30.05.2010

Rüyam high roll'sun

Olm iki üç haftadır fultaym rüya görüyorum. Hayırdır inşallah. Normalde rüya gören bi' insan değilimdir ama du' bakalım.

Dün geceki rüyamızda sevgili günlük, Adana'dayız. Biliyorum, çok saçma gelebilir, çünkü hayatımda sadece 1 kere gittiğim bir şehrin orta yerindeki parkı bu kadar net rüyamda hatırlıyor olmam beni cidden sabah uyandığımda bayağı ürkütmüştü. (Yok lan ne ürkücem :] )

Sülalecek toplanıp Adana'ya gitmişiz, şimdi tam nerede olduğunu hatırlamamakla birlikte, kapalı bir stadyumun karşısında bir park vardı sanki, tam yerini bilmiyorum, etrafına yüksek lüks apartmanların olduğu, içinde palmiyeler, fıskiyeler falan. Zaten gerçekte gittiğimizde de o parkta bir turlamıştık sülalecek Japon turist modunda. İşte o parktayız.

Sonra efenim halamın oğlu geliyor uzaktan, bakıyorum bi' farklılık var, lan saçları var. Anaa ne saçı ya bunlar, yoktu saçları bu abimizin. Abi hayırdır falan diyoruz, ektirdim diyor. Lüle lüle saçlar. Hey maşşallah diyoruz, sonra hadi gidiyoruz diyor, nereye gittiğimizi bilmeden yola düşüyoruz. (Bu olayın gerçek hayattaki yansımasında Yüzevler Kebapçısına gitmiştik, ama hala oğlu yoktu, ne alaka şimdi.) Sonra da mutfaktan gelen çay kaşığı şıngırdamalarıyla uyanıyorum.

Gördüğümüz kadarıyla hiçbir anlam bütünlüğü olmayan, neye delalet ettiği de tam olarak anlaşılamayan bu gariban rüya için sevgili bilinçaltıma yüzevlerce kere teşekkür ediyorum. :]

Haydi Türkiye örovizyonu biz de... şşş!

Lan sevgili günlük, bugün oturduk ailecenek örovizyonu izledik. Zaten biz genelde oturur izleriz. Ayakta izlenmiyor çok uzun sürüyor zira.

Demet Akalın yeni şarkı yapmış bu arada. Okan Bayülgen'in dediğine göre yabancı bi' DJ'den apartmaymış. Çekin ellerinizi çekin diyor. Hehe komik geldi. Güldük.

Aha bir sivrisinek! Lan olm sizin mevsiminiz geldi mi? Nereden çıktın şimdi. Dayanamıyorum arkadaş, şu sivrisineklere uyuz oluyorum yeminle.

Neyse, ne diyordum, hah, oturduk örovizyonu izledik ailecenek. Pek güldük pek eğlendik. Eyfalyellayökül ya da her neyse, ulan kadın bütün açık büfeyi yemiş gibiydi yarışmadan önce. İspanya iki kere yarıştı. Ermenistan güzeldi. Almanya da güzeldi bak şimdi beğendim ben şahsen kendim bizatihi. Sonra 2. olduk. Milletçe sevindik. Hobareey falan.

Şimdi sevgili günlük, bu arada hani biz bu örovizyonu milli bir mücadele gibi görüyoruz ya devletçek? Çok önemli ya kazanmamız falan? Hani her seferinde bu da mı gol değil, onlarınki de şarkı mıydı, yok arkadaş bu işler kesin diplomatik, komşu komşu huu falan modlarındayız ya hep? İşte artık örovizyonu nasıl kazanacağımızı buldum ben! Madem ülkemin böyle hayati bir sorunu var, bu konuda bi'şeyler yapmalıyım diye düşündüm ve bir fikir geliştirdim. [Ebek oldukça deliyim. :) ]

Örovizyonu kazanmak mı istiyoruz? O halde...

Sevgili devlet. Burada anlatacaklarım burada kalsın lütfen, fazla dallandırıp budaklandırma. Başka devletler başka ülkeler duysun istemiyorum. Sırf sana söylüyorum bak kıymet bil.

Örovizyonu kazanamıyor olmamız bir sorunsa, öncelikle soruna neden olan faktörü netleştirelim. Oy! Başka ülkeler bize oy atmıyor. Değil mi? (Tamam yahu dur duygusala bağlama hemen.) Onlar oy atmıyorsa...

Örovizfon!

Atacak birileri elbet bulunur. Nasıl mı? Yapacağımız şey çok basit. Önce bir fon kuruyoruz. Örtülü ödenek mantığında. Kamu oyunun bilmesine de gerek yok. Hişş. Adını sen koy. Al öneri: Örovizfon.

