Sevgili günlük sıkı dur, heyecan yapma...
Kendime kitap aldım ben bugün. Adını şu anda tam hatırlamıyorum gerçi. Bi'saniye düşünüyorum, toparlayacağım, amanın nasıl helecan yüklüyüm. (imza: pozitron.)
Valla aldım.
Hiç alakasız yere dün arkadaşa ingilizce sözlük almak için migros'a girmiştik. [reklam ödemesi için hesap numaramı veriyorum sevgili migros, bi'zahmet gönderiverin. Yazın: Noyn noyn noyn...]
Hiç niyetim yoktu aslında kitap almaya falan, zaten genelde olmaz. Öyle popüler kitapları alıp, hım hım hıım diye bakınıyordum. Penguenin arka sayfasına falan baktım. Tam, hadi çıkıyoruz derken gözüm bir kitaba ilişti...
Kapağı falan hoş, ismi de ilginç geldi...
Alayım mı lan, okur muyum acaba bunu, ya bakayım, 12 lira, alayım mı acaba, yanımda da 10 lira var. Kredi kartından mı çektirsem, ulan 12 lira için şimdi, gibi sorularla 1 2 dakika cebelleştikten sonra, arkadaşım kaptı elimden "Tamam alıyorsun" diyerekten kasaya doğru ilerlemeye başladı. "Oğlum" dedim "10 lira var bende al üstünü sen tamamlarsın."
Böylelikle 2 liralık eğitime destek paketiyle, ben de bir kitap sahibi oldum. [Burada vurgulamaya çalıştığımız konu kitap alamayan kardeşlerimize elimizden gelen desteği esirgemeyelim, onları kitapla tanıştıralım, okumalarına yardımcı olalımdır.]
Kitap mı: Amin Maalouf - Çivisi Çıkmış Dünya
[Kitap en iyi arkadaştır, ama sana kitap alan arkadaş kitaptan daha iyi bir arkadaştır.]
Oldu mu, bak çok da güzel bir sloganla bu yazımızı bitiriyoruz günlük. Kıssadan hisse, çantamda artık bir kitap var, umarım okurum.
29.11.2009
stabil tezahür at
Ehehehehiooo, tv8'de "Holiganlar" diye bir film var, barda tezahürat sahnesi;
"En büyüksün westam, şampiyonsun westam, lay lay lay lay laay, lay lay lay lay laaay"
"Yunaytıd, yunaytıd, en büyük yunaytıd başka büyük yok..."
"Haydi bastır yunaytıııd, şampiyon yunaytıııd."
Eeheheh lan sert çocuklara bak yaa, valla acayip tırstım... :]
"En büyüksün westam, şampiyonsun westam, lay lay lay lay laay, lay lay lay lay laaay"
"Yunaytıd, yunaytıd, en büyük yunaytıd başka büyük yok..."
"Haydi bastır yunaytıııd, şampiyon yunaytıııd."
Eeheheh lan sert çocuklara bak yaa, valla acayip tırstım... :]
28.11.2009
Ren bir geyik türüdür
Sevgili günlük, feysbuk kullanan insan olmaya başladım.
Girmemin tek nedeni ise, patlıcanlar bozulmasın, çilekler çürümesin, ren geyiğim ölmesin. Bu yani hayattaki amaçlarım iyice ilginçleşmeye başlıyor.
Bak ne vardı eskiden hatırlarmısın bilmem, mısın da ayrı yazılır ayrıca. Matsuniçi miydi, yamaguçi miydi, öyle bir dalga vardı. Hani Japon menşeili ["menşei" ye beybi.] elektronik evcil hayvan. Hani aralıklarla girip butonuna basmazsan ölüyordu felan. İnsanlar delişmen gibi onlarla oynamaya başlamışlardı feşmekan. [Reset tuşu vardı diye hatırlıyorum, ölünce atıyorlarmıdıki aleti?] Atıyorlarmıydıki? Atıyorlar mıydıki? Ahahah ne garip kelime.
Bu da onun gibi, farmvil. Lan sanal patlıcanlar çürümesin diye saat kollayıp feysbuka giriyorum be, büyük saçmalık. Ama takıldım şimdi, ren geyiğim de arada bir ses çıkarıyor, kendimi Kanada'daki köyümde hissediyorum, çok hissiyatım tavan yapıyor. Bugün bir balya saman koydum önüne, mal gibi baktı yemedi bile, yiyor mu onu bile bilmiyorum lan.
