31.08.2009

Sımokbomb

Başımda bir ağrı peydahlandı ki sorma günlük. Bu arada sürekli kullandığım bu peydahlanmak kelimesinin tam olarak anlamını bilmediğimi farkettim? Tam olarak ablamını bilen vardır mı? Ablamın mı? Ne diyon lan? [Nasıl bir dilbilgin var evladım senin, vardır mı?dır var mıdır? mıdır doğrusu, önce bunu bir araştırmalıdır. Şiir gibi mübarek.]

Vatevır. [Şimdiden başladım ingilizce kelimeleri ezberlemeye her gün bir kelime 365 günde 365 kelime, kalan 6 saatte de toptan uyumayı düşünüyorum.]

Aym so tayyırd beybi.

Oluşmak demekmiş, zira hemen de baktım öğrendim.

Valla ben siyah aslan olurum sölim, yok öyle. Geçende de bacağını oluşturmuştum, bu sefer kafadan aşağı kurtarmaz. [Voltron 25 yıldır evreni koruyormuş.]

Pileysiteyşınüç'ün slim'i çıkmış, ulan avropa'da amerika'da 299 399 dolara almayanı dövüyorlar, bizde 1000 liraya almak için millet sıraya giriyor. Alıp da n'apıcam ki? [Kendiyle yüzleşen sıkıntılı ruh. Hayır alınca n'olazak acaba? Alıcan koycan eve, iki de kol alıcan, sonra oyunlar pahalı tabi oyun almıcan, bandıl gelen oyunları bitirene kadar uğraşıcan, ee bitti gitti. Sonra bekle ki bahar gelsin, çiçekler açsın, dünya bir yenilensin yeniden. Çok vaktin var zaten, bir bu eksik.] Aa hemen soğudum yahu bu istekten.

Çay harareti keser diye bir inanış var günlük, acayip bir inanış o, çok yerinde bir inanış o, ulan su içinde kaldım 2 bardak çay içtim de. Üşütme geldi.

?

Şöyle kendimi atsam da uyusam?

adabımuaşeret

Sevgili günlük, bak çok kritik bir detaya iniyorum şimdi, aman kulaklarını aç da beni öyle dinle.

Çıkardın mı kulaklıkları, çıkarsana lan. Başçavuşun teyyaresi mi geçiyor buradan? Kaç gibi geçiyor? Akbil geçiyor mu?

Klayvem iyiden iyiye yamulmaya başladı, basmıyor efenim bastığım halde tuşlara, hatta bakınız klayve yazdım yine, yok bu klayvenin suçu değil, tamamen bilerek isteyerek kendi hür irademle yazdığım bi'şey. Düzeltmedim, uğraşmadım geri dönüp onu düzeltmek için, onun yerine aha bu kadar şey yazdım.

Dengesiz düşünce balonu: [Halbuki daha da yeni bile almış sayılabilirdim, ne çabuk bozuluyor artık her şey eskisinden.]

Neyse, şimdi çok kritik detay konumuza gelelim.

Şimdi bu iftar yemekleri var ya efenim, ya da sadece iftar değil, böyle toplu halde aile saadeti şeklinde yenen her türlü yemekleri ele alalım, işte o yemeklerde oturduğunuz yerin stratejik ve jeopolitik önemi ile ilgili hayat kurtaran detaylara ineceğim.

Geçende natceo'da, ya da diskaviri'de [hangisiydi unuttum], böyle doğal yaşama salınıp medeniyete ulaşması gözlemlenen bir tane dingil var, onu izledim. Bu kendini bilmez adamın yaptıklarına sonra geleceğim. Hatta onları başka bir yazıda yazayım da heba olmasın yavru.

Şimdi bu sofrada nereye oturacağını bilmek önemli hadisedir. Eğer isminizin yazıldığı küçük kağıt parçaları yoksa etrafta, istediğiniz yere oturabilirsiniz demektir. Zaten aile içindeki bir yemekte masada isminizin yazılı olduğu kağıt parçaları olan biriyseniz şu an burada işiniz ne değil mi, ahaha ilahi ben.

Masalar, bilindiği üzere, üzerinde aperatiflerin bulunduğu tabaklarla dolu olacaktır. Şöyle bir bakmak gerekir önce masaya, tüm aperatiflere eşit mesafede olan bir sandalye bulabiliyorsanız, işte orası oturma da yanında yatlık bir sandalyedir. Çünkü aperatif candır. Kapızlayın hemen. Kaptırmayın kimseye. Diyelim ki orası kapılmış, e onun karşısı, bir yanı, bir yanı diyerek diğer alternatifleri zorlayabilirsiniz.

Ama her zaman masanın ortası her aperatife optimum mesafeyi sağlayacak diye bir kanun yoktur, öyle saplama gibi gidip de masanın ortasına saplanmayın sap diye. Çünkü bazı masaların ortasında koskocaman, evet koskocaman, salata tabağı olur, diğer tüm tabaklara ulaşımınız baltalanır, habire hıyar yer durursunuz ondan sonra. Ekmek arası hıyar, domates ve kıvırcık üçlemesini dişlerken, bakarsınız pastırmanın çemenini çenesinden silen aile bireylerine, ve haykırmak istersiniz "Ben de pastırmak istiyoruuum" diye, ama işte mesafeler uzundur, kollarınız yetişmez, pastırtmazlar size, haykırmayı istedikleriniz de hıyarlarla birlikte boğazınızdan midenize oturur.

Bir de sürekli kafanızın yanlarından geçişip duran servis tabakları olmamasına dikkat etmekte fayda vardır, ortalık yerler bu konuda çok tehlikelidir. Şunu uzatalım vıjt, şunu uzatsana vıjt, birisi mi vıjtlıyor orada, aa hazır vıjtlamışken bana da şunu bi vıjtlasana, vıjt, vıjt lazım mı, lazımsa bak burada vıjtlıyor, size de vıjtlasın.

Çok kenarda olmayan, çok ortalıkta da olmayan, hem görünmez, hem hakim konumda bir yer bulmaya bakmak, ne yediğinizi anlamanız ve sağlıklı bir psikoloji için ideal bir uygulama olacaktır. Hadi afiyet olsun.

Şimdi sizlere, sevgili "nonpoint"imizden, "hide and seek" isimli şarkıyı armağan etmek istiyorum. Ediyorum. Yazıyla da uyumlu olsun, ahenkle dans etsin.



30.08.2009

Aşk daha tır gibisin ya hani bana

Şimdi bu Göksel'in söylediği bir şarkı var, adı "Baksana Talihe". Arada bir böyle winampın şafılından zıplayıp zıplayıp da çıkıveriyor, viy viy vidi vidi viy, pek de güzel bir şarkı.

Ne diyor efenim kendisi, çok net; "Baksana talihe, mal verir kimine." [Bzzıtt: Malfunction]

Bu saçma yazımızı, bir de Göksel'le düet yaparaktan bitirelim ki manyaklığımız tescillensin, [şarkının ikinci bölümünde yer alan, Göksel'in istek kipindeki veryansınları için geliyor. Bir de şu anda komşunun küçük çocuğunu kesiyorlar sanırım olmaz böyle bağırmak, viyak viyak. Evladım sus. Düet yapıyoruz şurada. Polisi mi arasam? -Alo yüzellibeşpolisimdat mı? -Evet. -İmdaat poliis.]


