyaları oldular ya, google efendi de korkudan şimdi işletim sistemi pazarında bi’şeyler yapıp piyasayı karıştırıyormuş. Muş muş da muş muş. Lan sen yapabildin mi beleş işletim sistemi de konuşuyorsun ox. Windows7’yi de 200 dolardan satmayı planlıyormuşsun zaten, geliyor bunlar hep kulağıma. Ayağını denk al.
AMD de yeni çıkartacağı Omnitron mu omtron mu ne işlemcilerine “İstanbul” kod adını takmış. Lan kardeşim adamlar harbiden çözmüşler bizi, oleey İstanbul, hadi AMD alalım.
Bak bir de ne var biliyor musun günlük, şu lavaboların yanında duvara asılı duran sıvı sabunlar var ya? İşte musluğu açmadan onlara bulaşma. Çünkü bazen mesela o an için sular kesik falan olabiliyor. Sen de önceden fışk’latmış olabiliyorsun. Görüntü hiç hoş olmuyor, elinde kağıt havlu, su da yok, silmeye çalışıyorsun falan, sonra Allah muhafaza içeri birileri giriyor, laan, her yöne çekilebilir. Eki iki üç dort. :]
Evet az önce arkalardan fotokopi makinesinin başındaki biraderimiz şöyle seslendi, “üstten mi alıyor, alttan mı alıyor bu?” Sen bırak o alır. Ekikik erik.
Nedir yahu, deminden beri eki eki diye gülüyorum, kimse de lan sen ne biçim gülüyon demiyor. Eki eki diye gülünür mü len. Hahahaha, hehehehe, hihihhihi, hohohoho, hühühühü falan diye gülünür.
Son. Danbir. Daniki. Danüç.
:]
Mükemmel Mükellef
Gergi mükellefi...
Zaman zaman geriliyorum günlük. Geliyorlar bana. Geriyorlar beni. Ama geçiyor.
Gergi Mükellefi: Germekle yükümlü insan. :] [bakmayınız: tdk]
Gerçi zaman zaman hepimiz birilerini germişizdir değil mi? Eski germişliklerimizin diyetini mi ödüyoruz dersin?
12.07.2009
kelime kelime günlük
Sevgili günlük, wordle'ı daha öncelerde görmüştüm. Hatta bazı yazılar için kullanmıştım. Ama bugün yapılabilecek en salak aktiviteyle uğraşıp tüm [evet bütün] blogun kelimetografisini çıkardım. Blogdaki tüm yazıları wordle'a atıp indeksledim. :] Sonuçta çıkan şekil [en çok kullanılan 300 kelime için] bu şekilde oldu. Bak bak, bak da gör nasıl bir şeye benziyorsun. [En çok kullanılan 1000 kelime için de yaptım ama o zaman çok karmaşık gözüktün, böyle iyi.]
:]
Ara beni Seveyim seni
"Seni ozlemis olmam siradan ve onemsiz mi senin icin? Bu kadar mi degersizim... Hattin diger ucunda aramani bekliyorum, ARA ve SEV beni. 0546395bıdıbıdı."
Hahahahaha, lan olm manyak mısınız siz? Dolandırıcılıkta son nokta, duygusal meraklandırma.
Sevgili günlük, gördüğün gibi überzekalı dolandırıcı kardeşlerimiz yeni bir teknik geliştirmişler. Bu insanları ekonomiye kazandırmak lazım. Bu beyinler harcanmamalı. Bu yüzden sosyal sorumluluk örneği göstererek, "En hiç de dolandırıcılık mesajı olduğu belli olmayan dolandırıcılık mesajı" ödülünü kendilerine veriyoruz. :]
Sizin de telefonunuza böyle salak bir mesaj gelirse haberiniz olsun, arayıp da sevdirmeyin kendinizi.
11.07.2009
Dory
Şakacı Ofis Asansörleri
Sevgili günlük, bak dün ne oldu anlatayım da gül gül öl. [Böyle şeyler hep filmlerde olur sanır idim de, ah ne kadar yanılır imişim ne kadar.]
İşyerimizin güzel binasının onuncu ve sonuncu katında çalıştığımı daha önce söylemiş miydim ben sana, söylemediysem emin ol gereksiz bir detay olduğu için söylememişimdir, ama şimdi anlatacağımla ilgili olduğu için de söylemem lazım, lan söyledin zaten uzatma. neyse.
Bir konu ile ilgili müdür yardımcılarının birinden bir görüş almam gerekiyordu. Aaa baktım masamın önünden geçiyor. Lan odadan çıktı gidiyor, koş yakala. Koşa koşa gittim arkasından "X Beey" diye bağırtaraktan. [bakınız: ofislerde koşan takım elbiseli adamlar.] Asansörlerin önünde yakaladım.
Şimdi bir antrakt; asansörler; yanyana 3 adet asansör mevcut. bunlara, 1. (birinci) 2. (ikinci) 3. (üçüncü) asansörler diyeceğiz. ok.
2. asansörün önünde durdurduğum X Bey'le kafamdaki konuyu konuşmaya başladık. Bıdıbıdı bıdıbıdı bıdıbıdı [konuşma efektleri] O arada "ding" efektiyle 3. asansörün kapısı açıldı, içinden elinde dökülmek üzere olan kağıtlar ve bir çantayla [bakınız: randevusuna geç kalmış sigortacı veya pazarlamacı türevi insan], kısa boylu (evet efenim benden bile kısa :] ) bir adam çıktı. Ve sordu;
- Çıkış buradan mı?