Malum kurban bayramı da gelmişken, inek işine gireyim diyorum ne dersin günlük? Bugün arkadaşlarımın hepsine birer tane inek gönderdim. Görüyorsun ne kadar bonkörüm. Yarın da mangala çağıracağım. Ram ızgara yapacağız. [Bababa gizli sosyal mesajlar diyorsun, sanal alem, sen çıkıp kanat ızgara yapacağına bilgisayarın ram'lerini ızgara yap, işe bak diyorsun, demiyor musun? Desene, demen lazım, ram ızgara ne demek, kafayı mı yidin? Kafayı yeme gel bi inek veriyim onu ye. Ouu, çilekler bozuldu, hay bin ren geyiği.]
Edüt: Tamaguçi lan tamaguçi dur geldi aklıma...
Girmemin tek nedeni ise, patlıcanlar bozulmasın, çilekler çürümesin, ren geyiğim ölmesin. Bu yani hayattaki amaçlarım iyice ilginçleşmeye başlıyor.
Bak ne vardı eskiden hatırlarmısın bilmem, mısın da ayrı yazılır ayrıca. Matsuniçi miydi, yamaguçi miydi, öyle bir dalga vardı. Hani Japon menşeili ["menşei" ye beybi.] elektronik evcil hayvan. Hani aralıklarla girip butonuna basmazsan ölüyordu felan. İnsanlar delişmen gibi onlarla oynamaya başlamışlardı feşmekan. [Reset tuşu vardı diye hatırlıyorum, ölünce atıyorlarmıdıki aleti?] Atıyorlarmıydıki? Atıyorlar mıydıki? Ahahah ne garip kelime.
Bu da onun gibi, farmvil. Lan sanal patlıcanlar çürümesin diye saat kollayıp feysbuka giriyorum be, büyük saçmalık. Ama takıldım şimdi, ren geyiğim de arada bir ses çıkarıyor, kendimi Kanada'daki köyümde hissediyorum, çok hissiyatım tavan yapıyor. Bugün bir balya saman koydum önüne, mal gibi baktı yemedi bile, yiyor mu onu bile bilmiyorum lan.
Malum kurban bayramı da gelmişken, inek işine gireyim diyorum ne dersin günlük? Bugün arkadaşlarımın hepsine birer tane inek gönderdim. Görüyorsun ne kadar bonkörüm. Yarın da mangala çağıracağım. Ram ızgara yapacağız. [Bababa gizli sosyal mesajlar diyorsun, sanal alem, sen çıkıp kanat ızgara yapacağına bilgisayarın ram'lerini ızgara yap, işe bak diyorsun, demiyor musun? Desene, demen lazım, ram ızgara ne demek, kafayı mı yidin? Kafayı yeme gel bi inek veriyim onu ye. Ouu, çilekler bozuldu, hay bin ren geyiği.]
Edüt: Tamaguçi lan tamaguçi dur geldi aklıma...
24.11.2009
scr
Sevgili günlük, sana zorunluluktan netbuktan giriyorum, böyle sessiiiz, sakiiiin bir yazı oluyor. Şarkılarım da bilgisayarda kaldığından kelli şarkı da dinleyemiyorum. Ulan fan gürültüsü bile yok. Nasıl da alışmışım fan gürültüsüne. Tuş sesi desen pıt pıt diye. Pıt pıt diye tuş sesi mi olur, tuş dediğin vurduğu yerden ses getirmeli, hemi?
- Nerelisin?
- İstanbul.
- Ya baban nereli?
- İstanbul.
- Ya bırak şimdi, deden nereli?
- İstanbul.
- Ya aslen nerelisiniz geçicen sen onu.
- Şimdi benim babamın dedesi zamanında Özbekistan'dan...vıdıvıdı.
- Tabi abi vardır yani köken muhakkak biliyordum ben, İstanbul'lu olur mu hiç?
- Yok tabi Özbekistan'dan biz.
- Hıı göçmensiniz yani.
- Yok yok Japonuz aslında.
- Gözler çekik senin biraz zaten.
- Tabi gülünce kayboluyorlar zaten bak.
- Aaa valla.
- Lan yürü git.
Nereli olduğumu soran insanlara sürekli sülalemin seceresini anlatmak zorunda kalıyorum.
:]
[Az önce bir dizide benzer bir muhabbete rastladım da serbest çağrışım yaptı.]
- Nerelisin?
- İstanbul.
- Ya baban nereli?
- İstanbul.
- Ya bırak şimdi, deden nereli?
- İstanbul.
- Ya aslen nerelisiniz geçicen sen onu.
- Şimdi benim babamın dedesi zamanında Özbekistan'dan...vıdıvıdı.
- Tabi abi vardır yani köken muhakkak biliyordum ben, İstanbul'lu olur mu hiç?