- Aşkta hatır gibisin ya hani bana,
- Aşk daha tır gibisin ya hani bana,
- Gel bu gece sakın kalmasın yarına,
- Ehliyetimi aldılar kamu yararına,
- Sar beni sarmala verme başkasına,
- Sarmaladım koydum cüzdanıma,
- Kördüğüm ol benimle sakın açma,
- Körkütük oturdum direksiyona.

:]

bir ta bir

Şimdi bak hep derler ya lise yıllarında, bazlar asitler falan, bu bazların tadı sabuna benzer falan. Hatırladın sen onu. Ee n'apıcaz şimdi, sabun mu yiyeceğiz yani bazların tadını öğrenmek için. Olur mu lan öyle şey. Hem bi'kere nasıl bir tabir o? [bir ta bir] Koskoca bilim adamı olmuşsun düşün, pırofosör falansın yani o derece, kimya pırofösör, hatta düşün baz'ı sen bulmuşsun yani, oo derece büyüdü. Sonra geliyorsun, "tadı sabuna benziyor." Lan hiç mi saygın yok kendine.

Bu arada benim beksipeys basmamaya başladı, başlarım böyle beksipeyse ya...

Sen hiç turup turdun mu?

O kadar da bağırdım arkasından Arif Işıık Arif Işııık diye, açmadı ışığı. Açsana ulan karanlıkta kaldık. Haha çok saçma. Hem de nasıl. [Bak gönderme var acayip, Cem Yılmaz'ın sitendapındaki esprisini, gora ve arog'daki karakteri için devşirdim, olm çok acayip gönderme var çok acayip.]

Konumuz ne biliyor musun günlük bugün, çok derin. Bugün durup dururken, evet durup dururken, hatta turup tururken, aklıma ne geldi. [Turp turmak?] Yahu onlarca, ne onları binlerce, yahu ne binleri, onbinlerce, yahu ne onbinleri yüzbinlerce, yahu ne yüzbinleri, [sen de hâlâ okuyorsun] milyonlarca ulan milyonlarca tamam, "Işık" soyadlı insan var. Yok mu? Var.

Ünlüsü var, ünsüzü var, kadını var, erkeği var. N'olacak efenim bu kadar insanın hali, bu kadar insan, bakın dedik az önce milyonlarca insan, bu kadar insan kendi adlarıyla bir web sitesi açamayacaklar mı efenim. Olur mu böyle. Töbe Töbeee.

Lan bu kadar yazdım da Türkçe karakterli internet adresi alınabileceğini şimdi öğrendim iyi mi, hay ben cehaletin böylesine turrup sıkayım.

Dur ama, [durama, vay seni duramayasıca seni] her ne kadar Türkçe karakterli internet adresi alınabiliyor olsa bile halihazırda böyle almış olanlar var. Hahahahaa, misal bir Adil Işık var, hatta sitesi bile var, evet aradım buldum, hahahah, oh ya rahatladım.

N'apalım yani? Bu mu? Durdun durdun da bunu mu buldun? Olm sende turup kadar beyin yok yeminlen.

28.08.2009

va'eva

Hahahahaa, sevgili günlük, mayti buuş'u duydun mu? Ben bugün cimi fallon'da duydum rastgele gezerken televizyonda, hatta duymakla kalmadım izledim, hatta izlemekle kalmadım hâlâ izliyorum. Ohohohoaa, deli lan bunlar. :]

Ne diyon olm sen kafayı mı yidin diyenler, buradan buyursunlar: Mighty Mouse, lan dur ne mouse'u, Mighty Boosh. Yuğtuba girip de bakırtabilirsiniz. Tavsiye olaraktan, eels song, ice flow song (tundra rap), crack fox.

Şimdi şöyle izlerken bakıyorum da [izlerken bakmak?] hani eskilerde bir müebbet muhabbet vardı cen kileerdem'in. Aaa işte bak bunlar da aynısı diyebiliyor insan izlerken. Hem izliyor hem bakıyor hem de diyebiliyor. Ama kazın ayağı öyle değil. Tabi şimdi ohoo bunların arkasında prodüksiyon falan var da diyebiliyor insan. Bak yine hem izliyor, hem bakıyor hem de prodüksiyon diyebiliyor. Ama işte kazın ayağı öyle değil. Nasıl ulan bu kazın ayağı? Öyle değil böyle değil.

O değil de, şu eels song ile ice flow song'a(tundra rap) ayran kaldım be.

Bir gün sonra gelen kıyak editi: kıyakedit.





#

- B e l k i d e o k a d a r v a k t i m i z y o k t u r ?
- B e l k i d e v a r d ı r ?
- E e, b e k l e y e l i m m i y a n i ö ğ r e n m e k i ç i n ?

27.08.2009

Tıbbi şuur kaybı

Yahu sevgili günlük, "Ey aşk neredesin" diye mirkelam şarkılarından fırlamış bir dizi başlamış ateve'de, nekkadar hoşlaştım izlerken bir bilsen inanmazsın, bayağı bayağı hoş bir dizi.

O değil de, tatil anılarımı yazsaydım bir yerlere keşke demeye başladım günlük, bu bir pişmanlık mıdır? Çünkü bazı yerlerde o kadar gariplikler, ilginç muhabbetler oluyordu ki o anda aha bak bunu unutmamalıyım deyip kafamda tutmaya çalışıyordum ama buharlaşan beynimle birlikte tüm hepsi uçup gidiyordu aklımdan, şimdi şimdi yeni yeni hatırlar gibi oluyorum.

Neyse ne diyorduk, hah, bak çok ilginç mesela bu yarı iletkenler akımı tutarak bilgiyi de saklıyorlar ya içlerinde, bak bu beyin de onun gibi, lan manyak mıyım neyim zaten öyle şimdi mi anladım bunu, o kadar yıl oku oku sonra gel bunları de, hiç yakışıyor mu hiç yakışıyor mu. Ah efenim eskiden hep yeşillikti buralar tabi oksijen de bol ooh çek babam çek, ne zaman müteahhitlik müessesesi imar oldu mertlik bozuldu. [Ovv beklenmedik kelimeler geliyor ardı ardına.]

Neyse, ne diyorduk, hah, tatildeyim, şezlongda yatmış güneşin zararlı ışınlarından saklanmaya çalışıyorum şemsiyenin altında, denizden esen bir meltem yeli, hatta elimde de naneli limonata. [Antalya'da 5 lira alıyorlar efenim bir bardağına resmen kazuk.] İster istemez etrafta konuşulanları duyuyorsunuz efenim kulak yani bu da, duyuyor.

Önümde teyzelerin göğüs bakımları ile ilgili süper bilgilerini bağıra bağıra kümes kahkahaları eşliğinde paylaşmaları merakımı celbetti. Dinlemeye başladım. [Acayip şeyler öğrendim bu arada, ama ne kadar doğrudurlar bilmiyorum.]

Aa bi' dakika yahu, Antalya'da olmadı ki bu, Ekincik'te oldu, tüü iyice bunadım valla.

