28.02.2010

Sinirli Sorumlu Blog Yazısı

Lan sevgili günlük, şu güzel ülkemde insan hayatının hiç değeri yok lan, ne boktan bi' mantalite.

Geçtiğimiz günlerde, ya da haftalarda ateveanahaber'de bir haber dinlemiştim. Öyle, nadiren haber dinliyorum. Abi adamcağızın bi' tanesi, yemek sonrası, gitmiş rahatlamak için meyveli soda açmış ve içmiş, daha sonra mide karın ağrısı şikayetleri falan başlamış adamda, karnı morarmış falan, hemen acil ambulans falan derken adam Hakk'ın rahmetine kavuşmuş. Ölmüş oğlum adam ölmüş.

Nedeni ne? Adamın içtiği meyveli sodanın içinde %14 (yazıyla yüzdeondört) oranında hidroklorik asit (HCl) varmış. Yahu "ohhhaaa" demekten kendini alamıyor insan. (yüzdeondört kaç lan?)

Şimdi endüstriyel bi' insan olarak, üretim tekniklerini, kalite standartlarını, ıdıları bıdıları az çok bilen bi insan olarak, hangi üretim toleransınız bu amcanın hayatını geri getirebilir diye sormak istiyorum o maden suyunu üreten firmanın temsilcilerine, hiçbiri tabi ki.

Gerçi bizim angut haber kanallarımız da bu işin üzerine gidip, bu amcanın ailesinin akıbeti ne oldu, bu firmaya herhangi bir yaptırım uygulandı mı, diye takip bile etmediler. Üretim müdürü ile yönetim kurulu başkanının ölüme sebebiyet vermekten 6 yıla kadar hapsi isteniyormuş. Bi' adli yargı sürecidir gidiyor.

Valla bana kimse Freşa içiremez bu saatten sonra. Adamların sitesine girdim, herhangi bir mesaj, herhangi bir açıklama bile yok. Ayıptır ya. İşte görmek istediğimiz sorumlu üreticiler bunlar.

Neyse. Yazık.


Sevgili günlük bak ben bu şarkıyı çok severim.

Şşşşşi...

Şşşşşşşihhhhhh...


http://fizy.com/s/17p5ty (sağtıkyenisekmedeaçdadinle)



27.02.2010

isimfiil


Işık mı şık duruyordu gözünde,
İsim mi sim gibi parlıyordu gülüşünde,
Bilemedim.

Kim bilir?

Belki de, aslında, sadece,

Işık mışık,
İsim misim di

Herhangi.


--------------------------------

"In Flames - Superhero of the Computer Rage"

öyle işte bazen

Sevgili günlük,
Oturmuş sabaha karşı 04:31'de bilgisayarın başında şarkı dinliyorum.

Bazen salak olduğumu düşünüyorum.

(online dosya depom syntax error'lar veriyor yine, her şey bi' ayrı saçma.)


"Caroline Liar - I'm not over"

26.02.2010

Müt.

Mütemadiyen burnuma damlalıkla tuzlu su damlatıyorum.

Böylece hem burnum açılıyor, hem de kendimi denizden yeni çıkmış gibi hissediyorum,

Oleey ne saçma.

:]


ıhlamur lazım

Günün anlam ve önemini şarkı sözlerinden çıkaran saçma bir ruh hali içinde sana şunu söylemek istiyorum günlük;

"Şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyor...
Çünkü hastayım."


25.02.2010

Fizy'ksel çıkarım Vol:10

Ahahaaaaooooo...
Delirmeye 3 kaldı sayın seyircilerrr...

http://fizy.com/s/152jkt (sağtıkyenisekmedeaçdadinlehişthadi)
http://fizy.com/s/152jkr (yokonubeğenmedimbidebunabakayım)

"Mushroomhead - 43"
iyi geceler günlük, geri gelicem...

23.02.2010

Hocam bunlar gerçek hayata nerede karşımıza çıkar? Vol:1

Sevgili günlük sana bugün özellikle köprü geçişlerinde kullanabileceğin bir teoremden bahsedeceğim. İsmi "Örümcek Ağı" teoremi.

Pek çok iktisat işletme öğrencisi "İktisada Giriş" derslerinde okurken, "ulan çiftçi değiliz, kabzımal değiliz, biz ne yapalım örümcek ağı teoremini" sorunsalıyla yüzleşmiştir. Ki doğrudur da, çiftçi değilsinizdir, kabzımal değilsinizdir, hatta belki organik bir havuç bile yiyemeyeceksinizdir ömrü hayatınızda.