- Yok tabi Özbekistan'dan biz.
- Hıı göçmensiniz yani.
- Yok yok Japonuz aslında.
- Gözler çekik senin biraz zaten.
- Tabi gülünce kayboluyorlar zaten bak.
- Aaa valla.
- Lan yürü git.
Nereli olduğumu soran insanlara sürekli sülalemin seceresini anlatmak zorunda kalıyorum.
:]
[Az önce bir dizide benzer bir muhabbete rastladım da serbest çağrışım yaptı.]
23.11.2009
Messai Mara
Messailer çok çalışkan bir kabiledirler.
Öyle sessiz sakin oturup herkes gittikten sonra ortaya çıkarlar.
Başkalarının işleri yetişsin diye, başkaları gittikten sonra çalışırlar.
Üstelik yetişmeyeceğini bile bile, holeey. [salak mıyız biz?]
- 2003'ün başından 2008'in sonuna kadar mıydı?
- 2003’ün başından 2008’in sonuna kadar evet. Tüm işlemler. [Öyle miydi lan? (Hay bin kunduz soracak kimse de yok.)] [kunduz?]
- Oldu.
- Ok. [Gözlerim mi doldu ne?]
Edit: Sonra biter tabi Messailerin de pili.
Öyle sessiz sakin oturup herkes gittikten sonra ortaya çıkarlar.
Başkalarının işleri yetişsin diye, başkaları gittikten sonra çalışırlar.
Üstelik yetişmeyeceğini bile bile, holeey. [salak mıyız biz?]
- 2003'ün başından 2008'in sonuna kadar mıydı?
- 2003’ün başından 2008’in sonuna kadar evet. Tüm işlemler. [Öyle miydi lan? (Hay bin kunduz soracak kimse de yok.)] [kunduz?]
- Oldu.
- Ok. [Gözlerim mi doldu ne?]
Edit: Sonra biter tabi Messailerin de pili.
22.11.2009
bôliitprûf
Kaç gündür, televizyonu her açışımda bir yerlerde muhakkak şu şarkıya rastlıyorum.
İstisnasız.
Bak bi'...
Sen hiç kafanı duvara vurdun mu?
Hani hep derler ya, "ondan sonra vurursun kafanı duvarlara" diye. Çok var mı olm böyle insanlar. "Ah benim salak kafam" falan diye duvara kafa vuran.
Hem bi' kere futbol topuna bile kafayla vurunca bilmemkaçbinyüzmilyon tane beyin hücresi ölmüyor mu? Kim bilir duvara vurunca kaç tane ölüyordur. Zaten salak kafa iyice salak mı olsun? Vurmayın efenim kafanızı duvarlara. Dünyada yeterince salak var.
Ben bugün vurdum. [Bi'şeye de yaramıyor, fayda da etmiyor zaten. zatern. zatürn. satürn.] (neydi lan bu?)
Sonra gittim kafayı 2 numaraya vurdurdum. Şimdi kafam üşüyor. Halbuki herkes beni hasta sanıyor. Oysa ki benim kafam üşüyor. [İşte kafayı üşütmek, doktoorç.] (Bak madem "ç" yazdın, hadi elin kaydı "." yerine ç yazdın dicez, ama "." da koyuyorsun sonda, bu perhiz bu ne laana turşusu. Belli benim uykum gelmiş. )
Aaa, ahaha burnun da mı kanıyor senin? O kadar sokma dedik sana parmağınıç. (Bak gene "ç" ile "." aynı anda.)
Püüü, çay koymuştum kendime, unutmuşum, altı da açık kalmış, su da bitmiş altında, mutfağa bi' sıcaklık yayılmış. (Ahahaha lan evi yakıcan.)
Her b*ka da gülüyorun.
Gülüyorun?
21.11.2009
Save for
- Aman baba dikkat et, öyle etrafında aksıran hapşuran tıksıran falan olursa, it onları, tekme falan uzaklaştır.
- Ehehe.
- İhihi.
[Şiddete meylim vallahi gripten :] ]
19.11.2009
Anlık anne iletileri - sayısını unuttum.
- Zencefilli bal yaptım, bundan sonra her sabah bir kaşık yi'ceksin bundan.
- Bakim, üü ne acayip. Yiyeyim bakim.
- Ye. Her sabah da yenecek bir kaşık.
- Aha yuttum direkt.
- Aferim.
- Ouuu bebek! Yakıyormuş bu.
Yola çıkacakmış gibi bir halimiz vardı...
Dur hatırlamaya çalışıyorum, çünkü unutulacak gibi değildi sabaha karşı gördüğüm rüya.