- [İç ses; olm manyak mısın onuncu katta çıkışın ne işi var helikopterle mi geldin?] Yok hayır çıkış buradan değil, sıfıra basın çıkmak için.
X Bey'de tekrarladı;
- Sıfıra basın, girişten çıkacaksınız. [Hahaha orda bi' için için koptum zaten ben.]
Adam teşekkür edip 3. asansöre geri bindi. Kapattı gitti. Biz de konuşmamıza devam ettik. Aradan 45 saniye falan geçti geçmedi, 1. asansör geldi. Kapı açıldı. Az önce 3 .asansörden yolcu ettiğimiz adam nasıl becermişse 1. asansörden geri gelmişti. Kapı açılıp da karşısında yine bizi gören adamın içinde bulunduğu ruh halini yansıtan kelimeler döküldü ağzından.
- Allaah Allaaah, çıkamadım yahu bi' türlü.
- :] Sıfıra basacaksınız.
- :] Giriş aşağıda.
[Adam yine telaşlı bir şekilde asansöre binip gitti, biz de kendisine bize bu ilginç ânı yaşattığı için kahkahalarımızla teşekkür ettik.]
10.07.2009
Sabah Sıyırtması
Sevgili günlük sana resmen oha demek istiyorum. :] Tam bir saat önce [rakamla 1] geldim işe. Gel de şaşma bu işe. Acele işe. Ben de işiycem.
Şimdi ben sana bu satırları yine bir word dosyasından yazıyorum. Millet de beni çalışıyor sanıyor. Oha diyor. Erkenden gelmiş diyor. Çalışıyor dior. Dior da dior. Kristiyan dior.
Ben de hiç istifimi bozmuyorum, hee diyorum. Hee ne demekse?
Ah günlük, dün sıkıntılarım varıdı va biraz, o sıkıntılarım daha da bi’ kanırtlandı. Sonra geçti. Ama ben biliyordum zaten geçeceğini de, işte insan böyle bir deprasyona girip de bir çıkıyor ara sıra iyi oluyori, müzik arşivi altüst oluyore.
Her daim gülemiyor günlük insanoğlu, bu lafı da pek severim, her daim. Yahu her daim dedim de aklıma geldi, bir Çekil vardı bir zamanlar, ne oldu ona? Çekil değil len Çelik. Bakınız ne diyordu; “Gel yağrim oğl, sev dağlım oğl, pişmanım voy, kurbanım oooy, her daa iiimm.” Ahahaha lan olum manyak mıyım nesin kim ya?
Saati de 08:46 yaptık. Kırkaltı oldu bak gene. [Kırk atlı akınlarda çocuklar gibi şendik.] Lan bak uykum varıdı, uyusam mı uyumasam mı yoğusa leman sam mı diye düşünüp duruyordum, böyle yazmaya başlayınca ne uyku kaldı ne leman.
:]
Ne gülüyorun?
[Gülüyorun mu? Hangi diyalektik bozukluğun ürünüsün olm sen?]
Ahiho aihao. Aaaa, “Aihao” diye kalemler çıktıydı bir ara, hâlâ var mı onlar. Var lan var, gördüm geçen markette.
Tarihten bir yansıma: “Al eline kuponu ara nal kaponu.” [Konuşan at.] Nal Kapone. Bir de Mal Paçino varıdı. Nal Kapone ile Mal Paçino kardeşmişler biliyor muydun günlük? Evet çokat tım. [Nostaljikman sıyırtmanın eşiğindeyim.] Nostradamus Adiamos Adios Amigos.
Amigo da tuzlu fıstık, Amiga da oyun konsolu. Benim hiç amigam olmadı biliyor musun günlük. Böhürt.
Şimdi ben sana bu satırları yine bir word dosyasından yazıyorum. Millet de beni çalışıyor sanıyor. Oha diyor. Erkenden gelmiş diyor. Çalışıyor dior. Dior da dior. Kristiyan dior.
Ben de hiç istifimi bozmuyorum, hee diyorum. Hee ne demekse?
Ah günlük, dün sıkıntılarım varıdı va biraz, o sıkıntılarım daha da bi’ kanırtlandı. Sonra geçti. Ama ben biliyordum zaten geçeceğini de, işte insan böyle bir deprasyona girip de bir çıkıyor ara sıra iyi oluyori, müzik arşivi altüst oluyore.
Her daim gülemiyor günlük insanoğlu, bu lafı da pek severim, her daim. Yahu her daim dedim de aklıma geldi, bir Çekil vardı bir zamanlar, ne oldu ona? Çekil değil len Çelik. Bakınız ne diyordu; “Gel yağrim oğl, sev dağlım oğl, pişmanım voy, kurbanım oooy, her daa iiimm.” Ahahaha lan olum manyak mıyım nesin kim ya?
Saati de 08:46 yaptık. Kırkaltı oldu bak gene. [Kırk atlı akınlarda çocuklar gibi şendik.] Lan bak uykum varıdı, uyusam mı uyumasam mı yoğusa leman sam mı diye düşünüp duruyordum, böyle yazmaya başlayınca ne uyku kaldı ne leman.
:]
Ne gülüyorun?
[Gülüyorun mu? Hangi diyalektik bozukluğun ürünüsün olm sen?]
Ahiho aihao. Aaaa, “Aihao” diye kalemler çıktıydı bir ara, hâlâ var mı onlar. Var lan var, gördüm geçen markette.
Tarihten bir yansıma: “Al eline kuponu ara nal kaponu.” [Konuşan at.] Nal Kapone. Bir de Mal Paçino varıdı. Nal Kapone ile Mal Paçino kardeşmişler biliyor muydun günlük? Evet çokat tım. [Nostaljikman sıyırtmanın eşiğindeyim.] Nostradamus Adiamos Adios Amigos.
