29.09.2009

Abovabov

Şu, Yalın'ın Ameli'yle benzerliğinden dem vurduğum aşağıdaki yazıyı (yani resmi) yayınladığımda buralarda takılan siz 6 kişi... (aa evet biri de benim)

hişşş,

Şu aşağıdaki deli parça sadece sizin için geliyor... :]
deli misiniz nesiniz?


:]

Bu ne lenn? :]


Gel de patlatma kafayı şimdi... :]

Ahahaha, bu ne lenn?

28.09.2009

Durum raporu veriyorum, kafadankontakım.

Sevgili günlük, bu akşamki servis yolculuğum "Sonic Youth" ile başlıyor. Büşündüm ki, akşam eve gidip bi'şeyler yazmak istediğimde kafakontak olduğum için pek bi'verim alamıyorum. O zaman napiym napiym dedim, eve gitmeden yaziym dedim. Aferim bana. [Büşündüm ne lan? Düşündüm o düşündüm. :] ]

Bak bu cadde hep böyle. Safi trafik. Full trafik. Fûl diye de bir çiçek var bildin mi sen onu? Evet oldukça alakasız gidiyor.

Aa ben bugün telefonla sürücü kursuna yazdırdım kendimi günlük. Hayır len, telefonla sürücü kursu değil, yani telefonla yazdırdım, telefon açtım yani, ahaha geri misin nesin sen de bi' anlamadın. Aradım, merhaba ben sürücü kursunuza yazılmak istiyorum dedim. Kimliğin tıpkıçekimini gönderdim, hop hemen yazıldım. Sonra, yahu dedim ben var çalışmak akşamları gelememek bu sizin için sorun olmak? Kadın da aa ne demek yahu, iki barış çubuğu tüttürür, biraz da ateş suyu içeriz hallederiz dedi. Ahaha dedim bu da maniako. Oh oh ne şugar. Hey sen soluk benizli, biz buralarda yenileri pek sevmeyiz.

Anlayacağın trafiğe bir aslan parçası daha geliyor, yürrü be koçum. Canavar canavar.

Okullar da açıldı, trafik felçingen. Şimdi akıl var mandik var, bu trafiğe çıkılır mı kuzum hiç? İnsan ya sinir hastası olur ya da cezaevine girer ya da rehabilitasyonalite. [Olm iyice dağıttın sen bu kelime uydurma dilbilgisini katletme olaylarını] Acilen homofis olayına girmek lazım. Homo değil len, hom hom. Töbe töbe, homo momo.

Şimdi ehliyet alınca araba da lazım. Şöyle bir 69masteng fena da olmaz hanü, ey devletlüm.

Hani bir ingilizce hikaye kitabı almış idim ya geçen günlerde, güya okuyacaktım, şimdi onun üzerinde yazıyorum bu satırları sana günlük, işte bak baht meselesi, kitabın bile bahtlısı olsun.

Oğlum bu köprü yolunda ne kadar çok seyyar satıcı var. Acayip. Simitçi, kahveci, gazozcu, şinanay da yavrum hopa dongi dongi donga bonga. Ugo ugo bungo. [aklıma zaman zaman Çelik gelir, ve uzun kalmaz gider.]

Yahu bababa tipe de ba, şu çocuk yaşta altlarında porşeyle gezen tiplere nasıl gıcık oluyorum anlatamam günlük, ya bi' havalar bi' havalar, ulen kendi icat etse arabayı bu kadar hava yapmaz. Püü, madem uzanamıyorum o halde neden mundar demeyeyim.

Uyu uyu boşver.

Bak yorgunsun, öyle kafayı yatırmışsın geriye gökyüzüne bakaa bakaa gidiyordum cam kenarında. Bak ne huzur, kulaklıkta şarkılar falan, güzel de bir gökyüzü. Sonra hop köprü altından geçiyorsun mesela, aa o da ne... Sevgili kadınlar, köprüden falan geçerken, köprü altından geçen servislerde bezgin bezgin uyumaya çalışan ve gökyüzüne bakıp hayaller kuran bazı insanlar altınızdan geçiyor, etek neyim giydiğinizde bunu aklınızdan geçirin. Püü utanmaz, kapa gözlerini ne bakıyorsun, püü, yere bak, arabalara bak, püü, plakalara bak, püüüü. Lanoliy?

Yok abi bu trafiğe girilmez araba maraba alınıp da. Akıllı insan servisi kaçırmayan insandır bunu da buraya yazıyorum. Cağnım civanmert servis şöförü, çilekeş insan, öpsün seni glorya estefan. Lan yat zıbar saçma saçma n'apıyon? Hey wassap? wadaab? wadaa? [Bu worldcard'ın "vadaa" sı, "watsaaaap" ın en zenci diksiyonundan mı geliyor. Hey vadaaa?]

İşte böyle.

[Sakın :] ]

27.09.2009

Zaman zaman gelirler öyle

Zaman zaman içim sıkılır...

[çok tavsiye edilmez...]

"Crossbreed - Machines"
breathing
die
wait
suffocate
burn
chip
machine
humanity

looor no!

26.09.2009

Bir cacık olmayacak saçma post

Sevgili günlük, bak sana bi'şey diyeyim, bir adamın ya da kadının [böyle tek tek yazmak yerine bir insanın da diyebilirdim, ama demedim, keşke deseydim de bu kadar uzatmasaydım, neyüse.] işgüzar olduğunu nasıl anlarız, ondan bahsedeceğim.

İşgüzar değilmiş len yanlış gelmiş aklıma. Hani böyle işi yapmış olmak için yapan kişilere ne denir, eli işte gözü oynaşta denir de o da çok uzun bunun bir kelimelik olanı yok mu? Lan bi'şey anlatıcam kelimeyi bulamadığım için anlatamıyorum iyi mi, püh bana. Püh?

Neyse, bir insan cacık yaparken hıyarı rendeliyorsa o insanda bir işten kaçma, kaytarma, işi savsaklama potansiyeli vardır bak ben bunu sana diyeyim.

Bugün yine mutfağa giriştiğim günlerden biriydi sayın günlük. Cacık yaptım bugün. Ben cacığa cacık demem hıyarları küpküp kesilmemişlerse, aha bunu da buraya yazıyorum.

Hıyarları küp küp doğramak senin için de bir çin işkencesi haline mi geliyor, o zaman şimdi anlatıcaklarımı hemen usb'ne kaydet de upload to your brain. [Ouuv dostum çok koolsun.]

Şimdi ben bu hıyarları soyduktan sonra tepesinden bıcakla 8'e falan bölüp sonra elimde doğrardım. Amman ne eziyet. Halbuki bugün yine üstün mühendislik zekamı kullanarak acayip bir çözüm geliştirdim. Şimdi bu hıyarları tepeden elimde doğramak yerine, tezgah tahtası üzerinde jülyen kesip kesip hepsini birden küpküp anladın sen onu evet. Yahu acayip süratli ve bir o kadar da insana bir aşçı havası katıyor ki aman yeme de yanında yat.

Ne kadar saçma bir yazı oluyor, n'apalım kardeşim dünya yüzeyinde bir cacık yapan sensin sanki töbe töbe.

Bu arada Sonic Youth diye bir grup keşfeyledim, ama şarkılarını bu gerzek yazıda heba etmek istemiyorum, onun yerine yukarıya koydum zaten acayip bir şarkıları var "dörti buuts" diye, acayip cidden.

Şu aralar da yıllar yıllar ve yıllar öncesine dönmüş "Dream Theatre" dinliyorum, pek keyifli ama sıkılacak gibiyim birazdan. Şu an "Fatal Tragedy". Neyse. Bu kadar gevelediğim yeter, gelelim asıl konuya. [Ahahaha daha bir de asıl konu varmış. yürü git len.]