Bilmediğim bir yerdeydim, hiç bir tanıdık bina, hiç bir tanıdık sokak yoktu. Yalnız değildim ama, ailemle beraberdik, gerçi hiçbirinin yüzünü görmüyordum ama orada yakınlarımda olduklarını farkediyordum.
Yola çıkacakmış gibi bir halimiz vardı, neresi meçhul. Eski bir köşke geldik. İki sokağın kesiştiği köşe bir yerdeydi. Büyük bahçesinin iki kapısı vardı, iki sokağa bakan. İlkinden girince karşıma bir mezar çıktı, üzerine basacakken durdum, etrafından dolaştım. Sağa doğru baktığımda büyük kahverengi tonlarında bir bahçe vardı. Bahçenin de ucunda diğer sokağa açılan bir kapı.
Kafamı kaldırdığımda üzerimden gökyüzüne yükselen uzun bir bina gördüm, yine kahverengi tonlarında, eski, panjurları tahtadan, çamlarından bazıları kırık, 3 katlı. Kapısına doğru ilerliyordum.
Evin kapısından girdiğimde sıraya dizilmiş konuşan kediler karşıladı beni. "Hoşgeldiniz" diyorlardı, sanki bizi bekliyor gibiydiler. Uzun bacakları ve uzun kulakları vardı. Kulaklarının uçlarında da püskül gibi tüyler. Nazik bir şekilde eve buyur ettiler. Birisi de üstümdekileri aldı. Merdiven vardı üst kata çıkan, bir kadın iniyordu aşağıya. Konuşmadan geçti gitti yanımdan.
Ama evde fazla durmadım, çünkü yola çıkacakmış gibi bir halimiz vardı. Ama yakınlardan otobüs geçmediğini söyledi kedilerden biri, bizi en yakın otobüs durağına götürecekti.
Yola çıkacakmış gibi bir halimiz vardı, ama uyandım.
Ve bu rüyaya en güzel fon olacak şarkı geliyor...
Geldi.
18.11.2009
Muhtemelen
Entegrasyon problemleri yaşıyorum genelde [Bu kötü bi'şey mi?]
Öyle hemen her yere ayak uyduramıyorum [Bu kötü bi'şey mi?]
Belki de istemiyorum öyle fazla [Bu kötü bi'şey mi?]
Çabuk sıkılıyorum [Bu kötü bi'şey mi?]
Mütemadiyen [Muhtemelen]
Arıntay
goes off
cuddles in the kitchen
argumentative
i'm in trouble again
i was late
state
clearly do.
Oh, i'm in trouble again, aren't i?
17.11.2009
Hastalandım da duruyorum öyle bakıyorum
Sevgili günlük, kafam üçmilyonbeşyüzbin yeminle.
Hastalandım kahretsin.
Sen tam bir eşşeksin.
Çünkü o gözlerle,
Bir insan olamazsin.
Gribal enfeksiyonlara geldim. Mevsimsel olduğu konusunda hoş tahminler var. Antibağyotik tedavisi olup, periyodik aralıklarla öksürüyorum. Ateşim yok, sigara kullanmıyorum. Kafam arada bir dönüyor da, ekseni etrafında dönmesini tam 27 buçuktan 28 dereceyle yapıyor ki, mevsimlerim oluşuyor.
Bak bak ne geliyor... Potion yaklaşıyor...
[Acayip, ne şarkılar yapıyorlar birader, ne kafa var insanlarda]
16.11.2009
Bazen netbook yiyorum
Sevgili günlük, hani demiştim ya sana netbook'umla aramızdaki aşkı tarif etmem imkansız diye, işte şimdi sana biraz kendisinden bahsedeceğim...


[Bak bu öyle bildiğin inceleme yazılarına benzemez, hişşş]
Bundan bir hafta kadar önce ulaştı netbook. Adı "Asus 1005HA Seashell". [Önce 1008 mi olsun diye çok düşündük ama bu oldu. kısmet işte bazı şeyler.]
Teknik özelliklerini her yerde bulabileceğiniz için size duygusal özelliklerinden bahsetmek istiyorum. Çünkü aslolan duygulardır.
Öncelikle gerçekten sevimli bir duruşu var. Bakın mesela şu resme bakın, sanki ufacık tefecik içi dolu turşucuk gibi. Evet beyaz aldım. Üzerinde 3 tane E harfi var, "Eee yani" der gibi. [Ulan bir de cool, bak bak bak...]

Bakın mesela boyunun kıyaslaması yapalım, o yanındaki harici disk, siyah olan. [Aaa ulan bayağı küçükmüş.] Yukarıdaki de klavye, şu backspace'i bozuk evet bildin. Atacağım yakında yoldan geçerken uyuz olduğum birinin kafasına kafasına.