Amigo da tuzlu fıstık, Amiga da oyun konsolu. Benim hiç amigam olmadı biliyor musun günlük. Böhürt.
9.07.2009
seçmece
Şu an şöyle beni yerime çakacak bir şarkı arıyorum, yeminlen oturacam kalkmadan dinleyecem saatlerce. Arıyorum.
Önce bu sandım;
değilmiş.
Sonra buna baktım;
Ah sanki böyle biraz oluyor gibi ama tam değil. Oaaah, derken sonlara doğru bir ferahlama mı geldi sanki.
Sonra da bunu denedim;
Şu eski dostlar yok mu, zor zamanda yanımdalar, ama yetmiyorlar işte bazen.
Sonra sonra şunu gördüm;
O da olmadı,
Şuna başladım;
Bu da olmadı.
Olmuyor, içimde bir sıkıntı var,
çıkarıp
atamı
yorum.
8.07.2009
Yaya
İnsanların en büyük acelesi şu ışıklar kırmızıya dönmeden önce karşıdan karşıya geçebilmek. Böyle bir heyecanlanıyorlar ki, aman koşayım da hemen geçeyim. Aman koş, kaçıyor karşı kaldırım.
Karşıdan karşıya geçerken acele etmeyen herkes, bu şarkı size geliyor.
Staind - Suffocate
6.07.2009
Jars a lot
Şimdi günlük aslen şahsen ben kendim şu İngilizceyi pek seven bir insan değilim. Ha kastırıyoruz tofıl diye o ayrı, o duygusal bir hadise geçiyorum onu.
[Ah dipnot çok yanaraktan: "Neden o zaman Türkçe müzük dinlemiyorsunuz efenim siz de sanki biraz işkembeden sallıyor musunuz n'apıyorsunuz?" diye sormayın lütfen. Dinliyoruz efenim Türkçe müzük de dinliyoruz da, az dinliyoruz. Neyüse.]
Ne diyordum, evet, sevdiğimi söyleyemem İngilizceyi, ama şarkılara en çok yakışan dilin de İngilizce olduğu kanaatindeyim. Evet kanaat.
Mesela bazı kelimeler acayip, şarkıda duydum mu şöyle üzerine basıla basıla söylendi mi, o şarkı benim için diğerlerinden bir ayrılıyor şöyle, 3 adım öne çıkıyor.
Misal bir chest, sonra bir betray, sonra bir blood, sonra bir out, misal bir again, sonra bir cut...
Şimdilk aklıme gelenler bunlardı bakayım ilerde nasılsa gene gelir gene yazarım, bu da böyle bi' manyaklık işte.
Bak "Chevelle" yeni singıl çıkartmış, hemen aradılar, abi yeni singıl çıkardık bak muhakkak dinle dediler, çok efendi çocuklar ama cidden ararlar sürekli falan bayramlarda falan, geçen gelmişler ben yokmuşum evde bizimkilerle bir sohbet bir muhabbet, tabi, diyeceksin ki Türkçe'yi nereden öğrenmişler, o da atmasyonun desteksiz boyutu olsun.
Bak geliyor, "Jars" [Böyle bir küresel ısınmaya dikkati çekelim demişler. Aferim diyoruz kendilerine.]
Ah bir de hold.
5.07.2009
Lights Out...

Sevgili günlük sana şöyle ender karşılaşılan parçalardan birisini ekliyorum. Bak hatta bunda resim bile koyuyorum ona göre kıymet bil. [Takılmış plak gibi dinliyorum, deli gibi, gibi gibi.]
"Santigold - Lights Out"
[Dip not da vereyim mi? : First Sensation'ın son reklamında çalan şarkı]
Gerçekten de öyle değil mi? Işıklar söndüğünde her şey ne kadar da gerçek gelmiyor mu sana da?
Ah darlin, ki zaten gördüklerimiz de, beynimize iletilen impulslardan başka şeyler değiller mi ki?
İşte böyle düşününce halüsinasyon daha da bir anlamlı gelmiyor mu sana?
Ne görmek istiyorsan?
sret
Ne yani, şimdi öyle herhangi bir yerde gördüğün herhangi bir kelimeyi, herhangi bir kelimeye benzetemeyince bir de tersten okuyup bakmıyor musun acaba olabilir mi diye?
Bence bakıyosun.
:]
4.07.2009
Turtalı Dizili Saatli Şarkılı Ortaya Karışık
Sevgili günlük, geçen gün ne farkettim biliyor musun, diyeceksin ki yine ne acayip şeyler farkedip duruyorsun gene, ama işte duramıyorum. Bak ne farkettim. Bu "Mariya Keri" var ya, hani şarkıcı. Evet geçen gün bu kadına acayip gıcık olduğumu farkettim. Ya böyle bir embesil yanı yok mu ya bakışlarında falan, ya da bana mı öyle geliyor?
Sonra misal bir de "Biyons"
Neyse geçiyorum. Geçtim.
Sevgili günlük, annem kendini aşarak bir tepsi elmalı turta yaptı az önce, evet, yanlış duymadın tepsi. Yani daha önce de elmalı turta yapmıştı ama bu seferki resmen börek yapılan tepsilerden efenim, hani böyle davul fırınlar vardı eskiden onun içine konurdu, çevrelesen ellerin kavuşmaz öte tarafta, öyle böyle değil. Nasıl bir sevinç kapladı içimi, resmen bin atlı o gün akınlarda çocuklar gibi şendik yani ve gittik koskoca bir orduyu yendik anam anam.