:]

24.09.2009

Eşyanın tabiatı

Yine "In Flames" takıntım başlıyor gibi günlük, aman bana hakim ol. Uzun zaman sonra tekrar onlarca kez dinlenmeyi başarabilmiş bir parça. :]

[tabi ki gürültülü biraz]
"The New World"

Fotografik beyin mi olurmuş?

Sevgili günlük, şurada bazı akıl zoru beyin iflası şeyler yapıyorum. Fotograf sever bir insan olduğumu biliyorsun, bilmesen de tahmin ediyorsundur. Daha photoshop'a terfi edememiş olsam da bildiğin paint.net'le kendimi eğlendiriyorum.

"Aa valla bırakmam ben de bakıcam" diyenler için özel buton hazırladım, header'in altına koydum.

[dev hizmet, bir de buraya koydum ki tıklayan tıklasın.]

Çok sık olmasa da sıkıldıkça oraya da bazı saçmalıklar yükleyeceğim.

Teşekkürler Türkiye.
:]

napiym napiym?



- Ehehe :] nasıl? Komik di mi? Sürükleyin, napiym napiym? Eehehe. Ehehe.
- Aman salak bu be.
- Eheh. Ehe. Eh.

Hastalanınca reklamlara sardım

Evet günlük, seni aldatmış gibi olmasın, ben şurada bir yazı yazdım.
Bu 3G reklamları meselesini kurcaladım biraz sıkıntıdan.
Aha tıkla burası da aynı yere çıkıyor.
Burası da. :]

23.09.2009

İnsan hasta olmayagörsün

Ne saçma...

Blogger günlerden sonra ilk kez hiç kasılmadan açılıyor, bloga günlerdir ilk kez hiç kasılmadan giriyorum, bloglarım arasında günlerdir ilk kez hiç kasılmadan dolaşabiliyorum, yeni kayıt sayfam günlerdir ilk kez kasılmadan açılıyor...

Ama şimdi de yazacak şu kadar istek yok içimde.

Canım sıkkın.

Tezat dedikleri böyle anlar olsa gerek hayatta.

Çok saçma...

Hastayım, dudaklarımda kafam kadar uçuk çıktı. Burnum tıkalı. Başım ağrıyor. Günlük iyi değilim ben yahu.

Du bakalım belki bi'şeyler yersem kendime gelirim.

Bigidiyimdebişeyleryiyiymdekendimegeliymdesonrabakiymbidahahadiöpbenişapşupşurup.

22.09.2009

şarkı dediğin adamın tüylerini diken diken etmeli

Bak günlük acayip cool bir şarkı geliyor, al sana benden bayram hedayesi.



Fink biraderimiz, "guess i am just too late" diyor, pek de güzel diyor. Kendisine on puan on puan on puan veriyoruz.

Blogger kafası oldu bende, diskonnektim haliyle

Şşşş günlük, sana girebilmek için olmadık yollar deniyorum. Bak mesela google reader'a giriyorum önce, oradan hesabım'a tıklıyorum, hop blogger konrol panelim geliyor, şimdi bu yazıyı öyle yazıyorum, ama biliyorum ki yayınladıktan sonra bir daha giremeyeceğim sana. Ah bu nasıl bir çelişki böyle? Resmen aşınıyorum. (?) Korozif dünya.

Geçen gün zorlamayla windows live mesıncır kurmak zorunda kaldım. (anlatım bozuklukları işte böyle psikopat ruh hallerinde çıkıyor, zorlamayla zorunda kalmak ne demektir? ühüü) Mikrosoft'u buradan kınıyorum. Kardeşim ben böyle emrivakilere gelemem. Açtırmıyorlar msn'imi yenisini kurmadan. İlla da windows live. Al kurduk bakalım, zaten az kasılıyor biraz daha kasılsın bilgisayar. B*k var zırt pırt bi'şeyler yeniliyorsunuz.

WordPress'e acayip ısınmaya başlıyorum bu arada. Temalar memalar sayfa olayları falan hoş yani. Sevgili blogger, buradan sana sesleniyorum; [blogger'ı bir kişi zanneden mağdur insan] "aym geting tayrıd of yor faking idiyot kınekşın prablıms. yor veytings ar kiling mi softli." bak şarkıya bağladım kıymet bil.

Len yarın iş var... Aa yarın iş yok len. Ahaha aynı cümle de kaçbintane ruh hali yaşadım bir anda. Accayip, eticin yemiş kadar mutlu oldum bir an.

Geçen gün, dün müydü ya yoksa, yok dün değil önceki gündü,neyse, yüzen fare gördüm. Acayipti, bakılçı barınağının iskelesinde yürürken (haydaaa bakılçı yazmışım yahu gene, hızlı yazayım derken bakıl yerine hep bakıl yazıyorum ben. Aha gene bakıl yazdım. Lan ben bakıl yazamıyorum galiba ya, ulen ne saçma iş. Bakiym, bakıl. Anaa, valla yazamıyorum.) "Abi abi fareye bak" gibisinden yönlendirmelerle, "nerde lan ne faresi" diyerek suda canhıraş çırpınışlarla ilerlemekte olan kahverengi fareyi gördüm. Bayağı bayağı yüzüyordu hayta. "Ahaha" "ehehe" "len ne güzel yüzüyor" Ehehe" "Len ıslanmış su gibi olmuş" gibi geyik muhabbetimize konu olan bu farecik, aniden başlayan yağmur altında biz de su gibi ıslanmaya başladığımızda kıs kıs gülerek son gülen olduğunu ispatlıyordu. [ne garip cümle oldu bu kadar edebi olmasını istememiştim halbuse.] Yok Buse sana demedim.

Aaaa bugün ne gördüm, feribota binmek için beklerken aldığım uykusuz dergisinde alpay erdem'in yazısını gördüm. Ne zamandır diyordum kendi kendime ulen alpay erdem'e n'oldu, neden yazmıyor acaba penguen'de atık diye, meğersem adam pengueni bırakmış da uykusuz'da yazar olmuş. Abariğ. Ben uykusuz'u sevmiyorum ki ama, napıcaz şimdi?

Konuşma diliyle yazı yazmak güzeldir. Sonuçta burda edebi eserler vermiyoruz. Hem herhangi bir reklamcılık eğitimi aldığınızda radyo reklamları için senaryo yazarken konuşma dilini kullanın diye de öğütlerler, konuşma dili güzeldir. Ne gereği vardı şimdi bu açıklamanın? Yatıp uyusana aslanım sen?

Şu anda "Crossbreed"den "Lost Soul" diye bir şarkı dinliyorum, hiç güzel değil, değiştiriyorum o yüzden. Değiştirdim. Evet yaptım bunu.

Ve ne geliyor, süperötesiacayip şarkı önerisi: "Fink - Pills in my pocket"

Üşüyorum ben yahu. Havalar soğumaya başlıyor. Eskiden 4 mevsim vardı, artık 14 mevsim var dedi dedem bugün. İklim mültecisi mi olsam n'apsam?

Hadi ben kaçar.

Şarkı sözü: "i can see the world go round beneath me." pek severim.

- Evlat altında dönmekte olan bir dünya var. Hayat senin 16.kattan gördüğün yüksek binaların camlarından yansıdığı kadar değil. Çık git sokağa karış, insanlara karış. Tanış. Haydi yürü. Iskalama hayatı. Hayat akıp giderken elinde olanla yetinme.
- Tamam ya uzatma çıkıyorum. Sen de fuzuli kesildin başımıza.

Bıdı bıdı bıdı biraz zaman geçtiğini varsayalım.

- Nasıl, dışarı çıkmak iyi geldi değil mi?
- Hee iyi geldi. Çok iyi geldi...
- N'oldu keyfin yok gibi?
- Cüzdanımı çaldırdım a.q!