Ne diyorduk, hah, sonra efenim bizim mahalle eskiden hep böyle tek katlı iki katlı müstakil evlerden ibaretti, komşuluk vardı azizim o zamanlar. Sonra tabi ehonomik sebeplerden dolayı millet evini müteahhitlere vermeye başladı, hop diktiler apartımanları en saf çocukluk duygularımızın üstüne üstüne.

Neyse, ne diyorduk, hah, şimdi bu teyzeler başladılar, ayrık olunca daha iyi oluyormuş, böyle bir soğuk duş, sonra bir sıcak duş, sonra buz gibi duş yapınca saat yönünde masaj yaptıktan sonra haykel gibi oluyorlarmış [sanki çeliğe su veriyor, martensit yaa yürü], yanlardan sıkan sütyen takmak lazımmış falan, bir de yandılar mı biraz oooh. [lan neler anlatıyorum ben :] ]

Neyse çelik dedim de aklıma geldi, bir çelik vardı bir zamanlar ne oldu ona? Dost tarikatı mıydı, dost hareketi miydi neydi bi' işlere bulaştıydı. Halbuki biz ne sevmiştik seni sarı bandanalalı dum kah kah'larınla. Dum kah kah, kah kah.

:]

26.08.2009

mental meltdown

Abi hayatta insanın midesi yanıyor bazen, çok acı bir durum bu mide yanması, ülser mülser mi var lan yoksa bende, gastirit di'cem de demiyorum zaten gastirit diye yazılmaz bir de gas mas delikanlıyı bozar gaslı şeyler, o zaman ismail tirit'ten türüdüne bandım isimli türküyü tüm gastiritli vatandaşlarımızıa armağan edelim de bu paragrafı da nasıl bağlayacağız derdinden kurtulalım.

İyiden iyiye nonpoint bağımlısı haline gelmeye başladım günlük ben bu arada. Ra-bia diye bir şarkıları var, ilk gördüğümde aa dedim ulan rabia diye şarkı yapmışlar bak sen şunlara dedim, baktım, valla yapmışlar. Meğersem ra-bia aynı zamanda ispanyolca bir kelimeymiş, tüü senin cehaletinin bedelini kimler ödesin bre utanmaz git öte nazi yaptır şurada. Çok da tın, sevmem ki ben hem ispanyolcayı, hatta gıcık bile olabilirim. Ama ilginç yani hem de acayip anlamları var imiş bu ra-bia'nın [böyle okunuyor da ondan böyle yazıyorum ra'bia diye okunuyor. ra!bia anladın, ok uzatmıyorum.] Ra-bia, medicine demekmiş mesela, veterinary demekmiş mesela, sonra bir de 3 yılan başlı mitolojik hatun kişi anlamında da bir anlamı varmış mecazi olaraktan, bir de fury, rage falan demekmiş yine mecazi anlam bakımından. Evet gereksiz ispanyolca dersimizin sonuna geldiğimiz bu satırlardan sonra aklıma gelen ilk kelimeyle diğer paragrafa başlamayı düşünüyorum. Bakalım...

Ulan kalem geldi aklıma, hay beyin kıvrımlarım ya, önümde kalem var iki tane, böyle aklıma ilk ne gelecek acaba dediğimde ilk kalemleri görüyorum, hop aklıma kalem geliyor, ne kadar saçma, ama işte aslında saçma değil, fiziksel bir ispat, görüntü sesten sonra her zaman önce gelir. [Hahahah nasıl bir cümle lan bu, görüntü her zaman sesten önce gelir.] Aslan görüntü bastır. [Ohoo iyice dağıldı, mental meltdown. Bu kelimeyi de yeni öğrendim pek sevdim.]

Aylardır, ama cidden aylardır, kendime 13.3 inçlik bir lapintop alsam mı almasam mı çıkmazında debeleniyorum. Sonra bakıyorum ulen 10 inçlik netbuklar var yarı fiyatına, lan manyak mıyım lapintopa lapin gibi o kadar para akıtılır mı diyorum, netbuk alayım en iyisi diyorum, sonra da ama onların da performansı pek güdük be abi diyor içimdeki teknolojik gurme, ya harbiden diyorum, ulan bir fl stüdyo kurayım desem çalıştırır mı bilemiyorum. [Ki bu puroğramı da henüz daha çözemedim o da ayrı bir konu, kursan ne olacak dediğini duyar gibi oluyorum.] Ve bu beni cidden çok endişelendiriyor. Çünkü müzük ruhun gıdasıdır ya o bakımdan. Evet müzük. Ben de o zaman diyorum ki, salla lapintopu sen tofıl'a kastır boşver.

Ah günlük aaah, bu nonpoint beni kırdı geçirdi resmen cebren ve hile ile duvardan duvara vuruyor, seksen bir türlü sekmesen iki. Valla dayanamıyciğim ekliyciğim şöyle en afilisinden bir şarkılarını daha birazdan. Hatta birazdan neden ekliyorum mirim, küt diye şimdi ekleyeyim. "Any advice?"



Bak gördün mü, kartopu alıp ördün mü? Emesende ememesen de bu emesen insan iletişmesi açısından pek faydalı bir eser günlük cidden. Şu kişisel ileti olayı var mesela [ne kadar alakaya maydanoz gidiyoruz] emesenin herkes bilir, yahu hiç mi gelmez aklına kardeşim şöyle methiyeler düzmek kişisel iletinde, yok, ot gibi emesen kullanıyorum, ne kişisel ileti ne bi'şey.

Neler var efenim, kişisel iletileri acayip destansı kişisel iletiler var, neler gördü bu gözler.

Bak konu açılmışken, var mısın yok musun sen ne ayaksın'ı izledim az önce [konu açılmışken?] Muhlis görüntülü bir abimiz yarışıyor. Abi yüksek para çıkma ihtimali insanların aklını yitirttiriyor efenim. Yok böyle bir metamorfoz başka alemde. Ortamın galeyanına entegre oluyor en efendi kişilikler bir anda, birazdan gömleği çıkarıp bele bağlayacak hayta. Dişler 32, kolay para, OoOoOoO şeklinde bir tribün tezahüratları, insan üçyüzellimilyon defa adını duyarsa tüm stüdyodan hep bir ağızdan gaza gelmez de ne olur efenim. Aha çıkardı çıkaracak gömleği. Haydeee. Kutuyu açalım. Beey, bey, benim doğum günüm şu şu zaman, bak uğurlu gelir belki, onu bir hatırlatayım dedim. [Bababa psikolojik baskıya bak, istersen açtırma] Abi efendi tabi, iyi onu açalım. Sonra gacırt. Beşyüzbin. Ama dedik biz sana büyük hissediyoruz diye, bak n'oldu? Dip. Aldın mı beşyüzbini? Eh pastayı keserken bizi hatırlarsın artık. Any advice?

:]

25.08.2009

forforti

İki şarkı arasında mekik dokuyorum sevgili günlük sürekli yine aralıksız biteviye mütemadiyen. Olmazdı bayağıdır böyle takılmalar bende, ama başladı işte.

Neyse, asıl konu şu ki, benim bu çakma konversler tam ayak barnaklarının bitip de ayağın başladığı yer var ya [ahaha o ne demek lan], hani yürürken eğilen kısım, işte oradan yandan aralanmaya başladı. Her adım atışımda açılan yan kaplamalara bakıp bakıp iç çekiyorum. Ve bu beni inanılmaz derecede mutsuz ediyor, hayata küsesim var. [Ohohooov asıl konu buysa yandık.]