Konuyla direkt bağlantılı olması açısından, sabahleyin Puşing Deyziz'i izledim. [Çok bi' bağlantılı olamadı sanki.]
Bugün azim ettim, bilgisayarımdaki tüm dosyaları düzenledim günlük, bir alınan dosyalarım klasörüm varmışki efenim hafazanallah resmen baksan alınırsın yani, ulan dersin ne biçim dosya bu dersin. Alına alına alınacak yer kalmamış dersin. Dersin de dersin, vay anam dersin. Delilo delilo destane.
Havaymetyormadır var ya günlük, ben o diziyi pek seviyorum bu arada laf açılmışken. [Laf açılmışken?]
Müzikler uğraştırdı ama bayağı, sağlam geldiler yani. Belgeler de birbirine girmiş, masaüstü desen yine masaüssü kıvamındaydı, arkadaki resim görükmüyordu yani o derece, evet görükmüyordu. Görükmemek. Görükme. Görük. Görk.
Masaüstü resmimi bile değiştirdim, o kadar ilgilendim yani bilgisayarcığımla bugün, hatta abartıp bi' söküp takayım tozunu mozunu alayım dedim de saati erken zannedip, meğersem saat durmuş duvardaki. Piyu saat kaç olmuş günlük, ohaşimatsu 20:35 mi yazıyor orada? Halbuki bak duvara saat daha 16:00. Ben de diyordum havalar da ne kadar erken kararmaya başladılar artık diyordum. Abarey.
Sonra babamın zoruyla saatin pilini değiştirip, yine babamın zoruyla ortadan bıraktığım bitmiş pili ortadan kaldırdım. Evet efenim zorlamayla çalışıyorum ben.
Şu evdeki saat ayarlama anlarında ciddi mânâda zaman bunalımı yaşıyorum günlük, çünkü evdeki hiç bir saat birbirini tutmuyor. Televizyonun üzerindeki saat [evet bizim televizyonun üzerinde saat var, buradan da anlıyoruz ki bizim LCD TV'miz yok, vay yavrum çıkarsamalara gel] o saat 20:45'i gösteriyor, mutfaktaki saate bakıyorum, 20:55'i gösteriyor. Gelip bilgisayara bakıyorum 20:40'ı gösteriyor, cep telefonuma bakıyorum 20:46'yı gösteriyor, Allaaah'ım saat kaç?!
Madem öyle bunu da 20:50 yapıyoruz. Böylelikle evdeki bütün saatler birbirinden 5'er dakika farkla çalışıyor. Bu bir tutarlılık mıdır? :]
Kapatırken, sana bir Cumartesi gecesi şarkısı ilave ediyorum günlük. Bak mesela ekliyorum deyince oluyor da ilave diyorum deyince olmuyor mesela burada, çok garip değil mi? :]
"Drowning Pool" söylüyor. "Shame" diyor. [takıldığım yegane şarkılardan biri günlük bugün]
"You know i'll lie agaaiin!
You know i'll try agaaiin!
My words, ripping, tearing, straight through you..."
Hadi hayrını gör...
Kadir Navigasyon

Sevgili günlük, şu gps'li navigasyon aletleri var ya, çok acayip şeyler onlar. Böyle, adresi giriyorsun, sana gideceğin yolu tarif ediyor falan. Kaç km olduğunu söylüyor filan. Bir de sesli yani cidden söylüyor. Güzel bir hatun sesi koymuşlar, "300 metre sonra sağa" "200 metre sonra sağa" "100 metre kaldı" "50 metre sonra sağa" "Oo çok yaklaştın." "Ah gidi ah kaçırdın sapağı" "Neyse 50 metre sonra sağdan girebilirsiniz tekrar" "Ben sizi götüreceğim" "Başka bir arzunuz" falan gibi, oh konuşsun dursun. Sırf bu ablayı konuşturmak için saatlerce dolaşan insan tanırım efenim ben. Var öyle.
Ama olur mu? O araba suyla mı çalışıyor efenim? Yansın benzinler, dağılsın karbomonoksitler, ısınsın küreler, erisin buzullar. Ooh, neymiş, beyimiz ablayı dinleyecek.
Ama bunun müsebbibi işte o güzel sesli kadındır ben sana söyleyeyim. Ayartmaktadır sürücüleri. Koyun oraya böyle mahalle delikanlısı Kadir abinin sesini bakın ne oluyor. Boru mu, Deli Kadir uleyyn.
- Hoop, 300 metre sonra sola dedik.
- 200 kaldı bak, girdin girdin, girmedin giriyorum burdan şimdi sana.
- 50 metre, yanaş sağa uleyn.
- Lan ne biçim kullanıyosun şu arabayı, girsene sağdan geç bir makas, alo.
- Aha kaçırdın, vay ben senin direksiyon hakimiyetini "biibiiiip".
- İlerden dön sağa, ilk sağ.
- Layn.
- Dönsene leayyn. Delirtme lan beni.
- Oh nihayet. Sağa yanaş, 100 metre ilerdeki apartıman.
- Yanaşş.
- Hoop sağdan topla gel.
- Gel gel gel.
- Hooooooop. dur. Tamam.
- Şimdi, "İnin ulan arabadan!"
- Kadir Navigasyon'u tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz. Çünkü biz rampalarız ustasıyız, gözlerinin hastasıyız.
- Deli Kadiriz ulayn.
- Bip.
Gel de uzat yolu bakalım... :]
Dünya navigasyon devleri bu buluşumu kaçırmak istemeyeceklerdir. O yüzden hesap numaramı veriyorum, noyn noyn noyn...