Ahahahah, tam çıkayım derken bu diyalog aklıma geldi, bunda fink'in biscuits şarkısının da etkisi büyük. Hihihi. :] Ooo saat de 3.33 olmuş. (Yazıyla: Üçyüz otu züç.) Yatayım bari.

Kafa atası gelir mi insanın kompütere?

Sevgili günlük, sana ulaşmakta sıkıntılar çekiyorum. Önce google chrome'dan bağlanmayı denedim. Hani sen de google ürünüsün ya, ulan dedim belki bu google bi' itlik yapıyordur diğer browser'lardan kastırınca kapıduvar ayağı çekiyordur falan dedim. Ahanda böyle oldu.

Bekleniyor da bekleniyor. Başka bi numrası yok.

Sonra bir de emektar ie8'den deneyeyim dedim. Hani ie8 ya, hani uğraştılar didindiler ya, milleti habire ie8'e geçirtmek için reklam yapıp duruyorlar ya, hah o ie8 işte. Ama kazın ayağı öyle değildi. Ben ona geçirtmeden o bana geçirtti.

Çok feci gıcık olmuş haldeydim günlük.
Sonra noldu bilmiyorum zart diye girdi siteye. Lan oyun mu oynuyorsunuz kardeşim insanlarla. Çıktım çıkıyorum ha çileden az kaldı, önce kafa atıcam şu ingot monitöre, sonra da gidecem köyümün yağmurlarında yıkanacam.

19.09.2009

?? Aha ??


Len oğlum lastfm de mi engellendi?


[An itibariyle ekran görüntüm bu şekilde günlük, bi' araştır bakalım 2 gün sonra geleceğim, o zamana kadar şu olayı bi çözüver.]

Geçenlerde mutfak robotu olan ben

Hani demiştim ya günlük, geçtiğimiz günlerde bir sülalecek iftar olayımız olduğu için annem beni mutfak robotu olarak görmeye başlamış ve bilumum zerzevatı doğramam, kırmam, öğütmem ve parçalamam için bana endekslemişti diye, hatırladın mı? İyi, baki'ym bi soriym dedim hatırladın mı diye. :]

Efenim bu mutfak maceraları oluyor böyle zaman zaman. Geçen gün de işte, önce ceviz kırarak başladı bu uygulama. Yavaş yavaş hissettirmeden "oğlum şu cevizleri kırıver bakim" diyerekten [ne kadar masumane] kendimi elimde çekiç mutfakta ceviz kırarken bulmuştum. Tam bitirmiş ve kopmak üzere olan dizlerimi yerine takmaya uğraşırken minik bir torba daha geldi?

Bunlarda kırılacaktı, hahaha o kadar cevizden sonra bu minik torba da nedir, serçe parmağımla kırarım ben bunları havalarında aldım torbayı. Bağladığım dizlerimi de çözdüm tabi yine, zira artık koparlardı herhalde zaten.

Anaa, torbadan çam fıstığı çıktı. Bııy bıy bıy. bunları kırmak bir ölüm efenim. O an bi' tırstım zaten. Bir de şart var tabi, içindeki o minicik fıstıklar kırılmayacak ezilmeyecek formları bozulmayacak. Bir kaç başarısız denemeden sonra, üstün mühendislik zekamı kullanarak oradan kaçmayı düşündüm, ahahah, ama olmadı.

Şimdi efenim bakın benden size tavsiye, evinde kırılmamış çam fıstığı olanlar ve bunları nasıl kıracağım ulen ben, kırılır mı bunlar diye düşünenler; şimdi bu çam fıstıklarını parmaklarınız arasında dik olarak tutup, [yok yok ahaha sen de ya aklına gelen şeye bak.] dik bir şekilde yerde tutup tam kafasına çekiçle küttt diye vurduğunuzda içindeki fıstığı hiç bozmadan ezmeden kırabiliyorsunuz. Çok pratik. Çat çut kırdım bende bunları.

Tam bitti sanırım artık derken, fındık geldi bir torba. [Yahu biz sülalenin kuşlarına falan mı iftar veriyoruz bu ne ceviz fıstık fındık?] takatuka onları da kırdık efenim. Kırma işlerimiz böylelikle bitmişti. Çekici yoldan geçen tipsiz delüganlının kafasına doğru fırlattıktan sonra, elime tutuşturulan bir aysbergle yazlarım kış oldu. Evet kırma işleri bitmiş doğrama işleri başlamıştı.

Aysbergler, turplar, hıyarlar,domatesler, elime ne geçerse doğruyordum. Kendimi kaybetmiş gibi doğrarken, bir yandan da "Hepp beraber kopalım bari, hepp beraber coşalım bari" diyerekten son yılların en güzel şarkısıyla annemin kulaklarına işkence yapıyordum. [Müziksiz çalışamam prensiplerim böyle.]

Annem şarkıyı beğenmemiş olacak ki, "Bu ne, ne biçim bir şarkı bu?" diyecek oldu, ben de durur muyum hemen cevabı yapıştırdım, "Davut Güloğlu'nun yeni şarkısı bu, nasıl, hepp beraber kopalım bari, kop kop kooooooop kop." Annem de altta kalır mı, hemen cevabı yapıştırdı, "Aman kendi gibi abuk subuk".

[Nasrettin Hoca da durur mu hemen cevabı yapıştırmış gibi oldu, kikiki, hocam neden böyle hemen sende bir cevap yapıştırma hissiyatı? Ayıp değil mi? İki otur bir dinle, pat diye cevap yani ayı bolu yor.] Ahahahahaha, bir kopingen daha, valla Davut kardeşim kusura bakma, kop kop diyorsun zıplaya hoplaya ama kopartamıyorsun söyliyeyim.

Livaysın 501 kotları vardı, gerçi hala var, ben sevmezdim ama onları, 505'leri daha çok severdim. Hatta bir kere almıştım 505, parçalanana kadar giydiydim. Ee?

:]

hih

Hiç olur mu,
İnsan beşyüzkere saçmalar mı,
Hem saçmalanmaz ki taranır ki...

Dipnot: İşte bir beşyüzüncü yazının böyle saçma bir şekilde harcandığını görüyoruz sayın seyircileeer, oouu ağlamak istiyorum. Hatta ağlıyor muyum ne? Bühü. hü. ü. [Len dipnot dedik ama arada kaldı.]

:] Aman ne komik ne komik.

Neyse, ben sabah kalkıp gittim, normalde vaki değildir bir cumartesi sabahı dokuzküsürlerde kalktığım, bugün oldu. Gittim ve kafayı 3 numeroya vurdurdum. Berberde geçirilen dakikaları hayattan çalınan boş zamanlar olarak gören ben, artık fikis menü berber uygulamasına geçiyorum. Adı 3 numero, vakti 10 dakika. Oh.

Aman da aman beşyüz tane yazı yazarmış da aman, hiç biri de bi'şeye benzemezmiş de aman da aman, bir cümlede bu kadar aman fazla.

Geçen gün oturduk ailecek Aşkım Emnu'yu izliyoruz. [Lan ne biçim dizi 2 hafta izledik bağımlısı olduk, yok lan daha neler, ablam istiyor diye izliyoruz, olsun o istesin biz izleriz.]

Şimdi Emnu adındaki bir gencin yaşadıkları anlatılıyor dizide, acayip entrikalar, zengin bir de bunlar, sorsan ekmeğin fiyatını bilmezler düdükler, altlarında Lancia'lar [herhalde sponsor olmuş diziye.] Hahaha, şiir gibi olmasın diye durdurdum kendimi, bu ne lan, düz yazıda bu kadar kafiye fazla.