Bu fona topladığımız paralarla, oy gönderilen ülke sayısı kadar personel istihdam ediyoruz. (Misal bu yarışmada 24'tü.) Hatta personel istihdam etmeye bile gerek olmayabilir. Çaycı çorbacı 24 kişi toparlıyoruz kamu kurumlarından. Bu arkadaşlara 3'er tane çift hatlı cep telefonu zimmetliyoruz. Ve ilgili ülkelerde otel rezervasyonlarını yapıp, gidiş-dönüş uçak biletlerini alıp, ceplerine harcırah koyup yarışmada adı geçen ülkelere yolluyoruz.

Bu elemanlar ilgili ülkeye gittiklerinde, ülkedeki servis sağlayıcıdan 6 tane hat alıp, telefonlara takıyor. Yarışma saati geldiğinde mesajları yağdırmaya başlıyor. Otomatik mesajı var, toplu mesajı var, grup mesajı var, varoğluvar, onların eğitimini sen verirsin elemanlara.

Bir de kendi ülkemiz tarafı var tabi, küçük bir kamuoyu yoklamasıyla, vatandaşı hiçbir ülkeye oy atmaması konusunda uyarma işi de sana kalıyor artık. Milli duygular, 1.2TL mesaj ücreti falan, artık sen bi' konuşma planlarsın. Biraz da reklam. Zaten mantıklı insan biraz düşünürse başka şarkılara oy atmanın ne kadar manasız olduğunu kavrayacaktır bence. :]

Sonrasını anlatmıyorum. Ama dediğim gibi, bak bloga tüm dünyadan giren insanlar var, konuyu fazla dallandırıp budaklandırmayalım tekrar söylüyorum, bu burada geyik şaka yazısı gibi dursun, sen yapacaklarını yaparsın gizliden gizliden. Takıldığın yer olursa cepten ararsın beni. Göreyim seni. Bu şekilde bir motivasyonla kaybetmemiz imkansız. Haydi Türkiye, kazanabiliriz!

:]

Bu şarkı da benden tüm kamu çalışanlarına gelsin...
"Puddle Of Mudd - Psycho"

29.05.2010

Mahjong mahjong bilmem

Mahjong'u bitirdim az önce. Oyun bana not olarak yukarıdaki ekranı çıkardı.

"Her şey monosodyum glutamatla daha iyi", de,
"monosodyum glutamat" derken?

Bir de şanslı numaralarım varmış. Onun tahlilini sonra
yapacağım. :]

(Sıkıntıdan böyle boş işlerle uğraşıyorum işte günlük...)

28.05.2010

Ben dün ünlü gördüm

Sevgili günlük, gün geçmiyor ki yine yeni yeniden bir ünlü görme mesaimden vazgeçmeyeyim ve olur olmaz yerlerde ünlü görmeyeyim. [Nası' giriş ama?] (Sıradan)

Dün akşam iş çıkışı Ekvator'da oturmuş biifrap'larımızın gelmesini bekliyor ve bir yandan da biraz evvel getirdikleri hamburgerlerin kesin yanlış sipariş aldıkları için geldiğini ve biifrapların da te ebesinin nikahına kadar gelmeyeceği konusunda ciddi bir fikir alışverişinde bulunuyorduk.

O arada, aha, o dane? Dane? O da ne? O da kim? Baktım sokağın yukarısından duraklaya duraklaya birisi geliyor, tanıdık bir sima, evet evet, bu o, Bulutsuzluk Özlemi grubunun (ki itirafediyorum.co.uk ben sevmiyorum çok bu grubun şarkılarını) vokalisti ve elektro gitaristi Nejat Yavaşoğulları.

Bir göz göze gelir gibi olduk, bi' durakladı, tanıdı tanımadı bilmiyorum (:] lan nerden tanıycak beni) bi' baktık öyle birbirimize bi' an, bi' ulan kalkiyim yerimden bi' elini sıkayım, diye düşündüm, sonra yok ya dedim, biifraplar gelecek lan birazdan dedim, arkadaşa döndüm, lan olm sen seversin bu adamı git bak bi' elini sık tanış falan dedim, napıcam, kalkıcam gidicem, meraba ben sizin hayranınızım dicem, adam da bana hıı ne güzel dicek, ee sonra, geri gelecem, bunun için mi yani falan dedi, haklı geldi öyle düşününce, zaten o arada Nejat'la aramızdan geçen buzlu bademciyle sekans koptu.

Sokağın aşağısına doğru giden ünlünün biraz kalbi kırık, biraz da tanınmamış olmaktan dolayı kalbi kırık gibiydi, benimse kanımın açlığından cümle yapısının ağzını yüzünü dağıtarak yazdığımı farketmem biraz zaman alıyordu.