Boşuna demiyorlar efenim ucuz etin yahnisi nic'olur diye. Öyle mi diyorlar tam da bilmiyorum aslında ve hiç de bakasım yok, dedim ya küsesim var, küsesim var diyorum hâlâ baktın mı baktın mı, laf anlamıyor musun lan?

Bugün işe geç kaldım. Sabah annem geldi, "aa oğlum sen işe gitmiyor musun bugün?" dedi, " ya gideriz anne hele bir kalkayım da" dedim. "Yok yani saat 10 da o bakımdan sordum ben?" dedi o da. "O zaman ben bi kalkıym de işe gideyim" dedim ben de heyecanlanmasın diye çok cool bi şekilde. Alışık değildir o benim işe geç kalmama, heyecanlanmıştır şimdi diye düşündüm o uykulu halimle.

Hatta kalktım tıraş oldum, bir de banyo yaptım üzerine, olayın önemli olmadığını iyice görsün de heyecanlanmasın diye. Çünkü boşuna demiyorlar efenim ağlarsa anan ağlar gerisi yalan ağlar diye. Sonra amirimi aradım [amirimi aradım lafını da 27 yıldır hiç kullanmamış birisi olarak şimdi çok garibime gittim şimdi kendi kendimin, hem de bozuk dilbilgim de tavan yaptı bu sayede.]

"X abi günaydın" dedim, ve ekledim, "Abi günaydın dediğime göre yeni uyanmış olduğumu anlamışsındır." "Hahaha anladım" dedi o da. "Abi özür dilerim çıkıyorum birazdan geliyorum haber vereyim istedim" dedim. "Tamam" dedi o da. Sonra gittim. O kadar. Bitti.

O değil de, şu çakma konversler çok canımı sıkıyor, bir japon bulup yapıştırsam diyorum. Yoksa benim halim nic'olur?

Ha cidden, bu japon yapıştırıcısını japonlar mı buldu hakikaten? UHU vardı bir zamanlar, sonra 404. Bir de apollo forforti vardı ben de hiç sevmezdim onları.

Ah bir de hakkinen vardı efenim, efbir piloyutdu kendisi. Hakikaten hakkinen geliyor evet hakkinen birinci. Bu efbir pilotları şimdi üçyüz falan basıyolar ya ondan pilot deniyor bunlara bildim onu ben. Of be düşünsene üçyüz basıyosun ya. Abi kaç basıyo, üçyüz, oha havaya bak.

24.08.2009

<-- backspace

Düşününce, bu kadarını kontrol edemem diyor insanoğlu ve bırakıyor akışına, vuruyor gelişine, ister gol olsun ister aut. Sen istersen avut hâlâ kendini güzel vuruştu diye, yenildik ama ezilmedik de. Sonuçta kimse kazananı da hatırlamıyor gün geçtikçe, ezilsen de ezsen de. E o zaman kazansan da kaybetsen de aynı bokun içinde debeleneceksen, neden? Sırf geçen yıllar bir çizik daha atsın diye mi suratına tüm bu koşturmaca? Ki koşan da yok aslında. Labirentte peynir arayan deney fareleri gibiyiz yavaş yavaş yürüyen, bulduklarıyla yetinen. Zaten zamanla unutuyor insan asıl amacının peynir bulmak değil de labirentten çıkmak olduğunu. Düşününce hatırlıyor. Çıkışın yolunu her gece çiziyor suratına. Ama sabah kalkınca siliyor. Ve diyor, zaten buradan öyle kolay kolay çıkış yok ki, hem daha bulunacak peynirler var, belki bu sefer ezine. Sabah uyanma zorluğu çekmen kalkıp da aynaya bakmak zorunda olduğundan olabilir mi?

23.08.2009

who cares?

Ah sevgili günlük, bak ne zamandır sana ah sevgili günlük diye başlamıyorum ah sevgili günlük.

Ah sevgili günlük neden bazı şarkılar diğerlerinden daha sivri hiç bir sebep yokken?

Bak ben normalde şarkıları dinlerken asla ilk seferinde liriklerini takip etmem. Hatta trilyon kere dinledikten sonra liriklerine bakmak aklıma gelir o da yani hasta olduğum bir nağmesi varsa orada ne dediğine bakmak için. Yoksa anlamlarıyla ilgilenmem şarkıların, hatta hiç.

Evet, çoğu ingilizce olan şarkıları [çatapat ingilizcesi bilsem de] hiç anlamaya çalışmam ilk dinleyişimde hatta 3 5 10 kez dinlesem de, melodisini ezberlesem de. Çünkü;

Aslolan her zaman dikilen tüylerdir, aslolan her zaman sağdan sağdan gelen bir üşümedir, aslolan her zaman daha çok açılan sestir her seferinde, aslolan her zaman şarkı biter bitmez tekrar playa bastıran o tarif edilmez istektir.

Yoksa sözler kimin umurunda?


alive 'n kicking



vohohooooooooov

Şöyle güneşli bir pazar sabahında dinlenebilecek en en eeeeen güzel parçalardan birini seninle paylaşmak istiyorum günlük, dün geceden beri dinliyorum, az kaldı yedim yiyorum kafayı sonunda. [Aa hocam kafayı yedim orucum bozulur mu acaba?]

Şimdi mesela bu şarkı uzun zamandır benim playlistimde öyle koyun gibi yatmaktaydı sevgili günlük, demek ki tekâmül böyle bir şey işte, anca keşfettim.

[nonpoint - alive and kicking]

painunderholic



rather feel pain!


take me all the way.


average workaholic.

22.08.2009

şarkılı türkülü mesai

Abi her yer eski şarkıların kavırlarıyla dolmuş. Alem hazırcı olmuş çilekeş anam. Hazırcı olmuş vay ben neidem? Şöyle sıkıntıdan bir radyo dinleyelim diye taktım kulaklıkları bir açtım aman açmaz olaydım vay dağlar oy anam ben ölem. Dıptıs dıptıs, löşantamikantaare dıptıs dıptıs, hahaha bu ne lan. :] Kavır yapmayı seven siz sevgili dj kardeşlerimiz, sizi özeleştiriye davet ediyorum saat 20’dan sonra 21’de. Olmaz abi böyle bitirdiniz lan müzik sektörünü.

Aa bak bu arada Muğla’nın denize yakın köşelerinde Yunan radyoları çekiyor. Abi ne güzel müzikler çalıyor duy da inanma, öyle böyle değil. Bazıları bayağı bayağı nağmeler falan böyle sanki TSM ile Grek müziğini birleştirmişler de ortaya çok süper über bir harmoni çıkmış gibi. Ba ba ba laflara bak harmoni falan. Ya işin gücün yok mu senin. Hem abi kim bu arada, ne abisi abi?

Ha bak ne başladı şimdi radyoda, şu “blekaydpiis” var ya, bum bum bum diye şarkı yapmışlar ne zamandır söylicem söylicem unutuyorum, hazır gazı almışken kaptırayım, kusura bakmayın da ben kıçıma yaptırmam o şarkıyı ya, bum bum bum ne lan. [Notumnotsunnot: Ben bunlara biraz gıcığım da ondan, yoksa aslında şarkı çok fena değil.]