Sonra efenim herkes odaklanmış Emnu'nun küpesinin akıbetini beklerken, ortama bir gerginlik hakimken, herkes hayattan kopmuş ekrandan gelen elektronlara takılmışken, annem içeriye girip beni gülmekten yerlere yatıran yorumunu yapıyor. "N'apıyor bu ahlaksızlar yine?" Ahahahahahaaaa, kopingen.

ay rili mis yor bluberi pankeyks.



evrivan else s sekonderi.
evrivan else s temporeri.

Sıradan günün helecan arayan yazısı

Gün olur günlük insan kafayı yer.

Çalışmaktan sürmenaja, ahmak ıslatandan patinaja, resimlerden kolaja ve dağ yolunda viraja falan girer.

Sonuçta sen de yaşıyorsundur, baktığın her yerde anlamsız saçma sapan "dikilıs yeeeaa" çok şey varolduğunu görüp görüp, lan ben böyle işin tam orta yerine iki ilmek atayım da olsun bitsin diyorsundur. Dersin.

Sonra 11 saniye kaldı, 10 saniye kaldı, 9 saniye kaldı, 8 saniye kaldı, 7 saniye kaldı... ve tıpıtık. İşte getraytın yoksa bittin o kopuş anında. Her şeyi baştan mı yükleyeceksin şimdi? Halbuki ne kadar da uğraşmıştın değil mi? Olmamalıydı böyle. Tam bir sukut-u hayal. Tam bir decadence. Bak mesela nekkadar saçma ki, ne bir dilbilgisi kuralı tanıyorum ne de iki.

- Annecim burası İstanbul.
- Eeee burası İstanbul.
[B*k var burada.]

Sonracığıma efenim, bugün de gayet sıradan bir gündü. Bugün kendime intermediyıt bir ingilizce hikaye kitabı aldım, hem de tam 3 liraya. Evet bildiğin 3. Yazıyla da üç, rakamla da 3. Sonra okudum falan serviste. Okurken uykum geldi. Ben de kitabı çantama koyup uyumaya başladım. Uykum gelince uyuyorum, yapmamalı mıyım acaba? Kitap biraz basit geldi, içimden 3 liralık etin yahnisi de böyle olur dedim. Hem nerde bu yahninin soğanıı? Önce soğanları ince ince bir kıyacaksın, falan feşmekan. [anladınız siz onu, hababam sınıfındaki müfettiiş eveet.] Yahu o da ne yapışkan müfettiş, çocuklar ormana gitti izci oldu, badi Ekrem'i at kaçırdı, bunun derdi teftiş, hadi hop peşlerinden... Kardeşim evin barkın yok mu senin? Sosyal hayatın yok mu, bıraksana insanların yakasını? :] Kühükühü.

Sonra eve geldiğim ki ne göreyim? [noldu bakıyorum helecanlandın? :] ] bi'şey görmedin, sabah çıkarken kapattığım kapıyı gördüm. Aynıydı. Halbuki dün ne kadar farklıydı. Dün akşam eve geldiğimde kapıya bir not yapıştırılmıştı, üzerinde de "zile basmayın" yazıyordu. Ben de basmadım. Öyle bekledim. Hayır bir talimet vermişsiniz n'apmayacağımızı söylemişsiniz, bir de ne yapacağımızı söyleseydinizi değil mi ama?

Şimdi bu böyledir her zaman, misal bir bilgisayara "ne var ne yok" diye sorulmaz. Varları sayar çünkü, yokları bilemez ki elin diyotu. El indiyotu. Elindi yotu. Oooy geyiğe bak.

Ah bir uzaylı geçse de camın önünden helecanlansak. Vay be ulan harbiden de filmlerdeki gibiymişsiniz desek, imza mimza istesek. Ama nayır, ne camın önünden geçen antenler var, ne de bir helecan kipirtisi. Kipirt?

Ahaha, bak beni ne helecanlandırdı az önce bilir misin? Patırt diye çıktı vinampta karşıma randomize olaraktan. Bur ekleyeyim de bil. Bur değil dur. [Wolfanım'a teşekkürü borç.]



Hişşş, bi'de büsküvüt al.



18.09.2009

Tehditle de yazarım

Sevgili günlük, kendine gel... Kendime kıyarım uleyn!
Katlederim kendimi. Kendi kendime konuşuyorum zaten kaç gündür.
Kendi kendine konuşana hadi derler. Yürrüü de ense tıraşını görelim.

Bu arada bu tıraşı ben ne zaman traş olarak bildim. Sonra baktım ki her sabah tıraş olduğum köpüğün üzerinde tıraş köpüğü yazıyor, abarii. Ben bir fena ol bir fena ol. Menol.

Menol diye de bir şey var, nedir? Hani bu telekomun melekomun bilumum abaragandinin yollarda gördüğümüz kapakları var ya, onların altındaki o boşluğun adı menol. Hol gibi. Ehehe, cümle içinde kullanalım, bizim evde hol var. Anne ben Katie "Hol"mes'i gördüm. Katie mi bilmiyorum adının yazılışı ile ilgili en ufak bir fikrim yok. Zaten bu cümle yanlış oldu. Çünkü görmedim. O beni gördü, ben de onu görmezlikten geldim.

Sonra efenim ondan sonra onbir.

Yeter, bu aralar WordPressle Türkçe sözlü hafif batı müziği kıvamında buluşmalar yaşıyoruz, n'olacak bilmiyorum, ama yakında sana bir kardeş gelebilir. Onu sev, bağrına bas, oyarım. Seni bırakmam sanma. Herkesten vazgeçilebilir. Ya da herşeyden. Ama sen dur biraz. :]

16.09.2009

F#ck

Nasıl sinir oluyorum anlatamam günlük şu aptal blogger'a girişemeyişime. Nokta.

[Hiç tavsiye edilmez...] [Efsaanım editi: Sesini kısarak dinleyiniz. :] ] [Efsaanım editinin editi: Zıp zıp zıplamak istiyorsanız sesi kısmadan devam ediniz. :] ]

"Blackout!"

14.09.2009

zaman zaman mutfak robotu olurum ben

Şimdi dün kendi kendime yaptığım mimde "mutfak?" diyerek kendisiyle olan ilişkisizliğimden dem vurmuştum ya günlük, işte bugün o mutfakla tanıştık. Annem uzun zaman sonra bugün beni tekrar mutfak robotu olarak gördü. Uzun uzun anlatacağım ama yarın. Şimdi yatmam lazım.

Sevgili günlük sana bir şarkı ekliyorum şimdi, döndüre döndüre dinle.

"Romance is dead"



Dikkat dikkat:
Bu şarkı biraz ağır gelebilir, heavy metal dendiğinde " ıyyk one be" falan gibisinden sözler dökülüyorsa dudaklarınızdan, hiç bulaşmayın derim. Bakın çarpı yukarıda. sağ üst köşede olsa gerek. Bir sonraki posta kadar.

13.09.2009

Ara nağme

Hiyaaaaaa...

Bir şarkı böyle güzel başlayıp da, insanı böyle bir hayal kırıklığına sürükler mi yahu?

Tamam yani fena değil ama, başlangıcını duyduktan sonra ohha dedim 1milyon kere dinlenme sınırını aşar geçer bu şarkı, ama nayır, nolamadı.

Girişine hürmeten kendilerini seviyor, sayıyor ve sadece ikiyüzellibirbinbeşyüzkere dinliyoruz. Öpüyoruz şap şup.


"Parkway Drive - Boneyards"

Dipnot dediğin dipte olur: Bugün biraz başım kalabalık sonra yazıcam hepsini.