Neler yaptım neler... Bilgisayarı açınca otomatik olarak windows kurulumuna geçiyor. Xp home. GOM Player kurdum, Memento'yu izledim harici diskten, gayet akıcı, hiç sorun çıkarmadı. Blogdaki müzikleri dinledim, media player'da şarkı dinledim, hiç sorun çıkarmadı. Kablosuz ağ bağlantısı bulmakta başarılı. İnternet sitelerinde rahatlıkla geziliyor. Sessiz mi sessiz. arada bir içinde minik bir fan var o bir celalleniyor, fııırrrrrrrr diye bir dönüyor. sonra sakinliyor gene. Manyak mıdır nedir?

Evet yedim. İnsanın ağzına girebilecek kadar ince. O yanındaki çızıkların arkasında bir fan var işte, fırrrr diye bir dönüyür biraz sıkılınca, öyle darlanmalara gelemiyor.
Çoklu dokunmatik taçped'i var. [Touchpad] internet sitelerinde falan iki parmağınızla aşağı yukarı sürttükçe scroll yapıyor. parmaklarınızı köşegen açıp kapattıkça sayfayı büyütüp küçültüyor. Kullanımı rahat. Zamanla alışılıyor. Zaten alışkanlıklardı hayat.
Şimdi kendisini fazla ifşa etmiyorum, ve kendisine son zamanların en en en en en şarkısını armağan ediyorum.
Al sevgili netbook, güle güle dinle. Arctic Monkeeeeyyysssss, senin için söylüyor, "Pretty Visitors"
Ve hadi tamam tüm online ziyaretçilerimize gelsin. [Ama sesi açarlarsa :] ]
Akşam akşam bak şimdi yaa
Günlük, sana bir şarkı ekliyorum ki, of.
Kendisinden yine milyonlarca, hatta ne milyonu trilyonalarca kez özür diliyorum.
Sevgili şarkı, seni bu kadar geç bulduğum için beni affet.
Kendine de dikkat et.
[tabii ki ses]
Ediiiit: Ulen dinledikçe dinleyesi geliyor insanoğlunun.
14.11.2009
kavramak ya da kavramamak aslında böyle bir mesele yok
Sevgili günlük, sana netbuk'umla yaşadığım tarifsiz aşktan bahsedecektim ama daha resimlerini çekemedim o yüzden onu bilahere anlatacağım.
Şimdi sana başka bir şeyden bahsetmek istiyorum. Tomobil.
Evet, yanlış duymadın. Sana bugün tomobilden bahseceğim. Anlık gelgitleriyle hayat acayip işler çıkarmaya devam ediyor başıma.
Dün telefonum çaldı, arayan sevgili sürücü kursumdaki [daha yüzünü hiç görmediğim] kadındı. 2 3 kere aradığından dolayı sesinden anıyorum artık.
- Cumartesi günü direksiyon sınavınız var.
- Aaa hadi ya?
- Evet yazılı sınavdan geçmişsiniz.
- Ahaha yapmayın yahu. Tamam gelirim. Kaçta?
- 8:30'da.
- Nerede?
- Şurdan şurdan şöyle burdan böyle.
- Tamam teşekkürler.
Halbuki ben nasılsa yazılı sınavdan geçemem diye doğru düzgün direksiyon eğitimlerine katılmadım sevgili günlük. Çünkü hiç çalışmadan girmiştim sınava, yazılı sınavdan nasılsa geçemem diye, ulan dedim nasılsa yazılı sınavdan geçemem, direksiyon dersine gidip de zaman kaybetmeyeyim, yatayım evde, ooh keyif dedim. Çünkü nasılsa yazılı sınavdan geçemeyeceğim için direksiyon sınavına giremeyecektim. Ah Allah'ııım, kafam da bu cümle kadar karıştı şimdi.
Neyse yarın sınava gireceğim velhasılıkelam. [Benim gibi ilk kez direksiyon sınavına girecekler için sosyal sorumluluk zamazingosu]
Şimdi bak öncelikle koltuğu bi' ayarla, aynalar falan, bak bakalım vites boşta, el freni çekik. Süper. Emniyet kemeri. Sağda değil, tabi hep yolcu koltuğunda oturduğun için emniyet kemerinin yerini bilmiyorsun, soldan çekip sağa takacaksın. Tak, yerleş bi' şöyle. Tamam.