:]

fazla massai

Evet, gözüm aydın olaan oldu sooonunda, yıllar yıllar ve yıllar sonra bir cumartesi günü [cumartesinin C’si büyük yazılır diyenler bu C size geliyor.] fazla mesai için iş yerindeyim. Ama demişler ya alışmayınca durmaz diye, daha dakika bir gol bir, kapıdaki güvenliğe neden burada olduğumu açıklamaya çalışıyorum, elimde kart; “yahu mesai var da onun için geldim”, “normalde cumartesileri çalışmıyoruz biz”, “bıdı bıdı”, “vıdı vıdı” ulan ona ne ki, adam da zaten ilgisiz ilgisiz baktı öyle suratıma “ee napalım biz her cumartesi buradayız, dalga mı geçion lan benle?” gibisinden, ah acemilik zor zanaat efenim, cehaletin böylesi düşman başına.

biıtit

Rastgele oturduğum servis koltuğunda, camın kenarında, kulaklığı takıp radyoyu açtım bilinçsizce. [Normalde hiç yapmadığım bir şeydir bu, hatta radyo dinlemeyi de sevmem hattızatında pek.]

Otomatik kanal aramanın bulduğu kanallardan birinin sessiz sakin müziği tam da günün yorgunluğunu alır cinstendi. "Aa" dedim "hişşş dur sen."

Sonra açıkradyo'nun çalan şarkıları arasında gözlerim yavaş yavaş kapandı ve uykuya daldım.

Uyandığımda bilmediğim yerlerdeydim, her zaman gördüğüm yollar değildi, her zaman gördüğüm evler değildi gördüklerim. Kulağımda da her zaman çalan şarkılar yoktu. Maykıl Ceksın özel programı başlıyordu.

Şimdi tıkanan trafik yüzünden servis şöförünün saptığı başka başka yollarda, bilmediğim yerler, nereleri buraları diyerek "biıt it" eşliğinde camdan dışarısını seyrede seyrede müzik dinliyorum. [Camdan akıp giden binaları insanları izlerken "biıt it" dinlemek.] Kafama bir soru takılıyor; "İçerenköy, ne içeriyor ki İçerenköy adını vermişler buraya?". Yaşlı bir adam oturuyor dükkanının önünde, hiç bir şey yapmadan oturuyor öyle, gelene geçene bile bakmıyor. Sonra bir mezarlık. Ölüm ne kadar çok rating alan bir kelime diye düşünüyorum, acıyoruz ama kanalı değiştirmiyoruz, izliyoruz ki ölsün sonra üzülelim, sonra yazık diyelim. Sonra güzel bacaklı bir kadın anahtarını düşüyor köprünün altında, dev güneş gözlüklü bir adam da geçerken dönüp bakıyor eğilen kadının bacaklarına. Şarkı "human nature" oluyor. Sonra kamyonda Ferrari gri. Neden bu kadar acelesi var herkesin? Vay. Vay.

20.08.2009

jaws on air

Yahu günlük ben sana tatil anılarımı kısa özet geçerken bir konudan bahsetmeyi unuttum.

Ekincik'te, plajdan girip sürekli yüzüp geldiğimiz bir mesafe var, bayrak diyoruz oraya koyun baş tarafına doğru bir Türk bayrağı koymuşlar, hergün mütemadiyen aralıksız biteviye [unutamıyorum bu sözlük anlamlarını bir türlü] oraya gidip geliyoruz. Sakin sakin 1 saat 1.5 saat falan sürüyor gidip gelmek. [Bak baak, çaktırmadan da çok pis yüzerim demeye getiyon haa anlamıyoz sanki] Neyse efenim bu günlük deniz ritüeline devam ederken, gecelerden bir gece tıka basa yedikten sonra hadi dedik şöyle bir yürüyüşe çıkalım te şöyle şu taraflara doğru da ayaklarımız şenlensin. Yürü babam yürü, efenim bir de dolunay var ki, ah sanki denizin üzerinde böyle bir elmas tanesi pırıl pırıl pırıldıyor etraf sanki gündüz gibi aydınlık.

Aaa yürürken yürürken bir de baktık ki ne görelim? Bayrak. Evet o bayrak. Tee koyun öte ucuna gelmişiz yürüye yürüye. Saat de işte 23:30 gibi. Böyle birbirine bakan suratlar, anlamsız anlamsız denize bakan insanlar, bir sessizlik sonra, soru işaretleriyle dolu cümleler, sahile doğru bakıp bakıp cesaretlenmeler falan. [Anladınız sizi onu]

Birbirini gaza getiren üç insanoğlu, üstüm başım demeden, yüzer miyiz yüzeriz edalarında telefonları cüzdanları tişörtleri yanımızdakilere bırakıp kendimizi sırayla kayalıklardan ılık sulara bırakmaya başladık. Başladık düyorum çünkü ben gözlükleri çıkarttığımda zaten karanlık olan sularda iyice kör olmuştum. abi ses verin de bari sesinize yüzeyim diyerekten hafif de tırsaraktan kendimi ılık sulara bırakıverdim. Ah o ne keyif efenim anlatamıyorum şu anda kelimeler kifayetsiz kalıyor.

Ama şimdi tabi keyif keyif de, kardeşim onlarca yıl jaws izleyerek büyümüş bir insanım ben, hadi piranaları geçiyorum tatlı sularda yaşıyor onlar onlardan kurtulduk, ama efenim karetta karettalar da öyle gelir hafiften ısıttırır gidermiş bunu da öğrendik. Zaten kimseyi de göremiyorum aldı mı beni bir helecan. Ağırlaşan şortuma aldırış etmeden seslere doğru yüzmeye başladım. Ama efenim yüzdükçe insanın yüzesi geliyor, sırt mı desem, serbest mi desem, kurbağa mı desem, sırttan kurbağalamadan ahtapotlamalara mı geçsem her türlü.

Sonra zaten diyorsun ki o şoke olmuş beyinle, ulan bu köpekbalıkları insan eti sevmez, olsa olsa bir ısırık alır tadımızı beğenmez gider.

İşte bu şekilde korku ve keyfin verdiği gazla 15 dakikada sahile ulaştık. [Gidiş geliş 1 saatti sabah, evet hatırladınız siz onu. Düşünün nasıl bir tırsmaktır bu.] [Sanki Türkiye denizlerini köpekbalıkları bastı da, herkesi yedi, hiç işte bizdeki de geyik. Kehükeh]

:]

Takıntılıyım ulan napiym

Sevgili günlük bugün kendime ilgili bir şey keşfettim. [Yalan bugün keşfetmedim.]

Bir kadın sandalet giyip de ayağına bir de halhal takmış ise beni ezip geçebilir. Böyle çıkıp üzerimde tepinebilir falan o derece feci halde takıntılıyım ben bu halhala. [Bu da valhalla çıkmazı gibi oldu halhala. Halla hallaa. Manyak mıyım neyim.]