_/L/L/L/L/L/L/L_ aha ben testere dişi yaptım oleey






"Avenged Sevenfold - Second Heartbeat"



12.09.2009

Kendi kendine mimleyene deli derler

Sevgili günlük, can sıkıntısını biliyorsun, her canı sıkılan insanın yaptığı gibi ben de mim cevaplamaya adadım kendimi yine. Bir kere daha canım sıkılmıştı, o zaman da wolfanımla yesarianımın bloglarında gördüğüm bir mimi cevaplamıştım, bu sefer de gnhanımla misispipianımın bloglarında gördüğüm bir mimi kendime havale etmeye karar verdim. Aferim bana.

- Niçin blog yazarsınız?
Çünkü aklımdan zorum var. Bunu daha önceki [zaten tek] mimde cevaplamıştım ya, şimdi aynı şeyleri bi'daha bi'daha yazmayayım.

- Son zamanlarda hiç vakit ayırmadığınız bir uğraş?
techno e-jay'le müzik, elehtrogitar, blogun görsel bıdıları, aklımdaki blog fikirleri, bir web sitesi hazırlama procesi, ingilizce kursu, elehtrogitar kursu, yüzme kursu... [?]Ulan ben son zamanlarda hiç bi'şeye zaman ayırmıyormuşum ki bu ne, ot gibi yaşıyorum, otum ben, resmen hüsran yaşıyorum şu an.

- Şu anda imkanınız olsa gerçekleştirebileceğiniz eylem?
Şu anda imkanım olsa eylemsiz kalırım.

- Hayatımda iyi ki yapmışım dediğiniz üç şey?
Yok öyle üç tane şey bulamadım. Bir elehtrogitarımı dünyalara değişmem bak ama aşığım ben ona. Çok düzeyli bi' ilişkimiz var.

- Mutfakta en sevdiğiniz uğraş?
Mutfak?

- En sevdiğiniz üç yemek?
Dömiglas soslu kaz ızgara, Kamboçya usulü tavuk, Portakallı ördek. Hahaha ne olacak yahu köfte patates tabiki.

- Giyim konusunda abarttığınız eşya?
Ahahaha :] Don. Don giymeden duramıyorum.

-Çocuklarınıza nasıl hitap edersiniz? Çocuklarınız yoksa anne ve babanız size nasıl hitap eder?
İsimleriyle hitap ederim, niye koyuyoruz kardeşim onlara isim, hayır isimleriyle hitap etmeyeceksek isim de koymayalım o zaman, boş yere aklımızda tutmaya çalışmayalım isimlerini. Kedi var mesela bahçede, hişş diyorum, pişt diyorum, kedi diyorum, len diyorum, tırmık diyorum, tekir diyorum, random isimler kullanıyorum sürekli, ondan mı acaba çok bağlanmadı bana, kaçıyor benden. Çocuklarım yok, annem babam bana adımla diye hitap ederler. Ben de onlara anne baba derim. Sonra ablam var ona da abla diyorum. O da anneme babama anne baba diyor. Genelde böyle.

- Sizi anlatan resim?
Ah beni resimler değil de yahu müzikler anlatıyor efenim resimler değil. [Nasıl bir cümle oldu bu ya? Kendimi anlatamıyorum, keşke kendimi anlatmayı resimlere müziklere bırakmasam da kendim anlatsam. Gider ayak bir de mesaj ba ba ba. :] ]


"Avenged Sevenfold - And All Things Will End"

Balkanlardan Gelen Soğuk Hava Düğünü

Ne diyorduk, hah, şimdi günlük, bugün izlediğim bir dizi var, adı "Balkan Düğünü".

İzlerken acayip derecede şu Emir Kusturica'nın çektiği Mavi Jeans (Kafana Göre) reklamı vardı ya, ona benzettim. Acayip ama. Hatta o reklam da yine kendisinin bir filmine benziyordu, ama onu şimdi bilemedim.

Çok da bi'şey yazmayacakmışım demek ki, bu kadar. :]

Dipnot dediğin dipte olur: Dizideki Galina karakterini seviyor, ellerinden öpüyoruz. :]

10.09.2009

saç malanmaz taranır

Sevgili günlük, bugün epey ceviz kırdım. Hahaha yok lan öyle değil, bildiğin ceviz, hani kırcaz yicez olanlardan.

Aniden gizemli bir şekilde mutfağa çağırılmıştım. Annemle ablam mutfakta bişeyler bıdılıyorlardı. Ben de ortalarına dalıp giymiş olduğum mavi şortu gösterekten, "Anne bağk" dedim. Annem de baktı. "Hangi şort bu?" dedim. "Mavi" dedi. "Ya özelliği var bu şortun" dedim. "Eniştenin şortuydu" dedi. Yahu gece yüzdüm ben bu şortla, çok değerli bu şort benim için" dedim. "Aah evladıım" dedi annem, sanırım artık beyin özürlü olduğuma iyice kanaat getirdi :] Ahahaha ikikiki iki iki üç.

Sonra sanki aramızda o kadar duygusal konuşma geçmemiş gibi, "Bak orada sarı örtü var görüyor musun" dedi, görüyorum dedim. "Al onu git balkonda cevizle çekiç var, ceviz kır da yesin millet" dedi. Oturdum balkona elimde çekiç taka da tuka da [?] kırdım da kırdım. Hemi de taze ceviz. Ellerim yapış yapış oldu. Sonra da oturduk yidik.

Ne kadar saçma bir yazı oluyor nereye bağlanacak çok merak ediyorum.

Bu arada dün aylardır ayakkabılarımı bağlamıyordum dedim ya, bugün ayakkabılarımı bağladım. Valla. Sabah bir kalktım ki, vuu, yağmur var. Ayakkabıları bağlayayım ben bugün dedim sabah kalkınca. Bayağı özlemişim ayakkabılarımı bağlamayı. [Lan daha da saçmalaşmaya başladı, uuu]

Bzzzıt...
- Yaw gardeşim ziyan mı olsun mallar, topluyoz götürüyoz işte.
- He yaw, dopluyoz ne var ki, insan değiliz çünkü biz, hayvanlar gibi yağma yapıoz burda.
- Ha vallaha hayvanız biz. bak ben kaç çuval topladım öküz gibin bunları taşıyom.
- Ya bu mallar zaten sigortalı, firma alıcak parasını sigortadan, biz de malız burda topluyoz bunları. Hatta ben tam bir g*tüm, gidip satıcam şimdi 15 liradan.
- Dün de geldik ama polis vardı, toplatmadı bize, 70 kişiyi gözaltına aldılar falan, ama çıktık, gidiyom şimdi, ohoo mallar kaldı orada hep.
- Şimdi bu araba burada ters dönmüş, zaten hurda olmuş, ben de tekerleğini söktüm götürüyorum. Az önce tam bir g*t olduğunu söyleyen bir arkadaş vardı ya, hah, yok işte ben ondan daha g*tüm. Gidicem bu tekerleği de g*tüme sokucam evde.

Ah be günlük, sonra diyorlar ki, insanları sevelim, insanları sayalım, bik bik bik. Nesini sevim lan bunların. Yok abi, yüzsüzlük mü diyeyim, görgüsüzlük mü diyeyim, ama olmaz yahu insanlık değil yani bu. Bu insanlar acaba sele kapılan birisi için ya da sel mağduru olan birine yardım için bu kadar hevesliler miydiler. Ya da bu insanlar orada bir insanlık dramı sergilerken, etrafta durup da engel olmayan kalabalık yağma yapmış kadar suçlu olmaz mı? Bir adam vardı haberlerde izledim, "Biz bu değiliz" diyor, "kendinize gelin" diyor. Gidiyor toplayanların elinden tabağı çanağı alıp yere atıyor. Aha dedim yürü be, bi'tane insan çıktı nihayet. Ama kimse de destek olmadı adama. [Bak çok sosyal bi' mesajla bitirdik, valla helal olsun kendime, aferim lan.]

Şimdi de , "Chimaira"dan, "No reason to live" geliyor.