Anahtarı çevir. Rıııın rın. Çalıştı. Çok çevirme marş motorunu yakarsın. [Yani öyleymiş ben de sonradan öğrendim.] Araba çalıştı. Debriyaj ve frene sonuna kadar basıp el frenini indir, vitesi de 1'e tak. Orada sağda bi' kol olacak, vites kolu o. Kendine doğru çekip ileriye it. Orası 1.
Şimdi frenden ayağını kaldır, debriyajdan kaldırrrma napıyorsun, bas hemen tekrar. Sağ ayağını gaz pedalının üzerine koy. Basmadan yavaşça. Şimdi debriyajdan ayağını yavaş yavaş kaldırırken hislerine güvenmeyi öğrenmen lazım. Tam bir noktada motorun hırıltısını ayağının altında hissetmeye başlayacaksın. Hıırrrrrrr yapacak böyle ayağına. işte orası kavrama noktası. Hırlarken gaza hafiften basmaya başla. Öyle pat diye değil, sanki ayağının altında yumurta taşıyan bir penguen edasıyla basman lazım. Ve bir noktada artık debriyajdan ayağını tamamen kaldırıp ilerlemeye başla. Gidebilirsin. Dikkat et, sağdaki araçların aynaları alma giderken.
Hadi bakalım.
Saatlerdir mütemadiyen aralıksız biteviye dinlediğim "Sıla" senin için söylüyor, "İnşallah" diyor.
İnn- şall- lah...
11.11.2009
sana dün bir netbooktan girdim aziz günlük (süper edited edition)
Sevgili günlüüük, ulan sana acayip bi'yerden giriş yaptım şimdi. [Lan ne biçim cümle oldu :] ]
Şu netbook meselesi. Yakında detaylı anlatacağım, şu an kurcalamakla meşgulüm.
Oldu, dönücem ben sana.
Tuşlar biraz kasıyor, elim kayıyor basarken ama bu tamamen alışkanlıklarımla alakalı. Ki zaten hayat da alışkanlıkların ta kendisi değil miydi?
Şarjım bitiyor.
Oldu. :]
Şu netbook meselesi. Yakında detaylı anlatacağım, şu an kurcalamakla meşgulüm.
Oldu, dönücem ben sana.
Tuşlar biraz kasıyor, elim kayıyor basarken ama bu tamamen alışkanlıklarımla alakalı. Ki zaten hayat da alışkanlıkların ta kendisi değil miydi?
Şarjım bitiyor.
Oldu. :]
Edit 1: Dün gece şarjı bitmekte olan netbook'um'a [bu nasıl bir kesme işaretleme bu nasıl bir kelime] bu akşam da fazla mesai yaptığım için geç kavuştum ve zaten açtıktan sonra da çat diye bitiverdi meretin şarjı. Şarja da taktım ama içimden acayip şekilde şarz demek geliyor. Aha da diyorum. Şarzzz. Çünkü uykum var.
[Edit 1 olduğuna göre devamı da gelir bunun bak ben söyliyim.]
Başlığı da değiştiriyorum, değişmeyen tek şey değişimin ta! [aşşuk'u talat ve fıtnat.]
- Ama neden böyle yapıyorsun Telat neden?
- Telat mı? Ulan kaç senedir adımı söyleyemiyorsun daha.
- Niğçün ama niğçün.
- Hasbinallaaah.
Amma da uzadı geğreksiz yere. Geğirek.
- Anne ben sbarro'da wrap yedim.
Kim konuşuyor deminden beri? Ne sbarrosu ne wrapı? Ayrıca Telat da kim?
- Telat değil, Talat ulenn Talaat. Şimdi, dağılın ulen!
8.11.2009
Hasta kafadan inciler
Sevgili günlük, kafam bi'dünya, böyle, dönüyor desem dönmüyor, ağrıyor desem ağrımıyor, n'apıyorsun lan n'apıyorsun, bi' denge bul. Hastalık başlangıcı kafası tam.
Ve bak şuraya yazıyorum, aslında o kadar da matah bir geleceğimiz olmayacak...
Lan bir de hebirnebir ayağına işkilleniyor insan, ulen burnum akmaya da başlarsa direkman ofsayt. Acile macile de gitmeye çekiniyor insan. [Buradaki insan benim] Neden? Çünkü bugün haberlerde izledim, az bi' hapşuran, az bi' burnu akan acile gidiyormuş. Vıyır vıyır aciller. Hastalık kaynıyordur olm şimdi oraları, sağlam adam gitse muhakkak birinden bi'şey bulaşır hastalanır. Sakat.
Lan bize niye İkeğa kataloğu getirmiyorlar?