Ama organik sebze yiyemeden, gidip ilk maaşınızla bi' arabanın taksidinin altına da yatacaksınızdır. Büyük ihtimalle de işinizle eviniz aynı kıtada olmayacağı için (özellikle İstanbul'da) her gün köprü geçişlerinde hayat sizin için biraz daha çekilmez olacaktır.

İşte o zamanlarda sallamadığınız "Örümcek Ağı Teoremi" köprü geçişlerinde çok önemlidir. Çünkü;

Bilindiği üzere köprü geçişlerinde özellikle akşam dönüşlerde 18:00'den sonra, karşı şerit açılarak, köprü 4 şeritli hale getirilir. Ancak "karşı şeride girsem mi, girmesem mi, ulan köprünün ortasında şerit tıkanır da sap gibi kalırsam, yanımdan geçenler bana korna falan çalıp dalga geçerlerse, anaam ben n'aparım" korkusuyla, köprünün standart tarafından gitmeye devam edersiniz.

Artık bunlara gerek yok. Açıklıyorum;

Öncelikle ilk gün köprünün standart şeritlerinde gitmek zorundayız. Evet köprüyü geçerken de, bir taraftan ek şeride bakıyoruz, ek şeritte köprünün ortalarına kadar tıkanmadan rahat bir şekilde geliniyorsa ve devamında da aynı hızla ilerleniyorsa, biliniz ki ertesi gün köprünün ek şeridi tıkalı olacaktır. (Çünkü herkes sizin gibi düşünecek ve "ulan keşke ek şeritten gideydim, yarın ek şeritten gideyim." diyecektir.) Tam tersi ek şerit tıkalı ve ilerlemiyorsa, ertesi gün rahat ve akıcı olacaktır.

Artık köprünün ek şeritlerine ne zaman girip ne zaman girmeyeceğinizi biliyorsunuz. Hem de bir gün önceden.

Kim demiş teoremler işe yaramaz diye. :]

Tipik


- N'aber?
- Yaşıyoruz işte.


pardon bi'şey mi dedim?


Ya günlük, şöyle durup bi' an düşününce...
...aslında ne kadar saçma.


22.02.2010

itiraf

Ne amaçsız ve boş bir haftasonuydu...

Dur lan dur, bi' şarkı ekliyim de öyle gideyim.
Ne gerek varsa...

Tam da pazartesi sendromuna uygun bi' şarkı.
Aç aç son ses dinle...


:]

21.02.2010

Hayat kurtaran tüyolar :]

Sevgili günlük seninle bugün ağır konulardan bahsedeceğiz, bu nedenle hazır ol. Pek çok durumda insan ne yapacağını bilemediği için saçma haller içine girebilir, normalde hiç yapmadığı şeyler yapabilir. Gerek yok. Çaresi bu yazımızda.

Rüzgarlı havalarda ne yapacağıma karar veremiyorum?

Mesela ilk olarak, "rüzgar". Rüzgarlı havaların en güzel yönlerinden bir tanesi de günlük, insanın özgürce osurabilmesidir. Evet. Şuursuzca osurabilme özgürlüğü. Çünkü hava rüzgarlı olduğu için sesli de osursanız sessiz de osursanız kimse farketmez. Deneyin bunu. Rüzgarlı bir havada, hiç düşünmeden sesli sessiz fart fart osurabilirsiniz. Kimse farketmez. Hiç kasılmaya tutmaya gerek yok. Salın içinizdeki kötü hisleri. (Tabi bunu yaparken doğaya metan gazı saldığınızı da unutmayın. Küresel ısınma, ok anladınız siz onu.)

Şu otobüslerdeki karşılıklı koltuklar tam bir dert.