:]
3.07.2009
Tester'a gel tester'a
Sevgili günlük, bugün işi gücü bırakıp emesen'in eğlence sayfasında o test senin bu test benim kendimi testettim. Evet. Testçi oldum ben bugün.
Önce hangi şehirmişim onu öğrendim, ahanda aşağıda;
"Amsterdam"
Siz tam anlamıyla bir özgür ruhsunuz. Aykırılık sizin doğanızda var. herkesin yaşadığı yerlerde yaşayamaz, kısıtlamalara tahammül edemezsiniz. Kendine has dünyanız ile diğerlerinden kabul beklemek size göre değildir. İşte bu yüzden siz özgürlükler şehri Amsterdamsınız, kimin ne yaptığını sorgulamayan, iyi kötü ayrımının diğer şehirlerden çok farklı kriterlerle belirlendiği – hatta belirlenmediği- şehir Amsterdam. Siz de Amsterdam gibi sıradışı bir hayatın insansınız günlük rutinlerden çabuk sıkılır, birçok insanın konfor tabir ettiği özelliklere burun kıvırırsınız. Tatil anlayışınız bile bu nedenle en sade ve bohem olanından yanadır. “Amsterdam” adeta sizin göbek adınız.
Sonra, çok özgür ruh çıktım ya, bunu da bir test edeyim dedim. Ne kadar özgür olduğumu test ettim bu sefer; onda da şu sonuca vardım;
"Kendi yolunda"
Ne istediğini bilen birisiniz. Düşleriniz, idealleriniz ve naçizane fikirleriniz var. Hayatınızı kurmak için çok emek verdiniz. Bu emeğin boşa gitmesini istemiyorsunuz. İçinde bulunduğunuz koşullar ve psikolojiniz hareketlerinizi belirleyen en önemli etkenler. Hiçbir şey sizi kendiniz olmak kadar heyecanlandırmıyor. Hayat sizin için bir oyun sahası. Siz de bu oyunu özgürce ve keyifle oynamak istiyorsunuz. Pek de haksız sayılmazsınız hani… Size kendi yolunuzda keyifli ve uzun yürüyüşler dileriz.
Önce tam anlamıyla özgür ruh çıktım, şimdi ise emekleri boşa gitsin istemeyen bir özgürlükçü. Bunda bir mantık hatası olabilir mi diyerekten ne kadar mantıklı olduğumu test etmeye başladım hemen. İşte o da şöyle çıktı;
"Sulu sepken"
Sizin karışım biraz fazla sulanmaya başlamış. Duyguların bulunduğu kefede bir ağırlık göze çarpıyor. Başından bu yana mantıkla aranız pek yokmuş. Uğraşmışsınız, kendinizi mantıklı bir insan yapmaya çalışmışsınız. Ama çok da yorulmuşsunuz. Bakmışsınız değmiyor, bırakmışsınız. Ama olmaz ki... Mantıksız da yaşanmaz ki... Dizginleri yeniden ele almazsanız yakında duygu selinin önünde bir kuru ağaç dalına döneceksiniz...
Kuru ağaç dalı mı? Mantığımı yitirmeye başladığımı bir internet testinden öğreneceğim aklıma gelmezdi, ühühüh, peki tamam mantığımı yitiriyormuşum da, ne kadar deliyim? Hemen buna başladım. Sonuç;
"Akıllı deli"
Sizinkisi “akıllı olup bu dünyanın kahrını çekeceğime, deli olayım dünya benim kahrımı çeksin” şeklinde yapılmış gayet bilinçli bir tercih. Olaylara, durumlara baktığınız mesafe, pek çok şeyi sıradan akıllılardan daha iyi görmenizi sağlıyor. Deliliğin verdiği cesaretle gözünüzü budaktan, sözünüzü dosttan da sakınmıyorsunuz. Lakin ısrarcı da değilsiniz. Bildiğinizi söylüyor, üzerinize düşeni yapıyor, çoğu zaman kimsenin cesaret edemediği atraksiyonlar geliştiriyor, fakat başkalarını düşüncelerinizin ve eylemlerinizin doğruluğuna inandırmak için de enerji harcamıyorsunuz. Kişiliğinizin en sevdiğiniz tarafı da yaratıcılığınız. Dünya sizin oyun alanınız. Arada bir çuvalladığınız oluyor. Ama takılmıyorsunuz. Nasılsa delisiniz…
Bilinçli bir delilik tercihim varmış, ilginç. Kişiliğimin en sevdiğim yanı yaratıcılık mı? Nhayır, yoksa yanlış bir kariyer tercihim mi var diye işkillenmeye başladım bak şimdi. Ve sonra hemen görsel algıma göre kariyerimi test etmeye başladım;
"Yaratıcı"
Sizi tanımlayan en keskin kelime elbette ki yaratıcılıktır, siz ne iş yaparsanız yapın işin içine kendinizden birşeyler katarsınız ve yaptığınız ne olursa olsun kesinlikle size has bir yaratıcılık olur işin içinde. En çözülmez problemli işlerde bile siz bir şekilde pratik zekanız sayesinde bir çözüm bulur ve problemi çözerseniz. Bu yüzden yaptığınız veya ürettiğiniz her işe bir espri, bir tat katarsınız ve işiniz özgün bir hal alır.
Abow, lan tutarlı gitmeye başladı bu testler, korktum billahi. Nereden geliyor kardeşim bu yaratıcılık meselesi diyerekten önceki hayatımda kim olduğumu bulmak için başladım başka bir teste. [notumnotsunnot: reenkarnasyona inanmam.] Orada da şu sonuçlara ulaştım.