Şu göbek bölgemde oluşmaya başlayan tekerlekten acilen kurtulmam lazım günlük, abrakıt almayı düşünüyorum kendime, bakalım üşenmezsam alacağım. Acayip bi'şey o abrakıt. Bir de koşayım diyorum hafiften akşamları. Ya da bunları tamamen şimdi kafa bi'dünya ya ondan düşünüyor da olabilirim, iyileşince hepsini unutabilirim. Ama buraya yazdığıma göre unutsam da hatırlarım. Ama yine üşeneceğim için çok dikkate almayabilirim.
Ha bak ne diyeceğim, ben sürücü kursuna başladım. Daha doğrusu bayağı önce başlamıştım, hatta sınava bile girdim. Gerçi hiç çalışmamıştım, öyle sallana sallana gittim girdim. Önümde oturan çocuk arkasına dönüp, "İlk girişiniz mi?" dedi. Ulen bi'işkillendim şimdi, "Evet" dedim, "Neden?" "Benim ikinci girişim de" dedi. "Yaparsınız ya" dedim "ne olacak."
O kadar sıkılmış olmalıyım ki artık, o kadar da çok ciddiye almıyorum hiçbir sınavı.
2 haftadır da direksiyon eğitimleri var. Gidip yarımşar saatten bir saat ehliyetsiz araba kullanıyorum yollarda haftasonları. Ama sıkıyor artık. Hem yazılı sınavdan geçemeyince direksiyon sınavına girilmiyormuş. Ya o zaman bi' netleşseydi yazılı sınav, boş yere haftasonumu neden kesintiye uğratıyorsunuz ki? Şimdi git 3 4 hafta böyle ondan sonra hop noldu yazılı sınavdan geçememişsiniz direksiyon sınavına giremiyorsunuz. Olur mu lan? Ne olacak benim 4 haftasonumun ortalama 1 saatten 4 saati?
Bugün gitmedim zaten. Dedim ya, dayatmalardan baymış durumdayım.
Hayatımın dizginleri elimde değil benim, gemi azıya almış şekilde koşturuyor kontrolsüz. Beni de peşinden sürüklüyor. Eskiden derdim ki "yaşam koçu" nedir lan, ne saçma meslek. Şimdi yaşam koçu arıyorum beni çekip çevirecek.
Anneme bugün, "Anne beni havuza yazdırsana" dedim, oturduğum koltukta bir ayağımı diğer ayağımın üzerine koyup ikisini birden yukarı kaldırıp indirerek 2 3 defa sallana sallana. O da "Üstüme iyilik sağlık" dedi, "oğlunuz kaç yaşında dediklerinde ne diyeceğim?" dedi. "28 diyeceksin" dedim, "koskoca kadın yalan mı söyler?" dedim. O da "Hanım hanım koskoca çocuk kendi gelemiyor mu demezler mi?" dedi. "Zeka yaşı 10 daha dersin" dedim. "Hem de üşeniyor." Güldük falan, ama yazdırmayacak herhalde.
Hayat gerektiğinden fazla sistematik.
Araba alacak olursam da kesinlikle sıfır araba almam diye düşünüyorum. Külüstür döküntü bi' tane alırım ki rahat rahat sağa sola çarpabileyim. Baktım çok mu hasar var, pert mi oldu araba, bırakır giderim orada. Ne uğraşıcam. Arabaya sigorta mı yapılır lan? Her şeyimiz garanti de, bi' arabanın garantisi eksik.
Bak bi'şey diyeyim, grip olup da bile bile başkasına bulaştıran insan en aşağılık insandır.
Ve bak şuraya yazıyorum, aslında o kadar da matah bir geleceğimiz olmayacak...
Al bu da şarkı. Evir çevir dinle.
punkrock'un ne kadar da güzel olduğunu unutmuşum da hatırladım da ondan böyle iki üç posttur gidiyor şarkılar.Ama bu da geçer zamanla unutulur her şey gibi bu mesut günlerimiz de çünkü hayat her daim bir devinim içindedir ve çoğu zaman da sana unuttuğun yerlerden sorar.
Nerede bi'yerde okumuştum ama unuttum;
En acımazsız öğretmen hayattır, çünkü önce sınavı yapar, sonra dersi verir.
[Lan bu "blok alıntı" zamazingosunu da yeni keşfettim iyi mi, pühühü, ne acayip.]
Edit: [Ee tab tuşundan ne farkı var?]
7.11.2009
Kal geldi
Dur bi'şeyler yazıcam buraya, ama şimdi değil.
Gece gelir yazarım, zira gün içinde malak gibi yattım. [İnsan kendine malak dememelidir.]
Sana bekle diyemem, zira kimseye bekle demedim.