Bu yazımızdaki ikinci önemli konumuz da otobüslerde karşılıklı duran 2'li koltuklar hakkında. Hem yeşil doğal gazlı süpersonik Merso'larda, hem de Şişli'ye giden 2 katlılarda bu koltuklardan vardır. (Şişli'ye gidenlerde alt katta arkada.) Metrobüslerde de var galiba. ok nysne. (Bak bu "neyse ne"nin kısa yazılışı, neysne.) Bu koltuklarda karşınıza güzel bir kadın (erkekler için) ya da yakışıklı bir erkek (kadınlar için) oturduğunda öyle bodoslama öküz gibi karşı tarafa bakmaktan çekinirsiniz. Nereye bakacağınızı şaşırır, elinizle kolunuzla oynar, sağa sola bakar, uyuyor taklidi yapmaya başlar ve bilumum saçma harekete girişirsiniz. Bunların hiçbirine gerek yok. Cam kenarındaysanız, (özellikle akşamları) sadece camdan dışarı bakmanız yeterli. Çünkü camdan dışarı bakarken aynı zamanda cama yansıması düşen güzel yaratığı kesmiş olacaksınızdır. Bir tehlike durumunda "camdan bakıyorum ne var, sana bakmıyorum ki" mottosundan da faydalanabilirsiniz. İyi olur.

Toplum içine girişlerde zorlanıyorum.

Üçüncü olarak da, aslında bu sosyal bi' durum, herkesin başına gelmeyebilir, ama gele de bilir. Topluluk içine sonradan katılma durumu. Ya da herhangi bir toplantıya ilk önce gitme sendromu. İnsanı kasım kasım kastıran iki durumdur. Mesela bir kokteyl. (Ahaha ulan duyan da kokteylden kokteyle gezdiğimi düşünecek. Evet geziyorum. Yok lan şaka.) İkisini de ayrı ayrı inceleyelim. Ama kokteyl demeyelim buluşma diyelim. Yok lan buluşma da demeyelim, kokteyl diyelim genel olsun.

Lan bu arada dışarıda ne güzel bi' hava var. Neyse.

Herhangi bir kokteyle herkesten önce gitmişseniz, (ki ben genelde gidemem) yapılacak şey, öyle mel mel ortalarda dolaşıp, sanki oralardaki bir elemanmış, kontrole gelmişmiş, sağı solu kolaçan ediyormuş gibi dallamalıklar yapmamaktır. Yapacağınız şey, garsonlardan birini yakalayıp, sizden kimseler gelip gelmediğini sorduktan sonra, masanız varsa masanıza geçip oturup bir kahve söylemektir. Bu tip durumlarda WiFi'li ya da 3G'li telefonlar çok işe yarar. Sanki gerçekten önemli bir işiniz varmış gibi internete girip, maillerinize falan bakar, blogunuza, ff'inize, twitter'ınıza bi'şeyler yollarsanız etrafınızdaki insanlar tarafından hem geek'likler hem de cool'lukla itham edilirsiniz. Bu da sizi birileri gelene kadar idare eder. Birileri geldiğinde de o birilerinin gerçekten samimi olduğunuz birileri için dua etseniz iyi olur. Çünkü kaknem biri gelirse ortamı sıçırtabilir. Ama olsun sizin cep telefonunuz var, nazikçe izin isteyip, iş yerinizdeki önemli bir raporu göndermekte olduğunuzu söyler ve o gelen dingilin de gözünde ayrı bir yere oturursunuz.

Topluluğa sonradan katılma ise daha farklı bir durumdur, girdiğinizde herkes gelmiş, kaynaşmış, hatta masanın üzerinde dansa başlamış falan bile olabilirler. Böyle bir durumda sanki zaten oradaymış da, bütün herşeyi yaşamış gibi bir tavır takınmak en iyisidir. Herkesle tokalaşıp kucaklaşana kadar zaten yarım saat geçer. Bir yandan tokalaşırken bir yandan da insanlarla ilgili yorumlar yapmak oradaki kalabalığın size olan ilgisini arttıracaktır. Vaay kızım ne kadar zayıflamışsın, olm bu ne yakışıklılık, naber işler nası, geçen seni istiklal'de gördüm ama yetişemedim ya arkandan da bağırmayayım dedim, gibi kısa beyaz yalanlar insanların size ilgisini arttıracaktır. Herkesle öpüşüp koklaşmayı bitirdikten sonra yerinize geçip oturduğunuzda ise ilk olarak birilerine bi'şey söyleyip konu açmaya dikkat edin, yoksa bu girişiniz tamamen ortamın ezici gürültüsü altında yok olup gidecektir. Sonrası malum zaten, 2 saatten sonra, bitse de gitsek.