"Müzisyen"
Bir önceki hayatınızda profesyonel olarak ya şarkı söylüyor yada bir enstrüman çalıyordunuz ama kesinlikle müzikle uğraşıyordunuz. Şu an müzikle uğraşmıyor olsanız bile müzik kulağınız çok iyi olmalı çünkü bir önceki hayatında bu kadar takdir toplayan bir müzisyen olarak şimdiki hayatınıza da bir yansıma olmuştur. Müzikteki yeteneğiniz konusunda hakketiğiniz kadar iyi yerlere gelemediniz ama gerçekten çok mutlu bir hayat sürdünüz. Türlü şanssızlıklar peşinizi bırakmadı fakat siz bunları umursamadınız çünkü müzik, hayatınızda olduğu sürece siz hep mutlu olmasını bildiniz. En büyük üzüntünüz erken yaşta eşinizi kaybetmek oldu fakat o kadar büyük bir aşk yaşadınız ki çocuklarınızla beraber ömrünüzün sonuna kadar eşinizin anısıyla yaşamayı tercih ettiniz.
Laeeyn, erken yaşta eşimi kaybetmişim, anam ben ölem, vay dağlar. Lan psikolojim bozuldu. Kimle evlenmişim ki, ruh ikizim miydi ki falan derken, baktım ruh ikizimin nerede olduğunu açıklayacak bir test gördüm hop ona atladım hemen;
"Ruh İkiziniz Hayatınızda"
Siz ruh ikiziniz ile zaten tanışmışsınız. Bu kişi ister hayatınızda çok önemli bir role sahip olsun, ister sadece tanışmakla kaldığınız herhangi biri olsun, onu ilk gördüğünüz zaman hissettiğiniz o garip duyguyu anımsamanız gerekir. Belki sizin için basit bir tanışma olarak kalmış olabilir ama emin olun çok geçmeden o kişinin sizin ruh ikiziniz olduğunu farkedeceksiniz. Bir şekilde; ya tesadüfen yine bir araya geldiğiniz bir ortamda; aynı anda aynı cümleye başlamak gibi, aynı anda aynı yiyeceğe uzanmak gibi ufak ama garip tesadüfler yaşayarak kafanızda bir kıvılcım çakacak bu tür ufak ve garip tesadüfler sizi bir şekilde birbirinize yakınlaştıracak. Kısacası zaten halihazırda tanışmış olduğunuz ruh ikizinizin kim olduğunu zamanla anlayacaksınız.
Konu gittikçe derinleşmeye başlıyor ve saat ilerliyordu, hemen alakasız bir test bulup ortamı dağıtmam gerekliydi, aa hangi yönün insanıyım? evet, çok alakasız, bunu yapayım deyip, koyuldum teste;
"Güney"
Sımsıcaksınız. Yerinizde duramıyor, sürekli hareket halinde olmak istiyorsunuz. Ama dünya o kadar büyük değil. Acaba başka gezegenleri mi deneseniz? Ama bulunduğunuz yer de o kadar güzel ki? Başka dünyalar biraz daha bekleyebilir. Kolay karar verebilen bir insan olduğunuz söylenemez. Çünkü aynı anda her şeye sahip olmak istiyorsunuz. Mesela terlemeden koşmanın bir yolunun neden bulunamadığına aklınız şaşıyor. Sizinle eğlenmek, yarenlik, dostluk etmek gibisi yok. Sizinle birlikte çalışmak biraz yorucu olabilir. Ama o kadar şanslı ve esnek bir insansınız ki her koşulda yaşayabilirsiniz. Kendinize zor, başkalarına kolaysınız. Sırlarınızı kolay paylaşmadığınız için kederli anlarınızda yalnız, öfkeli zamanlarda alev gibisiniz. Güney gibisiniz işte, sıcak ama uzak, hareketli ama tembel, şeffaf ama esrarengiz…
Lan olm bu testler iyice yoldan çıkaracak beni, az daha, biraz daha. Birazdan basıyom istifayı, başımı alıp gidiyorum güneye.
Ee nasıl? Zengin olabilecek miyim peki? Hadi alakasız bir konu daha. Ortamdaki muhtemek istifa havası dağılsın;
"Talih kuşu kapınızı çalacak"
Talihe inanır mısınız bilmiyoruz, ama o size inanıyor. Kapınızı çalmak için fırsat kolluyor. Hedefleriniz değilse bile yıldızınız yüksek. Şans ille de oyunla çalmayacak kapınızı. Değerlendirmeyi bilirseniz, pek çok zengin olma fırsatıyla karşılaşıp tadını çıkartacaksınız. Belki de hobi olarak yaptığınız, çok eğlendiğiniz bir şey açacak talih kuşuna kapıyı. Kıymetini bilmediğiniz bir özelliğiniz de olabilir zenginlik kapısını açacak anahtar. Talih kuşu sizin için düşündüğü armağanları toparlarken, siz de sahip olduğunuz kıymetleri bir gözden geçirin...
Lan olm bak zorlamayın beni, az kaldı. Ya başka bir hayatım olsaydı? N'olurdu?