Sen bu arada şunu dinle bak, süp.
Sonra gidersin.
[tabi ki insanlar sesi açmalıdırlar. hatta eşlik de edebilirler.]
Hadi git.
5.11.2009
Şimdi mesela sevgili günlük, şu şarkıyı dinlerken tam sırtımın ortasından aşağıya doğru bir soğukluk iniyor benim.
Sence bu psikopatlık mıdır?
[Yoksa bel soğukluğu mu var lan bende, töbe töbee]
[len ne güzel şarkı] [ama güzellik gelip geçicidir]
"The Termals - A Pillar Of Salt"
[Artık insanlar ses açmıyor :] ]
Siminya'nın blogunda okuduktan sonra da artık B ile başlayamıyorum iyi mi yazılara, algida seçiciliği oldu bende. Acilen bundan vazgeçmem lazım.
Edüt: Yoo baktım da yani öyle fazla B ile başlayan yazı yokmuş bende, ah boş yere evham yapmışım. [Sırf evham diyebilmek için edit yaptım. ]
- Bak böyle zaman zaman tek cümlelik şeyler yazıyorum ya alınmıyorsun değil mi?
- Yok ya ne alıncam.
- Yok yani alınıyorsan alınan dosyalarıma bakabilirsin,
- İlkokulu bitirebildin mi sen?
- Hehe komik misin nesin?
- Ben de aynı soruyu sana soracaktım.
4.11.2009
mecazimürsel
:]p
İşte, bu cümledeki "silikon vadisi" tamlaması sayesinde aklınıza gelebilecek her şey için, "burada mecazimürsel yapılmıştır" diyebiliriz. Mecazimürsel böyle bi'şeydir. Sair zamanlarda yapılabilir.
Sosyopat olasım var acayip
Lan ne güzel gece...
[So lo-o-oooooong]
[human error]*
Tavsiye olaraktan; Tabi ki sesi açınız.
(*) Bu dünyadan değil de ondan böyle uzaylı kafası. :]
3.11.2009
Kısa Mesaj
Senden özür diliyorum.
Umarım seni bunca zaman bu karışık klasör içinde unuttuğum için beni affedebilirsin.
Sağol.
Öptüm.
[Bahsi geçen şarkı]
Ott
2.11.2009
1.11.2009
Hayata dair çıkmazlarım var içinden çıkamadığım
Hayata dair kafama sürekli olarak takılan 2 [yazıyla iki] durum var günlük. Çünkü artık iyice manyaklaşmaya başladım.
Bunlardan bir tanesi "DeGol". [yazılışıyla; DeGaulle, okunuşuyla da DöGol] .
Şimdi, Ankara'da Degol Bulvarı [ya da caddesi] diye bir bulvar ya da cadde var, bilenler biliyordur. Fransız devlet adamı bu "DeGol". Hayatta değil tabi şimdi, arkasından konuşmayacağım. Ama bunu duyunca aklıma hep şu gelir.
Aslında bu isme sahip birisinin meşhur bir futbolcu olması gerekmez mi? Düşünsenize bunca zaman Degol isimli bir futbolcunun herhangi bir şekilde meşhur olmamış olması ne büyük talihsizliktir. Neden olmamıştır? Halbuki olsa ne güzel olur.
- DeGol,
- DeGol ortasahada topla buluştu,
- DeGol ceza sahasına yaklaşıyor.
- DeGol,
- DeGol kaleciyi de geçti,
- DeGol, DeGol, DeGol,
- DeGoool ve gooooool,
- DeGol'ün golü.
- DeGol kendisinin birinci, takımının ikinci, futbol tarihinin de üçüncü golünü atıyor.
Evet evet, acilen Türk takımlarından birisi DeGol diye bir futbolcu transfer etsin de sahalar şenlensin be ya.
Kafama takılan ikinci durum ise "Jet Li".
Bu Jet Li gerçekten jetli mi?
Var mı bu adamın jeti falan? Gerçi yoksa niye jetli desinler ki, jetsiz demeleri gerekirdi o zaman, yani jeti yoksa. Demek ki var. Karbon ayak izi de devasadır o zaman bu adamın. Vay çevre düşmanı. Öyle çıkıp iki üç hareket yapıp iki üç adam pataklayınca adam oldu düdük.
:]
Soğuk duş
Bazı şarkılar ağır geliyor, çok pis koyuyor.
Hani böyle dalağına çatal saplanır da sağa sola çevrilir ya, aynı öyle.
[Aman yapma.]
"Ryan Adams & The Cardinals - If I Am A Stranger"
[Zaten İstanbul'da yağmur var.]
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