Açım lan! :]

Neler var neler...

Bence bu tuvalet kağıtlarının rulo halinde değil de, hani kapalı silindirik bir kutunun içinden çekilerek çıkarıldığı şekil var ya, duvara monte. Çok güzel icat o bence. Gırgırdan sonraki en büyük icat o.
 
Atarlanmak diye bi' argo var. Arada bi' duyuyorum. Sinirlenmek, sövüp saymak, kafayı gözü dağıtırcasına dalmak istemek manasına geldiğini düşünüyorum, ama henüz tam anlamını bilemedim. Bakmaya da üşeniyorum. Hatta sabah kullandım, "Nie atarlanıosun olm şimdi durduk yere" dedim. [sinirleniyo'sun kıvamında dedim] "yok lan işte canım sıkkın yetişmedi işler" falan gibi bi cevap aldım, sanırım öyle bi' anlamı var.
 
Bu GloriaJeans'lerde, telefon şarj aletleri var ya mesela, onlar çok acayip. Bugün kullandım birini. Lan kilitledikten sonra açmak ne menem bi'şeymiş. Açamadım bi' heyecanladım. Zaten koyarken de ayrı bir heyecanlanmıştım, "lan biz kapadıktan sonra alıp gitmesinler lan bunu" diye, zaten kutunun içine de yazmışlar "Sorumluluk sende, adam ol ayar etme" gibisinden. Neyse. Açacağım açamıyorum, kaldı mı telefon içeride. Hemen oralardan geçmekte olan çilingir garsona fısladım. "Bilader, nasıl açılıyor bu, bi' bakıversen de dostluğumuz baki kalsa" dedim. Adam da tarif etti. Şimdi telefonunu o umumi şarj cihazlarından alamayan tüm dertli vatandaşlar için geliyor. Açmak için; önce C'ye basıyoruz, sonra şifreyi giriyoruz. Sonra da "anahtar"a basıyoruz. Ve klingoo. [Angut kilit açılması efektimsisi.] Hadi bu kıyağımı da unutma Türkiye.
 
:]

26.05.2010

Lan ne acayip

Haberlerde;
- Devlet buna çözüm bulsun...!
- Devlet asker uğurlamalarını yasaklasın..!
diye haykırışlar vardı...

N'apsın devlet?

Siz mal mal toplanıp, arabalara doluşup, trafiğin *mınakoyup, bi' de kaza yapıp 5 kişiyi öldürmeyin diye ne yapabilir devlet? Lan ne acayip insanlar var.

Öyle çok alışmış ki insanlar yasaklarla yaşamaya, yasaklamaya, yasaklatmaya, kendi mallıklarından korunmak için bile devletin yasak koymasını bekliyorlar.

Ne acayip.

Yasaklayalım, asker uğurlamasını yasaklayalım, sokaklarda düğün yapmayı yasaklayalım, maç sonrası sevinçleri yasaklayalım, mitingleri yasaklayalım, her şeyi yasaklayalım.

İnsanları hayvanlardan ayıran tüm yeteneklerimizi hiçe sayalım. Her şeyi yasaklatalım.

Dipsnots: Lan bu arada haberleri izliyorum da, bi' tane mi normal haber olmaz, birisi bi'yeri kundaklamış, birisi birisini doğramış, birisi trafikte birilerini ezmiş, biri otobüsün kapısında sürüklenmiş, bir bir biri birilerine bakar bakar bakar dururum...

25.05.2010

Devil Driver

Şeytan diyor ki; Git. Al bi' tane Windows7 cd'si çatır çatır kur, tıkır tıkır kullan!

Sonra bakıyorum, oha lan kaç para bu windows 7 diyorum. Şeytana uymuyorum.

Çohakıllıyım.

Çok net motto


"Herhangi bi'şey çok iyi gidiyorsa gerçek değildir."

Ooldu o zaman.

Anlık anne iletileri

- Hiç düşünmüyorsun değil mi?
- Neyi?
- Ben olsam düşünürüm işte, hiç düşünmüyor musun nasıl olur diye?
- Ney?
- Bi'şey yapılacaksa o arada başka şeyleri de düşünmek lazım?
- Neyi?
- Nasıl yapılır, nasıl olur, bir düşüne sen onu?
- Ney?
- Bu salona tadilat yapılacağı zaman yan odaya elektriği nasıl geçiririz?
- Yan odada elektrik var anne. Gerek yok oraya elektrik geçirmeye.
- Buradan balkona uzattırıp duvarı deldirip oradan içeriye senin odaya geçirtebiliriz.
- Benim odada elektrik var anne.
- Onu biliyorum, orada salkım saçak fişten uzatmalar falan istemiyorum öyle, buradan nasıl geçirilir onu düşün.
- Odadaki fişten bi' uzatmayla yere indiririz, oradan duvara sıfır, bilgisayarın oraya uzatmayla getiririz 5'li 6'lı falan.
- Olmaz öyle, koskoca fiş prizde ne o öyle?
- Ne o öyle, ee napıcaz?
- Sen bilemedin bu işi neyse ben düşünürüm.