"Yüksek Adrenalin"
Ah bu hayat! Sizdeki enerji bir değerlendirilse, neler neler olabilirdi?! Her an fırlamaya hazır bir ok gibisiniz de, hedefte o hıza değecek bir şey yok. Sonrası sıkıntı tabii… Hareket ettikçe dinleniyor, yeniliklerden ilham alıyor, değişime hayran oluyorsunuz. Yaşam monotonlaşınca bunalıyor, arayışa giriyorsunuz. Ama hayat her zaman heyecan vermiyor. Başka bir yaşamınız olsaydı… O zaman yerinizde durmazdınız. Dünyanın her yerine ulaşır, her yaşama bulaşırdınız. Zengin ve heyecanlı olurdu hayatınız. 80 yaşınızda 20’lik gençlere taş çıkarırdınız. Hikâyeleriniz ağızdan ağza dolaşırdı. Olur ya, belki bir gün olur.
Hahahaha, valla siz beni bugün işten çıkartmaya niyetlisiniz be güllerim. Durun bakayım, mizah anlaşımı da bir test edeyim, bunlara gülüp geçebilmem lazım, yoksa işteki son günümü yaşıyor olabilebilirim, nolabilemez.
"Abartılı"
Her şeyde gülünebilecek bir yan arıyorsunuz. Bu yüzden hiç olmayacak şeylere bile gülüyorsunuz. Gülerek kimseye rahatsızlık vermezsiniz. Yüz çizgileriniz biraz belirginleşir ama bırakın o da gülmekten olsun. Bu denli geniş bir mizah duygusuna sahip olmanın sizi zorlayan tarafı, en kötü, etrafta herkesin üzgün, hüzünlü olduğu zamanlarda bile içinizden kopup gelen gülme isteğini ne yapacağınızı bilememek... Böyle durumlarda yüzünüzü gizlemek, ortamdan kaybolmak durumunda kalıyorsunuz. Arada bir kendinize sorun: Bunca gülme ihtiyacı nereden kaynaklanıyor?.. Belki sebebi bulursanız, mizah duygunuzu da arzu edilir bir kıvama sokabilirsiniz...
Oh bir an ciddiye alıp işi gücü bırakıyordum valla, sonuçta abartılı tabi. Yapma. Zor biri miyim bu da son kapanış olsun, zira mail kutuma gelen mailler yaldır yaldır yanmakta.
"Geniş yürekli"
Kendinizi rahatlıkla kalp dostu ilan edebilirsiniz. “İyilik yap ve iyilik yap” diye bir söz olsaydı, eminiz sizin için söylenmiş olurdu. Ama bu kadar verici olmaktan hiç de rahatsız değilsiniz. İçinizden geliyor, yapıyorsunuz. Size göre, başkalarına yardımcı olmak veya mutlu etmek, sadece onlar için değil, tüm insanlık için faydalı. Zor bir karakter olduğunuz söylenemez. Hatta katılaşmaya başladığınızda, ısıyı artırıp erimeye koyuluyorsunuz vakit kaybetmeden. Böyle mutluysanız, ne güzel! Lakin kendinizi de ihmal etmeyin, hele hele mutsuz hiç etmeyin.
Lakin? :] Lakin benim çalışmam lazım...
:] Ya işte böyle günlük, ben bugün testçi oldum.
Edit: Oha amma uzun olmuş.
2.07.2009
Çalışan insanın 5 hali
Sevgili günlük, sana bu satırları yine bir word dosyasının o eşsiz tayms niv roman karakterleriyle yazıyorum. Abe robanız biz be, abe. Abe abe.
Şimdi bak günlük nelere dikkat ettim nelere, duy da inanma, acayip şeyler. Mesela işten çıkıp da kravatını çıkarmayan insan vardır ya, işte o insan sistemin insanıdır bence, sistemin içine entegre olmuş insandır. Entegre devre gibi olmuş insandır. En tegre insan o insandır. [ah ne komik.] What is matrix ulan olmuştur. Yok kravatı seviyorumdur falan der, bunları geçeceksindir. Alışmıştır. Kudurmuştan beterdir. Bıraksan evde bile kravat takar o insan.
Ama mesela kapıdan çıkar çıkmaz kravatını çıkaran insan da vardır günlük, işte o insan da gizli anarşiktir söyliym, [anarşik?] acayip ya, duy da inanma. Hem sistemin varlığına inanır, hem de ona karşıdır. Delidir deli bildiğin. Ama zararsızdır. [Abow oğlan anarşiklere karıştı.]
Sonra işten çıkıp da ceketi meketi kravatı mravatı fırlatıp, ayakkabılarını değiştiren insan da vardır ya günlük, işte insan değildir o insan. Böyle “işten çıkınca bir karakter bu kadar mı değişir” dedirtir insana, yanar dönerdir mesela, ama bi’de dengesizdir. N’apıcağı belli olmaz. O pantolonun altına o ayakkabıları nasıl yakıştırır bilinmez. Baskı altında kalan karakteri işten çıkınca patlar kulaklarından taşar. Manyar iyice. [Gizli ortam insanı, ama zevksiz.]
Ama bir insan işten çıkarken pantolonu da değiştiriyorsa işte o insandan korkacaksın. O insan iflah olmaz daha ben sana söyliyim. Asla sistem insanı olmaz o. Her an istifayı basacak tipte bir insandır. Hayatla da barışıktır, işimi de yaparım keyfime de bakarım gibi bir motivasyonu vardır, kovsalar inan bi gıdım üzülmez, [gıdım?] takdir edilesi insandır hatta yeri geldiğinde.
Sonra bir de işten çıkamayan insan vardır günlük, o insan işte en asil duygunun insanıdır. Aklı fikri işindedir. Yürürken bile bıdıbıdı bi’şeyler düşünür, hatta abartır konuşur, kanarya gibi bülbül gibi şakır da şakır asil insan. [Lan n’oluyo?]