Bu yüzden dünyadaki tüm halhal üreticileri için geliyor;


"Clawfinger - Burn in hell"
:]

Fasarya en doğalından

Extremely cold




[taproot - again and again]


can sıkıntısı var günlük gelip geçici olanından workaholic olacağım bu gidişle herşeyi bırakıp işe güce mi dalsam diyorum ne dersin hatta bak noktalama işaretlerinin de ta ta ta taramalı yaz taramalı tüfek sesi cebine gelsin bunu gördüm ben geçen gün bir filmde ekran altı reklamı olarak halbuki mitralyöz aslında yani öyle derlermiş bir romanda rastlamıştım henüz orta sayfalarında yağdırıyordu mübarek yağdır mevlam su uzun zamandır kitap okumadığım farkettim bak şimdi tatilde bir kitap geçmişti elime adı hapisde ama d ile hatta maksim gorkinindi aa dedim yahu pardon kitap sizinmiş sanırım geri verdim çünkü daha ilk sayfasından nolur beni okuma diye ayaklarıma kapandı kıramadım ben de jast niid sam taym tu mayseeelf ıgein niid tu bring bek mi old deys wen ay was in kontrol of may layif ıgein en ıgein yatayım da geçsin nokta nokta nokta evet tam üç tane wen aaayy

19.08.2009

bir ateve haber daha

Sevgili günlük, dün müydü neydi, oturmuş ailecenek [?] favori haber kanalımız ateve'yi izliyorduk yine yemeklerimizi yerkene. [Nasıl bir Türkçe bu ya?]

Şu dumansız hava sahası hakkında Türkiye Kahveciler Konfederasyonu toplanıp bir gösteri mi düzenlemiş ne, tam haberin içeriğini bilmiyorum. Anlatıyorlar işte, sokaklarda içileceğine kahvelerde içilsin, işlerimiz durdu gibisinden. O arada mikrofonu eline alıyor birisi, sanırım sözü geçen biri, başkan falan olabilir. Mikrofonu eline aldığında orada Japonyalı bir kameraman görüyor, hemen durun bir saniye diyerek adamın yanına gidiyor, bıdır bıdır bişeyler konuşuyor [nereli olduklarını soruyor sanırım, ateve haber Japon muhabir dedi bu arada.] ve bombayı patlatıyor;

-Aramızda yurtdışından gelen arkadaşlarımız da var, öncelikle onlara wilkommen demek istiyorum, wilkommen wilkommen. [hatta wilkussen mi öyle bişeyler de arada attırdı da onu anlamadım.]

Yok ebenin wilbur smith'i, wilkommen ne len manyak? Ayrıca neden adamların dilinde hoşgeldin diyorsun ki, al eve götür bir de bari. Adamlar işlerini yapmaya gelmişler, tüm dünyada ilk kez bir mitingde kendilerine wilkommen denmiştir herhalde.

Adamların menşei hakkında mikrofondaki başkan Almanya attı, ateve haber Japonya tuttu. Nedir anlayamadık. Hastayım böyle ne idüğü belirsiz haberlere.

emayem

Şimdi sevgili günlük, ben bu mim olaylarıyla çok ilgilenmiyorum diye kimse beni mimlemiyor ya, ben de kendi kendimi mimlemeye karar verdim. Ee can sıkıntısı efenim insana pabucunu tersten giydiriyor. Hazır kafayı da sıyırmak üzereyken, sevgili wolfanım ve sevgili yesarianım’ın bloglarında gördüğüm şu mimi cevaplamaya kadar verdim. [Mim cevaplamak?]

1.Hangi şehirde yaşıyorsun?
İstanbul
2.Mesleğin?
Masa başı astronotu
3.Blog yazmaya başlama kararını nasıl aldın?
Şimdi bundan yıllar yıllar ve yıllar önce [2005 falan] bi’ tane kız arkadaşım vardı, o başlamıştı blog yazmaya, ben de o zamanlar böyle blog falan işleriyle hiç alakalı değilim, söylemiyor da blogunun adresini, meraklandım, blogcu vardı o zamanlar girdim bakayım neler var neler yok diye. Açtım bir blog. Dolaşıyorum bloglar arasında, aaa bir de baktım ki bizimkinin blogu, ohooo bir de baktım ki neler neler, bana anlattıkları başka, kendi yaptıkları bambaşka, [yalan dünya harbiden çok pis koymuştu o zamanlar.] Neyse, zaten okul falan var, iş güç yok, yapacak daha iyi bir şey bulamadım, babadan gelen edebi yönü bloga akıtmaya başladım içimden geldikçe. Önceleri bakıyorum da baya baya edebiyat kastırıyormuşum, sonra sonra durulmuşum. Sonra blogcu bayağı bir sapıttı, girilmez oldu, bakımlar oldu, cart oldu, curt oldu, ben de yahu güzide google’ımızın blogger’ı varken neden burada kastırıp duruyorum ki diyerekten blogspot’a geçtim. (Ama dingilin biri monera adresini almıştı, aldığı gibi hiç yazı da yazmamıştı, ulan madem aldın neden yazmıyorsun değil mi? Çok fena gıcık oldum adama. Ben de bunu açtım. Ayrıca da aklıma gelen daha birçok ismi de alıyorum mütemadiyen. N’olur n’olmaz diye, yakında bazı açılımlar gerçekleştireceğim işten güçten vakit bulabilirsem.)
4.Ne kadar süredir blog yazıyorsun?
2005’ten beri falan.
5.Blogunu hangi sıklıkla ziyaret edersin?
Gündüz nadiren, geceleri mütemadiyen (Wolfanımdan inspiration :] )
6.PC açıldığında blogunu açmak kaçıncı sıradaki iştir?
winamp, msn, blog. 3. sıradaymış.
7.Başka bir blog sayfasında görüp aldığın bir şey ya da gittiğin bir yer oldu mu?
Olmadı.
8.Blogunda hangi konulardan bahsetmek seni mutlu eder?
Dünya barışı ve deneysel fizik konularından bahsetmek beni acayip mutlu eder, manyağım ya ben ondan. :] Kendimi eğlendiren şeylerden bahsetmek beni çok mutlu eder, hele birileri bunları okuyup da eğlenince daha da mutlu eder. Genelde günlük babında oluyor.
9.Bloglarda gördüğün diğer blog arkadaşlarını eklemekte seni cezbeden ne olur? (Blog teması, diğer bloglara yorumları, bloğunun adı, içeriği vs)
Beni ekleyeni ben de eklerim.
10.Blog aracılığıyla para kazanma fikrine nasıl bakıyorsun?
4 numara miyop gözlüklerimle bakıyorum.
11.Blog arkadaşlarınla buluşma, bir araya gelme fikrine ne dersin?
Ya şimdi uğraştırır o işler. Blog arkadaşı kavramı çok geniş bir kavram hem, arkadaşınsa zaten paylaştığın ortak bir şeyler vardır sadece blog aracılığıyla görüşmezsin buluşur eğlenirsin blogda kalmaz sadece, ama sadece blogunu takip ettiğin birisi ise o işler yorar.

- Teşekkür ederim sorulara içtenlikle cevap verdiğim için.
- Aa ne demek rica ederim.
:]

18.08.2009

kahve lekesi

Sevgili günlük, az önce kahve içerken kravatıma kahve döktüm, sakar mıyım neyim ben ya? Allah’tan koyu renk kravat da gözükmüyor fazla, bakiym, aa evet hiç gözükmüyor hatta. Ahaha dur o zaman bir daha dökeyim. Kehükehü.