Aha geldi.

9.09.2009

akıl zoru

Aylardır ayakkabılarımı bağlamadığımı farkettim. Bayağı bayağı aylardır hem de yahu. Ulan bi' dert düştü şimdi içime neden ayakkabılarımı bağlamıyorum ben, ya bağlarına basıp düşersem, kafa göz dağıtırsam, ulan ikirciklendim şimdi iyi mi. İkirciklenmenin ne demek olduğu hakkında en ufak bir fikrim yok, işkillenmekle bir bağlantısı olabileceğini düşünüyorum. Ya da böyle rahatsız bir durumda olup eğri oturup doğru konuşmak gibi saçma bir şey de olabilir.

Çakma konverslerim beni bırakıp gider diye düşünüyordum, beklediğim gibi olmadı, yanlardan hafif hafif yanılsamaya başlayan bu ucuz şeyler bayağı dayanıklı çıktı. Bu arada bunların da bağlarını bağlamadığı farkettim tekrar. Ne alıp veremediğim var lan benim ayakkabı bağcıklarıyla.

Güleyrum halime katula katula diyesim geliyor da, kendimi zor tutuyorum. Hayidi uşaklar kopalım bağri. Bu ne ya? Böyle şarkı mı olur. Hepp beraber çoşalım bağri. Evet sevgili Davut Güloğlu tam olarak senin şarkılarından bahsediyorum. Bence bu sene örovizyona Davut Güloğlu katılsın.
Yokk mu yani yokkk yok mu yani,
Senden başka yok yokk mu yani,
Kafana taktığın keppp mi yani,
Yaptığın pop reppp mi yani.
Anlayan?

Misilleme olaraktan kendisine bir şarkı da benden, telifi melifi de yok, tepe tepe öpe öpe kullansın. Kullan koçum.

Var be yani var be yani,
Benden başka da var be yani,
Kafama taktığım kepp vallahi,
Yaptığım kek pop kek yani.

Harbiden de ikirciklenmek işkillenmek demekmiş yahu, hay aklımın ince fikri. Hayidi uşaklar kopalım bağri, hepp beraber kopalım bağri.

Bu arada Yalı nefendi de bir klip çekmiş ki, ah anam dağlar vay ben ölem. Ahahaha yalı nefendi ne demektir kuzum? Şarkı sözlerine bakalım, kendisi hakkında çıkasamalar yapalım.

Aynaya baktın senden ötesi yok
Aynayı sev
Radyoda sevdiğin şarkı çalmış
Radyoyu sev
Kalbine baktığın kadın başkasınınmış
İyi mi
Git patlat bu kafayı şimdi

Git patlat kafayı şimdi falan diyori, la bu ne diyore? Aynayı sev, radyoyu sev? Neden? Hayır radyoyu neden seviyorum onu bi' de hele? Cerrah mıyım ki ben bakıyorum elalemin kadının kalbine, tutarsız insan, ne biçim sözler bunlar?

Saçma bir diyalög yazıyorum Yalın senin için, sırf sana, istersen sen de bundan şarkı yapabilirsin.
- Neşter?
- Aa doktor neşter dediniz de, aklıma yeni zellandadaki halam geldi.
- Hemşire hanım kadının kalbine bakıyorum biraz sessiz olur musunuz?
- ?
- Başkasınınmış, kaldırın götürün şunu, ben de bi gidip kafamı patlatacağım.
- Aman buralarda patlatmayın doktor, daha yeni sildik buraları.

8.09.2009

Koordinat bildiriyorum

Dün neredeydik, bugün neredeyiz.

Yine dün olduğu gibi saat 22:00'de ablamın evinden çıkıp eve doğru yürümeye başladım. Yahu günlük bakıyorum da hiç bir fark yok aslında hayatımda giydiklerimden başka, bir de yolda karşılaştıklarımdan. Onlar da fark mı dersen zaten çoğunun da farkında değilim, ne de onlar benim farkımda, ne de ceviz ağacısın sen Gülhane Park'ında.

Evden çıkıp yokuşun başına doğru ilerlerken telefonum çalıyor, ilginç, bakıyorum ablam, "Dur" diyor, duruyorum. "El salla" diyor, sallıyorum. Sevgili küçük yeğenime el sallıyorum, mutlu ediyorum onu. Öyle, el falan sallıyorum, mutlu ediyorum. El falan. Mutlu.

Yola çıktığımda elindeki çakmaklara gaz aerosolünü ağzına tutup tutup çeken bir çocuk yaklaşıyor kulağımda kulaklıklar "misled" dinlerken, çok da duymuyorum ne dediğini, "Abi sigara var mı be?" diyor. "Yok be güzelim" diyorum, durmadan yürüyorum. Düşünüyorum da olsa da vermezdim diyorum kendi kendime.

O siyah köpek yaklaşıyor yine karşıdan, dün de bu saatte buradan geçiyordum, o da dün de bu saatte buradan geçiyordu, birbirimize bakmadan geçtik gittik. Dün de öyle yapmıştık. ama dün bir çocuk vardı, köpeğin geldiğini görüp yolun iyice kenarına doğru kaçmıştı. Bugün yoktu.

Bir kız geliyor karşıdan, dar kaldırımda gayri ihtiyari karşılaşıyoruz, yüzüne bakıyorum, o an göz göze geliyoruz, o elindeki anahtarı yere düşürüyor, ben de durmadan devam ediyorum. Kaldırımda ayağım kayıyor benim de, düşeyazıyorum.

Aaa burası ne zaman açılmış diyorum geçerken o koskocaman dükkanı görünce, sonra da aa burası ne zaman kapanmış.

Köşedeki büfenin yanından geçerken salçalı suyun içinde dönmekten artık karakterini kaybetmiş sosislerin bayık kokusu geliyor burnuma, uzaklaşıyorum hızla.

Eve yaklaşıyorum. Karanlık ara sokaktan geçerken yerdeki su birikintilerine basmadan geçebilmek için akla karayı seçiyorum, ama başarıyorum.

Merdivenleri çıkarken yandaki köpek koşarak geliyor, ama ben kapıyı kapatmak için hamle yapınca duruyor, bakıyor, arkasını dönüyor. İşte bu hayal kırıklığıdır. Ben de o arkasını dönünce kapıyı kapatıp içeri giriyorum. İşte bu da hayal kırıklığıdır.

Dün de buradaydık, bugün de buradayız.

- Alo, ben geldim.
- Tamam.

Beynim kolalandı

Sevgili günlük ne zamandır yazmıyim yazmıym diyorum ama artık dayanamadım, şu saçma Pepsi reklamlarından bir tane daha izlersem hayata küseceğim lan, bu ne?

Oturdum üşenmedim iki saat yazı döşedim bunla ilgili, Ahanda burada. :]

6.09.2009

bebepirin

Aarrrggghhhh, sevgili günlük bak midem sana sesleniyor.

Sabah sabah kafama çakıldığı hissi veren laminat parke süpürgelikleriyle uyandım günlük, bu demek oluyor ki tersimden kalktım. Ama bi'şey yapmadım. Hatta kalkmadım. Yatmaya devam ettim. Sonra tangırtılar dayanılmaz boyuta erişince kalktım. Malumun laminat parke işleri vardı yan odada. O koskoca gardropları geçen gün yerinden çıkarttığım gibi, şimdi de laminat parke döşenen yerlere sokmam gerekiyordu. Ama bu sefer o kadar zor olmadı, bu laminat parkeler vıcır vıcır kayıyor efenim, pek müstesna şeyler.

Bekarlığa merhaba partim vardı sevgili günlük bugün. Aile efradı beni terkeylemişti biliyorsun. Anacım, canım anam, çilekeş anam, giderken de o kadar tembihlemişti, "Evlatcağızım yatarken ballı süt yapar içersin" diye, ama şu anda midemdeki sitekhaus menünün çığlıklarından korktuğumdan ağzıma tek bir lokma bile koymamaya karar verdim.