Evet, artık sosyal hayat sizin için daha güzel... :]


"Snoop Dog & Jermain Dupree - Get Down On It"

Lost Demand


Ayrılırsak daha çabuk buluruz...


"Shadows Fall - Inpiration on Demand"

20.02.2010

Messai'ler

Sevgili günlük, sana mesaiden yazıyorum.
Evet.

Ve tekrar dediğimiz gibi, "Messai'ler çok çalışkan bir kabiledirler."

(Ama tabi onların da evleri vardır, artık evlerine gidiyorlardır :] )

18.02.2010

Pas verecek arkadaşını aradığğ!


Pas verecek arkadaşını aradıığğ!!!...


Ne kadar zamansız biten bir cümle.

Hisset şimdi o futbolcunun halet-i ruhiyesini.
Top ayağında, pas verecek arkadaşını aradın. Yok.
Aha, al sana ukde.

Pas veremedikten sonra top ne işe yarar?


_________________________

Buradan sonrası müzik dostları içindir.

Sevgili müzik dostları, online dosya depom syntax error'lar verdiğinden kelli, hâlâ fizy'nen takılıyoruz.

Buyurunuz dinleyiniz.

"Shadows Fall - Forevermore"

__________________________

Buradan sonrası Taksim'in artık eski Taksim olmadığını düşünenler içindir.

Sevgili Taksim'in artık eski Taksim olmadığını düşünenler, yemeyin bizi. Sizin şu anda internetin i'sinden bile haberiniz olmadığını hepimiz biliyoruz, haliyle buraya yazılanları da okumanız imkansız görünüyor. O yüzden bırakalım da Taksim kendi keşmekeşinde saçma yaşantısına devam etsin.

___________________________

Buradan sonrası, kendim içindir.

Yat. Uyu.

___________________________

Buradan sonrası da içsesimdir.

Ok.

17.02.2010

Menol

Günlük, naber?

[Not: Bu paragraf yazı bittikten sonra yazılmıştır. Uyarı niteliğindedir. Genel anlamda çok saçma, gereksiz ve anlamsız bir yazıyı okumak üzeresiniz. Yazarın genel haftalık birikimini en saçma ve şuursuz haliyle ardı ardına rastgele cümlelerle anlattığı bu yazıyı okumak, sizin ya da varsa sevdiklerinizin algılarında onarılmaz hasarlara sebebiyet verebilir. Hala vaktiniz varken kaçın kendinizi kurtarın. Bakın X orada yukarıda. Kimine göre sağ, kimine göre solda.]

Sol gözüm ağrıyor çok saçma bi' şekilde. Sağ ağrımıyor mesela. Günde 12 saaaaat (bak saaat diye yazıyorum ki, uzun bi süre olduğuna vakıf olalım diye, 12 saaat uzun bi' süre çnük. Bu da çünkü aslında.)

Gidesi geliyor insanın bazı bazı. Bak ne saçma. Yıllık iznimde şuraya şuraya gitmeyi planlıyorum. Yıllık izin ne lan? İnsanın gidesi geldi mi yıllık iznini bekler mi? Gidesi gelen insan gider. Demek ki aslında gidesin gelmemiş. ya ne saçmalıyorum ben.

Baştan. Silmeye bile mecalim yok. Hazır imsak varken gezmek lazım sevgili günlük. Kutuplarsa Kutuplar, Mozambikse Mozambik, Abu Dhabi'yse Abu Dhabi. Basıp gidebileceksin abi, hatta gittikten sonra arayacaksın, abi ben Sri Lanka'dayım, bir hafta yokum, yıllık iznime sayarız. Bak gene yıllık izin.

Bir hikaye vardı hani, adamın biri yatmış, açık denizde batmış. Yok o değildi. Adamın biri kazmış karısı enkaz. yok bu da değildi ki zaten çok saçma oldu. Sanki diğeri değildi.

Sol gözüm ağrıyore, baktım da daha önceden de böyle ağrıdığı zamanlar olmuş sol gözümün, demek böyle zaman zaman ağrıyor sol gözüm benim, otomatik sistematik ve periyodik.

Ha, ne diyordum, abi yok aslında tatile falan ihtiyacımız, işimiz gücümüz uğraşıyoruz falan, haftasonu bile yeter insana, Cuma'dan. Çünkü Cuma günün akşamından başlayan haftasonu tatili insana daha uzun gibi gelir. Bunu biliyoruz. Geç. Daha yeni bi'şeyler söyle. Duyulmamış bi'şeyler söyle.