:]
Şimdi bak günlük nelere dikkat ettim nelere, duy da inanma, acayip şeyler. Mesela işten çıkıp da kravatını çıkarmayan insan vardır ya, işte o insan sistemin insanıdır bence, sistemin içine entegre olmuş insandır. Entegre devre gibi olmuş insandır. En tegre insan o insandır. [ah ne komik.] What is matrix ulan olmuştur. Yok kravatı seviyorumdur falan der, bunları geçeceksindir. Alışmıştır. Kudurmuştan beterdir. Bıraksan evde bile kravat takar o insan.
Ama mesela kapıdan çıkar çıkmaz kravatını çıkaran insan da vardır günlük, işte o insan da gizli anarşiktir söyliym, [anarşik?] acayip ya, duy da inanma. Hem sistemin varlığına inanır, hem de ona karşıdır. Delidir deli bildiğin. Ama zararsızdır. [Abow oğlan anarşiklere karıştı.]
Sonra işten çıkıp da ceketi meketi kravatı mravatı fırlatıp, ayakkabılarını değiştiren insan da vardır ya günlük, işte insan değildir o insan. Böyle “işten çıkınca bir karakter bu kadar mı değişir” dedirtir insana, yanar dönerdir mesela, ama bi’de dengesizdir. N’apıcağı belli olmaz. O pantolonun altına o ayakkabıları nasıl yakıştırır bilinmez. Baskı altında kalan karakteri işten çıkınca patlar kulaklarından taşar. Manyar iyice. [Gizli ortam insanı, ama zevksiz.]
Ama bir insan işten çıkarken pantolonu da değiştiriyorsa işte o insandan korkacaksın. O insan iflah olmaz daha ben sana söyliyim. Asla sistem insanı olmaz o. Her an istifayı basacak tipte bir insandır. Hayatla da barışıktır, işimi de yaparım keyfime de bakarım gibi bir motivasyonu vardır, kovsalar inan bi gıdım üzülmez, [gıdım?] takdir edilesi insandır hatta yeri geldiğinde.
Sonra bir de işten çıkamayan insan vardır günlük, o insan işte en asil duygunun insanıdır. Aklı fikri işindedir. Yürürken bile bıdıbıdı bi’şeyler düşünür, hatta abartır konuşur, kanarya gibi bülbül gibi şakır da şakır asil insan. [Lan n’oluyo?]
:]
1.07.2009
bir ateve anahaberden de bunlar kaldı geriye
Sevgili günlük, akşam yemeğini (bildiğin yemek) yerken bir yandan da Ateve haberin habercilik başarılarını izliyorduk. [Bak burada kinaye var.]
Habere de bakınız sevgili günlük, "Cinsel yönden en sağlıklı erkekler İzmir'de" [Uzmanlar ve yapılan araştırmalar cinsel açıdan en sağlıklı erkeklerin İzmir'de olduğunu ortaya çıkarmış. Hayır nasıl bir araştırma yaptılar, cinsel sağlık derken tam olarak neden bahsediyorlar onu bilmiyorum, öğrenemedik de. :] ]
Sonra her zaman olduğu gibi halka danışılıyor konu. [Halk halk, halka değil, halk'a danışılıyor yani. Aman dur be. Aklınsıra komiklik, bıdıbıdı, iki dakika susunuz da adam bi'şey anlatıyor şurada.] Her kafadan sesler tabi;
[Bir abimiz haksızlık yapıldığını düşünüyor mesela kendisine, direkt olarak, nerdeymiş efenim bu araştırmayı yapanlar bu abiyi görmemişler mi?]
- Yani kardeşim ben Sivas'lıyım, ben de yani sıralamaya girerim diye düşünüyorum. İyiyim yani.
[Sonra tikican bir abimizle tikican bir ablamız çıkıyor karşımıza, mekan İstiklal gibi geldi, abimiz ağır delikanlı çıkıyor daha ilk cümleden, abla da cabası,]
- Doğu olması lazım bence. Ben mesela Ardahan'lıyım, bence en cinsel erkekler Ardahan'dadır. (Sonra mikrofon adamın yanındaki kadına uzatılır. Kadın da "katılıyorum" der.)
[Bir abimiz yanıtı ise kısa ve öz.]
- Trabzon'dur.
[Ve kendisinden beklenmeyecek manyaklıktaki bir ablamızdan şu yorum geliyor,]
- Şimdi İzmir'in kızları güzel ya, ondan bence İzmir olabilir.
(Ahahah, Allah'ım ya abla n'aptın sen? Nasıl bir hastalıklı ruh halin var böyle senin?)
Tipik polemik sevgili günlük, ondan sonra bir de büfeye giriyor haberci kardeşimiz, böyle portakallı, elmalı, havuçlu, muzlu, ananaslı, ballı kaymaklı bir içecek tanıtıyor. Mikserde çırpılan malzemeler, "libidoooğğğğğ" diye bağırttırır efenim adamı. Gel de en cinsel sen olma.
Sonra bu haberin üzerine sağlıklı yaşam ve beslenme uzmanı, Türkiyenin yeni lokmanı Maranki Bey çıkıyor anahabere, önünde bilumum zerzevat. Ve sunucu hanımdan günün cümlesi geliyor. "Sayın Maraki gelirken bizler için bu ürünleri getirdi." getirsin efenim getirsin. Biz de çiğ çiğ yiyelim bunları.
Sonra "Bakın bu mevsimde portakal yenmez" diyor adam, "bakın suyu muyu kalmamış, posa bu sadece" diyor. Ve annemin adama tepkisiyle ateve anaheber benim için bitiyor. "Ne diyorsun yahu adam, bu mevsimde portakal mı yenir zaten."
:]
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