İftarda bir daha hamburger yenmeyecek günlük, bunu bana hatırlatmazsan fena bozarım seni. Ve ilahi bir şekilde gelen "nikelbek" şarkısını sana armağan ediyorum, "dis is hav yu rimaynd mi."

Ablamlardaydım günlük yemek yemek için bu akşam, bu akşamı da böyle çıkardık aradan, dönerken nasılsa yürürüm, yediklerimi sindiririm, sündürürüm diye düşünüyordum, hatta ve hatta kulaklıklarımı bile aldıydım yanıma müzik eşliğinde yürürüm diye, ama işte planlar her zaman tutmuyor. Ablamlardan bize gelecek olan doksanayüzdoksan yatak bazası olduğunu öğrendim koltukta baygın şekilde yayımış geniş aileyi izlerken. Tabi onu taşı, arabaya yükle falan, evet farkettin onu sen arabayla gelmek zorunda kaldım eve. Haliyle yürüyemedim. Sitekhaus menü de aynen kaldı midemde.

Geldim evde kendime bir sodalimon yaptım. Bana mısın demedi. Oturdum bayık bir vaziyette geniş ailenin bitmesini bekledim. Bitti. Gittim bebepirin yuttum bi'tane. Ahaha bebepirin ne yahu, dediğinizi duyar gibiyim, buna neden bebepirin diyoruz ki biz, hâlâ bilmiyorum, Aspirin'in çocuklar için olanı var ya, biz nedense ailecek ona bebepirin diyoruz. Çok garip değil mi? Kendimize ögzü kısaltmalarımız var. İkiikiiki. [Böyle gülmek için ne kadar deli olmak lazım?]

Ulan sonra da bir tedirgin oldum, şimdi bi'şey olsa kimse de yok lan, hap yoluna gitti niyazi olursam bi'de, vay.

Aa bu arada dün gece zehirlenmedim gördüğün gibi. Çünkü zehirlenmiş olsam şimdi sana bunları klavye ile değil telepatiyle gönderiyor olurdum.

Bi' çay mı koysam ya?

Çarpık Dertleşme

Sevgili günlük, bir cumartesi gününün daha sonuna geldik, ne sonuna gelmesi pazara geçmişiz de uyaranımız yok. Püü.

Sabah sabah annemin odaya girmesiyle uyandım bu sabah, "Oğlum işe gidecek misin bugün?" dedi. Ben de "Bugün günlerden ne?" dedim. O da sanki her sabah kalktığımda tarih mevhumumun karışmış olmasına alışıkmış gibi "Cumartesi" dedi. Ben de "Yok" dedim, "gitmiyorum". dedim. O da "İyi o zaman" dedi, "Sen yatmaya devam et." dedi. Anne sözü dinlerim ben, yatmaya devam ettim ben de :] Ayrıca okuyunca da şimdi amma çarpık cümle yapıları kullanmışım diye düşündüm. Sonra umursamadım çok.

Yorulduğumu hissediyorum bazen böyle durup da düşündüğümde. Belki de o yüzden yalnızken böyle gürültülü şarkılar dinlemelerim, düşünmeden zaman geçirmelerim kulağımdaki anlaşılmaz melodilerle. Düşünmüyorum öyleyse neyim?

Kitap okuma alışkanlığı edinemiyorum günlük. Yok bende böyle bir genetik kod. Kitap okuma alışkanlığı genetik midir bunu bir araştır. Genetikse uğraşmayacağım daha fazla çünkü.

Dün benim büyük yeğenle birbirimize [önce doğana büyük yeğen diyorduk biliyorsun], satranç konusunda araştırma yapalım yarın da iftarda bu konuyu birbirimize anlatalım diye ödev verdik. Araştırdım ben, ama bugün iftarda unuttuk ikimiz de, bak şimdi aklıma geldi.

Bekar günler başlıyor, aile efradı beni terk ediyor, üstelik kaç günlük olduğu belli değil. Mütemadiyen abla restaurantta iftara davetlisiniz. Aa yok içim razı gelmez, gel sana bi' yemek ısmarlayım diyorsanız, ısmarlayım demeyin, ısmarlayayım deyin. " garipdoyuran" yaz, 9999'a gönder, "garip kaldım bu alemde, yok mu bir kuru ekmek veren bu garibe" şarkısı cebine gelsin. :]

Uzun zamandır benim şu sevgili japon sevgilimle iletişime geçemiyordum. Bugün oturdum mütemadiyen kendisiyle takıldım. Ama henüz daha dilinden o kadar anlamıyorum, şimdilik çok doğaçlama bir ilişkimiz var. 6 tane teli var zaten, hayır ne kadar zor olabilir ki? Mutluluğumuz ayedaş'a bağlı. [ayedaş: anadolu yakası elektrik dağıtım aş.] :]

Alt kattakiler boya yapıyorlar, eve bir geldik ki, vay anamlar koku sarmış dört bir yanı, zehirlenecez lan. Gözlerim yanıyordu kokudan o derece, ama şimdi geçti, ya alıştılar, ya da ben çoktan zehirlendim. Zehirlendiysem beni bir acile macile bi' zahmet.

Sevgili günlük, öptüm seni şap şup. Zehirlendim lan herhalde ben, şap şup günlük öpüyorum. Acil beni acile, acile beni acilen, acilen acile acil. Bir de çay alabilir miyim ben, hişş garson? Garson yok mu lan orada? Ohoo. Çay vardı bizim?

Bugün yaklaşık 10 vardak çay içtim, bir çay vardağını 100ml olarak düşünecek olursak, 1 litre eder. vay anam. Vardak diye bir şey yoktur günlük, onun adı bardaktır. 10 bardaktan sonra vardak olur. Vardık mı acile?

4.09.2009

Bir ateve haber daha aldı beni benden

Sevgili günlük, bir ateve haber daha geçti gitti.

Bugünkü haber kuşağımıza, Venezuela başbakanı mı ne, o damgasını vurdu, ve dedi ki, "Evlenmeyi düşünen Türk erkekleri Venezuella'lı kızlarımızı da değerlendirsinler" gibisinden bi'şeyler bıdıladı.

Ve muhabir kardeşimize, bu öneriyi sokaktaki vatandaşa sormak kaldı tabi; :]

Cevaplarsa cidden kopartı yahu beni benden aldı.

"Vallahi ben düşünürüm." gibisinden kendine güvenen cevaplar olduğu gibi, "Tabi Venezuellalı kızlar güzel, hem ingilizceyi de geliştirmem lazım." gibisinden idiyotumsu ve bir taşla iki kuş misali cevaplar da vardı. Yaşlı bir amcanız hemen oğluna (belki de kendine :] ) "Getirin uleyn Venezuella'nın en güzel kızını alacağım" gibisinden uçup kaçarken, bir tanesi de "Hem tabi kızlar da güzel, iş imkanları falan da geniş" gibisinden oğlunu oralara göndermeye meyilliydi. Venezuella ekonomisini de çok yakinen takip etiği için oğlunun orada bir iş bulacağından emindi. :]

Heheh, böyle yani günlük, neler oluyor şu hayatta diyesi geliyor insanın Rafet El Roman'a inat. Nerede yahu kendisi bu aralar?

:]

3.09.2009

Tamamen saçmalık

Şu Seda Sayan'lı pepsi reklamı var ya günlük, Öeh diyesim geldi artık ondan. Yahu reklam incelemesini yakın bir zamanda rlog'da yapacağım, ama şu pepsi'nin neden hala bir kokakola olamadığının açık ispatı yahu resmen bu reklam.