Bomostipograteknermatik. Bak hiç duyulmamış bi'şey.

Dünyaya basılı bi' eser bırakmak lazım abi. Kitap yaz, çeviri yap, araştır geliştir, web sitesi yap, insanlara faydalı falan ol. Yok. Ot gibi yaşıyoruz. Ölecen gidecen, soracaklar, ulan o kadar yıl yaşadın bi' skim icat ettin mi? Yok. Bi' insana bi'şey öğrettin mi? Yok. Bi' faydalı bi'şey bıraktın mı? Yok. Naptın? Pizza falan yedim. Aferin iyi bok.

Neyse konudan sapmayalım. Ahahaha ne konusu lan. Konu monu diyorum bi'de.

Kafa bir.
Altı sıfır atıldıktan sonra.
Sol gözüm de ağrıyor.
Sağ gözüm de kıskanıyor.
Elimde bir bardak demli çay,
Bakıyorum öyle titreyerek istikbalime.
Şu koskoca parlak ekranda arıyorum,
Ne arıyorsam.
Ondan belki de, sol gözüm ağrıyor.
Sağ serbest.
Ve içimden diyorum,

Bunları düz yazı şeklinde yazsam bir paragraf olurdu, alt alta yazdım şiir oldu. Ahahaha, şiir dedi. Evet. Serbest nazım. Çok serbest. Zaten şiir de sevmem hattızatında.

Başlıksa tamamen konudan bağımsız.

Sevgili günlük, bu aralar kafakontak haldeyim, 12 saaaat bilgisayar başında durmaktan ve bi'şeyler yazmaktan sana bi'şeyler yazamaz oldum, Beni affet, biraz idare et, kendine de dikkat et. Elbet geçer bu günler, kavuşuruz yine seninle o eski günlerdeki gibi saatlerce dertleşip, saçmalarız, o zaman kadar... Aa dur lan, bu arada iPod touch alırsam girerim lan ben sana ondan, valla. Bak o zaman daha sık görüşürüz. Aldatma beni. Hoşçakal.

Not 2: Bak yukarıda notu okuyup da buraya kadar dayanmış olan sen çılgın insan. Al bu şarkı sana gelsin. "Bloc Party - Signs" Var sende de delilik emâreleri. :]


16.02.2010

iç huzurum bozuk

Sevgili günlük, hişş bak dur, valla biraz kafayı toparlıyayım yazıcam, valla yazıcam, çok deli geliyorum. Ama biraz dur hele. Seni unuttum sanma. Başkasıyla da aldatmıyorum seni. Aldatsam söylerim.

Bu arada friendfeed. Evet.

Bak sen benim tek aşkımsın. Al sana şarkı. Ben gelene kadar bunu dinle:

http://fizy.com/s/16jx2d (M.Coco'ya yine süperözel saygılar gidiyor. Bu şarkıyı görmeme neden olduğu için)


14.02.2010

sevgili sevgililer günü

Sevgili günlük.
Sevgili Lergü'nün kutlu olsun.

Al bu da sana hediye.

"Bullet for my Valentine" söylüyor, "Her voice resides" diyor.
Ah pek mânidar.

http://fizy.com/s/18og8k (disarmayfaynılvördstuyu)

thaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!

13.02.2010

direktan saşmalıyprı

ya günkü ljk acayip defrawcan cabım sıkın ahatta o dewerece klayveye basdfkmı için bikle urağşamyıroum öyel ne gelitedas, moniteme de bakmıyoerum acayip bi ruha abil içineyim, oof of, kolumu bile kalrıcak mecaşm yok. ne acaip bi durum.

garip bi gdurum aslınaf normaldfe buöt le olmaz hiç. ya da bötyle olssa bda yatar uyuymi, açaq nuıgn uykumn da yok, şöyle ağız dolusalu saçmalsam yanımda biri olsa, o da yok. msn e bakosdn orada dakimeyok, ne bu ya bi cuma gecei inasan msnde oturum mushsenbbe edenmmezi mi kimeryleç. lan ne acayip. uykum var lan benim, kadfabimioyosn atren.

giteinben.

http://fizy.com/s/16s65d (akustikmeraklılarıiçinözelgetirttik)

12.02.2010

Fizy'ksel çıkarım Vol:9

Bak ya gece gece şimdi. Lambam da istifasını vermiş, s*ktir olup gitmiş afedersin, hiç niyetim de yok ilgilenmeye. Simit florasan işte ne olacak. Kafa yine bi' dünya halde, noktalama işaretlerini nerelerde kullanacağıma bile dikkat etmiyorum, misal; alakasız: zaman zaman, nadiren de.