Bu saatlerde iyice zıvanadan çıkıyorum yeminlen, kafa kalmıyor azizim, tam formatlama dakikaları bunlar. Zıvanadan çıkmanın 3 tane anlamı varmış bu arada; 1.Çok sinirlenmek, 2.Aklını yitirip çılgınlar gibi davranmak, 3. Denetlenemez duruma gelmek. Evet ben denetlenemez buruna geldim sanırım. Çünkü bak duruma yazacağıma buruna yazdım, daha n’olsun. İyilik saalık.

Sanki ağzım yırtık gibi valla, fark etmeden fışt diye yandan kayıverdi, aha dedim gitti gömlek, hay bin köpekbalığı dedim, tüü dedim, lan gitti güzelim gömlek dedim. Aha dedim, ulan senin içeceğin kahvenin 40 yıl hatırı olmaz dedim, zaten neskafe içiyorsun dedim, tüü dedim, dedim de dedim. Aaa bir de baktım ki, gömlek eskisinden daha mavi. Her şey kravatın üzerinde. Her şey dediğim de sanki tüm kahveyi dökmüşüm gibi konuşmayayım, yahu bir, iki, hadi bilemedin üç damla belki, o da yani hadi bilemedin diye.

O zaman da düşünmeden edemedim bu kravat var ya bu kravat, büyüklerin mama önlüğü olsa gerek. :]

Tatil Kolajı Şeysi

- Evet sevgili çocuklar bugün yaz tatilimizi anlatan bir kolaj çalışması yapacağız.
- Ama hocam biz Türkçe dersinde kompozisyon yazmıştık o konuda?
- O başka, bir de resmini yapacağız şimdi.
- Patates baskı yapsak?
- Yok kolaj yapacağız.
- Patates kızartma?
- Yok.
- Kola?
- I ıh.
- (Yaptıracak bi'şey bulamadım demiyosunuz da siz de işte yersek)
- Yemezsen gargara yap.
- Aa sesli mi söyledim ben onu?

Tatilde zırtpırt çektiğim fotograflardan oluşan bir kolaj... Kolaj mıydı yahu bunun adı?





[Üzerine tıklayınca büyümesi gerektiğini umuyorum...]

Editmedit: resimleri soldan sağa ayaktakilerden başlayıp kısaca geçeyim;

1.Burasının neresi olduğunu hatırlamıyorum, uykudan uyandığımda Aydın'da bir üstgeçitte yeğenlerime hamburger alırken bulmuştum kendimi. Üstgeçit burgerkingi.
2.Ekincik yolları
3.İlk akşam yemeğinden bir dikdörtgen.
4.Ekincik koyu yarı panoramik.
5.Ekincik koyu öbür yarısı
6.Ekincik koyunun yan taraftaki tepesi, panoramik devam. Pek panoramik çekmeye çalışmışım da işte hizayı tutturamamışım.
7.Köyceğiz Belediyesi Ekincik Halk Plajı
8.Plajın bir şemsiyesi, altında ben varım.
9.Köyceğiz gölünün Sultaniye kaplıcaları kıyısı, Allah'ım o ne koku.
10.İşte süpersonik kaplıca havuzu
11.Köyceğiz kordonu (Kordon yazıyor orada)
12.Köyceğiz gölünün dalgaları
13.Köyceğiz palmiyesi
14.Değişen oyun kültürümüzün tipik bir yansıması. Yahu bu arada şu psp'ler wifi ile internete bağlanıyor inanamazsın günlük, acayip şoke moke oldum.
15.Antalya yolunda Kamil Koç'un tavandaki acil çıkış kapısı. Üzerinde camı kırınız yazıyor. hangi camı?
16.Fethiye otogarındaki ayaklarım.
17.Eticin.
18.Tramvay'dan Antalya denizi.
19.Konyaaltı'nın tamamı, tramvayın son durağından çekilince böyle gözüküyor.
20.Yokuş aşağı Konyaaltına inen gölgem.
21.Beachpark'ta şezlongdan deniz görünmesi. (yiğit park)
22.Olimpos'taki plajın sağ tarafındaki kayalıklar. Pek güzel.
23.Yörükoğlu'nda adisyon. Aysti 3 lira.
24.Olimpos'taki plajın sol ucundaki şezlong. Yan çeviremedim.
25.Orange Pansiyon'daki açık büfenin yarısı. Lambrilerden ağaç evler. Güzel, fena değil, akşam yemeğinden sonra çaldıkları şarkılar hoş.
26.Dönüş yolunda çantada penguen.
27.Yolcusunu en çok...

16.08.2009

Kompozisyon

- Evet sevgili çocuklar, şimdi yaz tatilimizi anlatan bir kompozisyon yazıyoruz.
- Peki öğrtmenim yazalım ayı bedi yosun.

Sevgili öğretmenim, yazın gelmesiyle tüm ikoncanlar Bodrum ve havarisine inmeye başlayınca [inmek?] bu bünye de dayanamadı tabi, dedi ki "ulan benim acayip tatile ihtiyacım var yoksa kafayı yicem" dedi. Zaten bu cümleden de anladığımız kadarıyla dilbilgisi göçmek üzereydi. Gitti böyle bir 15 [yazıyla 0nbeş] gün kadarcık güney illerinde biraz turladı.

Tatil yolculuğumuzun ilk varış nokiası Ekincik'ti. Nokiası olur mu öğretmenim ya, sizden de hiçbir şey kaçmıyor, noktası tabi ki. Ekincik çok süper bir yer gerçekten. Ama herkes oraları öğrenip de gitmesin diye herkese kötü öö iğrenç falan diyorum. Çünkü fazla kalabalığı kaldırmaz orası, böyle sakin kafa. Fazla kalabalık bozar orayı öğretmenim bak siz de ona buna söyleyip de benim asabımı bozmayın lütfen. Bu yüzden buraya çok detay girmiyorum, ama Köyceğiz gölünün hemen kenarından bir kaplıca olduğunu biliyor muydunuz? Evet işte orası gerçekten çok kötü, kükürt kokusunun dayanılmaz iğrençliği tüm yöreyi sarmış neredeyse, bungalov diyeceğim ama diyemiyorum şimdi bir de iki saat onu açıklamak lazım o zaman, böyle gecekondudan bozma Hindistan gettolarını anımsatan döküntü bir mekan. Bizim salonun halısından biraz daha büyük bir havuz yapmışlar, içinde göbekli möbekli turist teyzeler şifalı olduklarına inandıkları çamurlara bulanıp helenistik tombik heykeller gibi etrafta dolanıyorlar, gerçekten sanki başka bir dünya gibi. Kaplıca havuzları ise yanından geçerken buurn direğiniz kırılmazsa içine girilebilir gibi falan biraz. 30küsür derece sıcakta 30 küsür derece kaplıca sıcağı bize ters mantığından hareketle kaçar adım topukladık hemen son gaz süper sonik hızlı arabamızla dağ yollarından saltolar yaparaktan doğrucanak yollandık Köyceğiz'in başka bir mekanına. [Bunu da sırf sizin hatrınıza uzattım yani öretmenim uzun cümle falan bakın ne kadar da uzun cümle kurdum diye.]