Nokia buklet çıkarıyormuş bu arada, kaç haftalık haber ama şu anda canım sıkkın uykum yok aklıma gelenleri yazıyorum öyle. Cep bilgisayarından sonra bir de netbuk pazarına giriş eylediler. Not: Şekil çok hoş.

İngilizce okuma kitabı alayım dedim bugün, [ingilzice okuma kitabı ne lan? Roman işte.] hatta sabahtan bayağı da gazladım kendimi, yürü be yaparsın sen başarabilirsin bunu falan diye. Sonra öğlen oldu resmen üşendim gitmeye, n'olacak benim bu halim?

Bugün bir haber okudum, iki Türk bilim adamı yapay altın üretmeyi başarmışlar diyordu. Ulan çok paranoyak bi'şey bu. Zengin mi olduk lan şimdi oley. Kühküh.

Sonra ondan sonra onbirden sonra onikiden sonra bir. Değil mi sana da garip gelmiyor mu, onikiden sonra bir. Ama işte analog saatler böyle n'aparsın.

Bak bugün yine şu saatlerde bir saniyelik geri gidiş ve sonra ilerlemeye devam ediş yanılgısı yaşadım. Böyle bir baktım bir anlığına saate, sanki saniye bir saniye geri gitti, sonra devam etti. Ulan çok hoşuma gidiyor böyle olunca. Acaba hoşuma gidiyor diye psikolojik olarak bir halüsinasyon mu yapıyorum kendi kendime, manyak mı oluyorum lan ben?

- Anne ben manyak oldum da geldim.
- Hoşgeldin. Al mürdüm eriği ye.
- Bunlardan yok muydu bizim bahçede eskiden, büyük böyle. Bunlar küçük.
- Onlar başkaydı.
- Ama onları yıllarca mürdüm eriği diye yedim ben.
- Mürdüm eriği bunlar.
- Şu an kendimi çok aldatılmış hissettim.
- Hissetme oğlum öyle şeyler, bilmemkimin bilmemnesi vardı, o da kendini çok aldatılmış zannettiydi de bir ara, bir daha adam gibi bir düzen kuramadı.
- Ee sonra n'oldu?
- N'olacak, defragmentasyona girdi. Format attılar. Daha da xp kabul etmedi bünyesi, sap gibi kaldı öyle, hurda fiyatına sattılar. Harddiskini de biz aldıydık.
- Bana mı taktınız?
- Nereden anladın?
- Var bende de bad sector'lar yer yer de ondan.
- Ama avast kurduk biz sana, bedava hom edişın. Bişeycik olmaz.
- İyi de fiziksel hataya avast ne yapsın.
- Onlara silikon tabancasıyla baban yama yaptıydı, üzerinden de sıfır numara zımparayla geçtik. Olduydu bayağı.
- Hapşueeeh!
- Çok yaşa, merhaba ben avast.
- Aa cidden işe yarıyorsun sen.
- Tabi ya ne sandın?

Ouvv, çok oldu bu :]

Baba beni every time i die









1.09.2009

Bear Grylls'i topluma kazandıralım

Çok canım sıkılıyor günlük, benim canım sıkılacağına, senin canını sıkayım dedim ve geçenlerde bahsettiğim ve daha da geçenlerde netgeo ya da diskaviride izlemiş olduğum şu vahşi doğada hayata kalmaya çalışan dingilistin maceralarından bir bölümü sana aktarmaya karar verdim. Diskaviriymiş.

Kimdir bu adam? Bear Grylls. [Bi'kere normal bi' adam olsa soyadında sesli bi' harf olur.] "Man Vs. Wild" programındaki şahsiyet. Bildiğin pisluk yahu.

Şimdi bu sorunlu kardeşimizi ormanlarda, çöllerde, tundralarda, orada burada bırakıyorlar bi' başına atıyorlar ortama, [bir de kameraman var o ne ayak?] Sonra bu kardeşimiz bir yandan kurda kuşa yem olmadan hayatta kalmaya çalışıyor, bir yandan da medeniyete ulaşmaya çalışıyor. [Lan sen kendin daha medeni değilsin ki medeniyete ulaşsan ne olur?]

Adam, kocaman Endonezya kertenkelesini yakaladı da öldürdü, sonra pişirdi yedi, midesiz. Gitti ağaç kurtları buldu, onları ısırdı patlattı yedi, solucan buldu onları yedi, öldürülmüş zebra buldu böyle ceset, gitti kesti orasını burasını yedi falan, hareket eden etmeyen herşeyi yiyor, yahu hadi geçiyorum bunları çişini içti cibiliyetsiz. Bir de sızlanıyor tuzlu ılık mılık böeh falan. Aklından zorun mu var oğlum senin? Allah cezanı püü.

Ama geçen bölümü izlerken çaktım dalgayı. Ağaçlardan böyle çatal gibi bi'şey yaptı, nehirde somon yakalayacak, pat yapıyor olmuyor, küt yapıyor olmuyor, bi'türlü beceremedi, sonra nasıl olduysa koskocaman bir somon akıntıyla yavaş yavaş geldi bu da hemen ekrana arkasını dönecek şekilde pata küte daldı somona hop yakaladı 2 saniyede, balıkta da hiç bi' hareket yok. Yani tamam severek balık yiyen biri olmasak da, biliyoruz ki balıklar çırpınır. [Sen hiç can havliyle çırpındın mı?] Sonra hemen aldı bu balığı, yok efenim bunları derileri çok yağlıymış, enerji verirmiş, ayılar da zaten bunların derisini yer bırakırmış hattızatında, koskoca balığı çiğ çiğ yemeye başladı. Adıyla müsemma herif. Lan napıyon, ateşin var yak bi' ateş orada, iki tütsü yap, sar yapraklara falan, yok. Adam otla bokla beslene beslene ağız tadını yitirmiş. İki ısırık aldı bıraktı, balığı da mundar etti müsrif.

Sonra, aa ev var lan ilerde, medeniyet medeniyet diye diye topukları kıçına vura vura koşturmaya başladı, gitti baktı ki kimse yok. Bahçede sandal buldu. Hemen bir hayat dersi daha, böyle eski sandalların en büyük tehlikesi ortadan cart diye ayrılmalarıymış, gevrek oldukları için çatırk diye giderlermiş. Hemen kimindir nedir demeden aldı sandalı attı suya, gitti bir de adamların bahçe küreğini aldı utanmadan. Nehir boyunca ilerlemeye başladı. Hala sayıklıyor, bunlar böyle cart diye gider ortadan.

Yahu kardeşim hadi kendini sürüklüyorsun böyle işlere de, o kameramanın günahı ne? Bir de sırtında 5 kilo kamera, dağ bayır bunun peşinde. İnsan ol lan insan. bak biz ailecek çok üzülüyoruz senin bu haline, bizden sana abi bacı kardeş ana baba tavsiyesi, medeniyeti arayacağına, ayrılma hiç medeniyetten, iki insan gör, sosyalleş biraz, adam akıllı bi'şeyler ye, karnını bi' doyur, bir de sevgili falan, hatta evlen diyoruz biz ama sen bilirsin, bunlar hep boş adam işleri, aklını başına al, toparlan, çocuk çoluğa karış, torun torbaya gir. Bir de kooperatife gir topraktan, borcun oldu mu böyle fazla riskli şeylere zıplayamazsın. Topraktan gir daha karlı, al krediyle mrediyle bi'şeyler. Sabit gelirli de bir iş bul kendine, şöyle masabaşı, otur masanda, internet, soliter, ben sana çok eğlenceli mailler falan da atıcam söz. Hadi gülüm. Ne kendini yor, ne bizi yor. Topluma entegre ol.


[Üzülme! Seni kurtaracağız!]

:]

same



Things haven't changed
You haven't changed
I haven't changed, no!