Yine gereksiz bir giriş paragrafından sonra seninle beraberiz günlük. "Sosyolojiye Giriş" diye bir kitap gördüm bugün, sosyoloji 1.sınıf öğrencileri alıyor. Peki 4. sınıfta da "Sosyolojiden Çıkış" diye bir kitap alıyorlar mı? [Kıhkıhkııyk]

Bu girişlerin bi' çıkışları da olmalı. Yoksa hep Sosyolojide kalırlar alimallah. [Ne zaçma şeyler yazıyorsun sen böyle kuzum, bi'de şarkı ekleyip çıkacağım diye girmiştin, seni gidi going to go to work at least indeed yat zıbar.]

Yıllar boyu yaptırdığım akademik tıraştan dolayı şunu açık ve seçik söyleyebilirim ki günlük, hiç bir giriş dersinin çıkışı yok. [Bak bu çıkar gerçek hayatta, sorarlar bunu.]

Neyse. [Neyse diye de yazı mı bitermiş?] aslında ben şu an kendime ipodtaç aldığımı düşünüyor ve 30 dolarıma kıyıp ona bi'de armband [kolbandı demek bu] almayı istiyor, ipodtaç'ımı koluma takıp sevgili gibi nike+ uygulaması eşliğinde koşturacağım günleri hayal ediyorum.

Neyse. [Neyse diye de yazı mı bitermiş?]

Neyse.

Ian Carey, tüm nostalji meraklıları için söylüyor: http://fizy.com/s/1ahdm5
"Ian Carey - Keep on rising" ya da çalıyor mu demeliyim?

Hadi hadi iyisin iyisin iyisin. Bak bu kıyağı Mozambik büyükelçisi gelse yapmam, bi' postta iki şarkı birden.
"Puddle of Mud - Away from me"

uuu çok gizemli

Layyn, odamın ışığı aniden söndü gitti, açılmıyor da. Anaa tedirgin oldum valla bi' an için.

11.02.2010

Runn

En son ne zaman birisiyle yarıştın günlük?
Öylesine. Sırf koşmak için gücünün sonuna kadar.
İyice yorulana kadar.

Benim çok uzun zaman oldu. :[

"Papa Roach - Never Enough"

Fizy'ksel çıkarım Vol:8

Oooooeeeeeeeyyyyyy...

Evet sevgili günlük, bu yazısız geceyi de şu nadide sultanla bitiriyoruz.
Ahahaha, bugün ölmüş bile...

http://fizy.com/s/152e5l

"Shadows Fall - Enlightened by the cold"
(Güzel şeyler kısa sürer mottosundan hareketle söyleyebilirim ki, bu şarkı da güzel.)

10.02.2010

Fizy'ksel çıkarım Vol:7

In my office...


Sevgili günlük, bu aralar şarkılardan gidiyoruz idare ederimasu. Olmadı idare ederlezi. Takıl kafana göre.

"Fink" tüm işkolikler için söylüyor: "Biscuits for breakfast"

Diyalog

- Sana masum olduğumu söylesem inanır mıydın?
- ...Evet.
- Ama değilim.

Fizy'ksel çıkarım Vol:6

Tell my ghost...

http://fizy.com/s/16okl0 (sağtıkbağlantıyıyenisekmedeaçkidostluğumuzbakikalsın. şakalanşakabananenerdeaçarsanaç...)


Sevgili günlük, ben bu akşam Gamer'i izledim. Hem de fuleyçdi. (FullHD)

Film için süperteşekkürler cineMelke'ye gidiyor. (Harici diskimde öööyle aylardır yatan bu eseri şu yazısında hatırlattığı için.)

Gitti.

Bitti.

8.02.2010

Fizy'ksel çıkarım Vol:5

"Dün aslında yarın değil miydi?"

Sevgili günlük, giriç cümlemden de göreceğin üzere ya da okuyacağın, daha henüz normal şartlar altında 22,4 litreye varamadım. Zaten giriş de yazamamışım farkettim de giriç yazmışım. Girinç.