Sonra ben bu mekanda 10 gün kadar kaldıktan sonra, bildiğiniz Kamil Goç otobüsleriyle Antalya'ya uzandım. [Bakınız şu aşağıdaki posttaki resimde çakma konverslerim var mesela, onları Fethiye'de mola verdiğimizde çektim. Herkes her yerde konverslerini çekip boy boy yayınlıyor efenim benim neyim eskik.]

Tabi otobüs Antalya'ya vardı. Önümde oturan kızı ilk gördüğüm andan beri birine benzetiyor ama çıkaramıyordum. İnince soracaktım kız ortadan kayboldu. Sonra gittim şehir içine giden servise bindim. Aa baktım o kız da bindi. Ama öne oturdu, ya neden öne oturuyorsun ki, asosyal herhalde biraz, aa ben de asosyalim, biz kesin konuşamayız bununla gibisinden psikozlar yaşamaya başladım sonra. Bu arada şehir içi servisi kale içinden falan geçer ben de orada inerim diye beklerken küt başka yola saptı, tüüü, ulan nerede ineceğimi de bilmiyorum öğretmenim ben şimdi, yok ulanı size demedim kendime dedim, napim napim, nasılsa beni arabayla alacaklar diyerekten şu benzettiğim kız nerede inerse ben de orada ineyim dedim, hem bu arada bir toparlanma yaşayıp sorarım "sizi sanki tanıyor gibiyim ama tam çıkaramıyorum, siz beni tanıyor olabilir misiniz?" diye. Evet.

Aaa, kız inicem dedi. Tabi önde olduğu için hop indi. Ben de patır kütür yandaki abiyi ezerekten indim servisten. Kız servisin arkasına doğru dolandı, yolun karşısına geçmeye yeltendi, ben de hemen çantamı sırtıma takıp koşturdum, tam "hey" dicem, tüh, kız birisiyle buluştu. Hey demeden h ile başlayan başka bir kelime öbeğiyle kendi kendimi sakinleştirip nerede olduğumu anlamaya çalışmaya başladım ben de. Otobüs acentasından içeri girip, "şu an bir arkadaşımın buraya gelebilmesi için ona nasıl tarif etmem gerekir?" diye sordum, "Işıklar caddesi Özsüt'ün karşısıymış. Neyse işte öyle eve ulaştık.

2 gün Konyaaltı'ndaki biçkılab'larda takıldıktan sonra 2 gün de olimpostaki bir bungalov'da takıldık.

Şimdi öğretmenim bu biçkılablardan akşam eve dönerken çok süper bir araç var adı tramvay. Yarım saatte bir kalkıyor ring sefer yapıyor. geldim durakta bekliyorum. Yaşlıca bir çift yaklaştı. öyle uzakte mahsun mahsun durdular. Ya dedim gideyim de şu teyzeyle amcaya yer vereyim. [bakınız nasıl ama gençlik nasıl da yardım sever.] Gittim yanlarına. "Şurada oturacak yer var isterseniz" dedim, kadın bana "i have no idea" dedi. ahaha yahu tamam turistsin anladık da i have no idea ne demek? "Ahaha okay" dedim ben de. Sonra da ekledim "There is a place for sit" dedim çarpıcı ingilizcemle. Kadın yok mok dedi sanırım çok dinlemedim çünkü cevabını. Sonra baktım uzun uzun bi'şeyler anlatıyor, meğersem "aha İngilizce anlayan birini buldum bi'şey sorabilir miyim?" diyormuş. Bana buradan geçen araç marinadan geçer mi diye sordu. "Yes" dedim ben de. O da "Thank you" dedi. Ben de öyle mühühü diye gülümsedim ağzımı açmadan.

Sonra Olimpos'a geçtik, orası baya baya böyle toplu yaşanan bi'yer haline gelmiş. Plaja girişte örenyeri olması münasebetiyle haftalık 5 lira, günlük 3 lira ücret alıyorlar. Kalınan yerler hep ağaçev dedikleri ve bungalov dedikleri dandirik mekanlar. Öyle yat kalk sabah akşam yemek ye denize gir çık. Bu. Ama orada 5 günden fazla kalırsanız kesinlikle bir arkadaş ortamı yaparsınız söylim size. Aa bu arada şimdi orada orange diskoya giderken sağda navah mıydı navan mıydı nahan mıydı adını tam hatırlamadığım bir reggie bar var. Bar değil de ağaçaltı bir mekan. Ama bar aynı zamanda. Kadıköy'den sezonluk geldiğini ve orada kaldığını söyleyen nazik bir kız vardı görevli.

Efenim bu rastafaryanların da çok rağbet ettiği bir mekan olimpos. Çok içli dışlı olmasam da her yerde gözüme çarptılar.

Olimposta da London'dan geldiklerini söyleyen iki turist kızla tanıştık birisi Avustralyalı'ymış, ayran içen arkadaşıma hayatlarında ilk defa görmüş gibi bakarak ayran hakkında teknik bilgi almaya çalıştılar. Yogurt and water falan, salt felan, kızlar bayağı bir ilgilendiler ayranla ilginçti. Bizimki de sonra "elektrolitik" dedi. Kızlar da "oo elektrolitik yeo" diyerek anladıklarını belirttiler. Elektrolitik ne lan? Bakınız öğretmenim benim bu ingilizce konusunda biraz sıkıtım var, yani her söyleneni anlıyorum anlamasına da işte ifade kabızlığı çekiyorum biraz. neyse. [neyse diye de paragraf biter mi?]

Aaa öğretmenim, bu Kenan Doğulu var ya, acayip bir şarkı yapmış, her yerde çalıyor, "vıdıvıdıvıdıvıdı rütbeni bilicen bıdıbıdıbıdıbıdı bıttırı gelicen vıdı vıt vıt cıttırı ciricen gibisinden acayip kafiyeli sözleri var, ama daha sözlerini çıkaramadım. Sonra Mustafa Sandal da "ateş et ve unut" diye neredeyse hiçbir kafiyeli satırın bulunmadığı deneysel bir şarkı yapmış, o da pek acayip, bir de hepsi grubu, "teğrsim teeğğğrstiir çoooğğğğk" diyerekten tüm yaza damgasını vurmasını beklediğim bir şarkı yapmış ki oh.

Sonra da uçakla İstanbul'a dönüş. Vallahi şu uçak ne büyük bir icatmış, 12 saatlik yolu 1 satte aldırdı ya bize daha da bi'şey diyemiyorum. Zaten saat de çek oldu, yarın da iş var. Hadi ben yatayım.

Not: Öğretmenim takdir alacağım, bu dersten en az 4 almam gerekli, şimdiden teşekkür ederim.

<--


geldimblog...


1.08.2009

Hişş hop




Hey dostum, vedalaşmalardan hoşlanmam tamam mı.

:]



[Bazı bünyelerin tatile ihtiyacı olabiliyor günlük, mesela benim bünyemin.
Hahaha mesela senin bünyamin, bünyamin ya bünyamin yok mu, iyi çocuk o.]

- Aman gidereyak yaptığı espriye bak. Yürrü kaybol.
- Şimdi gidiyorum ama dönüşüm 15 gün sonra olacak.
- Muhteşem de olsun.
- Ona garanti veremiyorum.