Varamadım vay ben ölem varamadım, olduramadım da vay aman ben nideyim, ben niğdeyim, gibi naralar ataraktan ağıtlar dökecek değilim. Niğde miğde değilim.

Sana şu anda vinampımın şafılından koparak koparak gel bana gel demek istiyorum, ve diyorum ki; vinampımın şafılından koparak koparak gel bana gel. Gel baa gel. Gel baa gel bostana gel.
http://fizy.com/s/1879n7 (sağtıkyenisekmedeaçadamıayaretme)

Let mi?
Let.

7.02.2010

Fizy'ksel çıkarım Vol:4

Sevgili günlük blog şeysi, bu aralar kafamda başka şeyler gezindiği için sana fazla zaman ayıramıyorum. Hayır bitlenmedim. Ama yazıcam merak etme, Biraz bi' toplarlıyım de düşüncelerimi.

Neler oldu, kablosuz modem aldım bi tane, artık salondan da, mutfaktan da, balkondan da evin bilumum köşelerinden internete bağlanabiliyorum. Ancak bu aşırı mobilite algımın bozulmasına ne yapacağımı bilemez bir halde oradan oraya savrulmama neden olmaya başladı. Fena bi' durum.

Kafam kaşındı bak şimdi bit mit deyince, lann?

Hiç bi'şey yazasım olmayarak (nedemekse?) başladığım şu zorlama postu bir an evvel bitirip yatıp uyumak istiyorum. Yarın da okullar falan açılıyormuş, trafik de bir o kadar kapanır artık.

Başlığı değiştirmeye üşendiğim için şunu (şu aşağıdadır) ekliyorum ki, manyak bünyelere bir nebze faydam olsun.
http://fizy.com/s/1dexts (Şşşşşş, çok sessiizzz, uyarmadı deme.)

Heyy!!!

Fizy'ksel çıkarım Vol:3

Güya canım sıkılıyordu... :]

M.Coco'nun blogunda gördüm de apardım hemen.

http://fizy.com/s/16kdkk (sağtıkyenisekmedeaçkibusekmekapanmasınoldumu)

(Kendisine teşekürü borç...)

Sıkıcan

Sevgili günlük, gece gece seni rahatsız etmek istemezdim, ama can sıkıntısı işte n'aparsın?

Sana bi' şarkı ekleyeyim de yatayım.



Can sıkıntısı işte n'aparsın?

Neyse yarın sabah görüşürüz, umarım.
Neyse koyuz.

6.02.2010

Fizy'ksel çıkarım Vol:2

Buralardan toplanıp giden Wolf'anımımıza özel bir Fizy'ksel çıkarım geliyor... Uğrarsa tepe tepe dinliyor...

http://fizy.com/s/16qpe1 (Sözün bittiği yer mânâsında... :] )


2.02.2010

Hı? Nedir yani?

Yahu günlük, yıllardır bilgisayar kullanırım, yıllardır internet kullanırım, yıllardır bi'şeyler google'larım... (bu tabire de gıcık olurum hee, niye kullanıyorsam, neyse.) [internet kullanılır mı ki hem?]

Farkettim ki, Google'ın "Kendimi Şanslı Hissediyorum" butonu benim için hiç bir şey ifade etmiyor. Şimdiye kadar bu butona hiç basmadım.

Kendimi şanslı hissetmiyor muyum lan ben?

Google'a mı sorsam?

1.02.2010

Fizy'ksel çıkarım Vol:1

Ahahahaoo, sevgili günlük, bundan sonra sana "Fizy'ksel Çıkarım" diye bi bölüm ekliyorum. Çünkü filestorage'im doldu dolacak. Bu yüzden bazı şarkıları Fizy'nin geniş arşivinden şeyetmeyi uygun buldum. Aferim bana.

http://fizy.com/s/19tems (Sağ tık, yeni sekmede aç.)

"32 Leaves - Waiting"

Löst...





bizibozmaz.com'dan aldığım habere göre, lost'un 6. sezonunun ilk bölümü 2 Şubat'ta Amerika'da yayınlanıyormuş.

Lan bugün 2 Şubat değil mi?!!!

Ahaha dur lan helecan yaptım, yarınmış.

(Löst'e tıkladığınızda ilk bölümün ilk 4 dakikasını izleyeceğinizi vaat ediyorum.)