Anneme; Tefal özel ödülünü veriyorum sevgili blog, çünkü "o her şeyi düşünüyor." :]

Service unavailable

Sevgili günlük, sana bu satırları ipodumdan yazıyorum. Saat 18:13. Önümdeki adam 3 kere hapsirdi. Aha 4 oldu.

Şimdi de klima çalıştı. Sadece ses harbiden. Bir soğukluğu yok henüz.

Canım sıkkın, acayip de yorgunum. Fultayim toplantilar arası gelgitler yaşamamı müteakip serviste de sıcak ve karın ağrısından muzdarip bir haldeyim. Istırap çekiyorum hüleyin!

Aslında yazacaklarımın hiçbir anlamı olmayacak bastan tüyoyu vereyim de sonra papaz olmayalım.

Yaklaşık 40dakika sürecek olan yolculuğumuzun başlarında "köprü yolu sevgi ve sadakat dolu" mottosundan hareketle tüm metal yığınlarının ırmak kıvamında aynı yöne doğru aktığına şahit olmaktaydık. Ve ben de bu ipodun klavyesine iyiden iyiye alışmaya başlıyorum. Vasıta: Fullmetalcekıt. Lan çok sıcak. Ateşten goynek nokta kom.

Şoförün hergunku statik sorunsalı: acaba ek şerit tıkalı mı? Görünüyor mü nasıl acaba? Girsek mi? (bir çılgınlık edip gireyim mi?) lan giriyosan gir manyak mıdır nedir müdür müdür müdür?

Telefon geldi sanırım ek şeritten gidecez. Hadi hayırlısı bakalım. Aa yok lan girmemisiz. Ek şerit de bi' akıyor ki sorma. Ama ben dedim benim örümcek ağı teoremine biraz baksaydı bilirdi ki ek şerit bugün açık.

Lan zaten enerjim bittibitiyornoktacom, son kalan seker partiküllerimi de şu gereksiz yazıyı yazmaya harcıyorum. Aptal olcam lan, kitlenip kalıcam simdi yetersiz sistem kaynakları yüzünden.

Aha. Köprüde durduk boğazı izliyoruz, ne mes'ut bir an. Aha ek şerit de tıkandı, böylece benim teorem de g*tten atılan teoremler cehennemine doğru yatay atışa gecti.

Saat: 18:31 hala koprudeyiz. Geçmeye çalışıyoruz. Durkalkdurkalk lan midem bulanmaya başladı. Uyiim mi ben sevgili ipod. Bensiz kalabilirsin değil mi? Ahah herhalde.

Oldu o zaman evden yollarım seni bloga hadi kendine iyi bak.

iPod'umdan gönderildi

24.05.2010

Kopar bizi dicey?

Yahu sevgili günlük, geçtiğimiz günlerden bir gün, misal Cumartesi, televizyonda Disko Kralı'nı izliyordum. Bir de sürekli pizayla beslenmekten kelli çohafedersin bir karın ağrısı bir sancı falan, anlatamam, "kabız mı oldum lan noldum?" diye endişelenedururken, programa Ece Toprak diye bir DJ kızcağız geldi. Nası bi' tip ki, ne çalıyor ki, kim ki, ne ki, gibi kurulabilecek tüm -ki'li cümleleri kurduktan sonra merakla beklemeye başladım.

Bekle bekle bekle bekle, lan bekliyoruz da, çaldığı bi' nane yok. Ohaşimatsu dedim, saat 04 olmuş bekleye bekleye. Lan ben kız arkadaşımı bu kadar beklemedim, bi' Ece Toprak dinlicez diye yaptığım mallığa bak.

Ama azim ve mermer konulu özlü sözün gereği, programı sonuna kadar bekledim, ve kendisini dinledim. Yorum yapmak istiyorum: yanarım o kadar saat beklediğime. Çok vasattı. Hayal kırıklığının daniskası.

Editbidit: Yahu bir de şu Lost dalgası var. Bitti bugün. Az önce izledim. Bu kadar karıştırdıktan sonra çok yavan bitti he. Hissizim.

Anlamsız Port

Ya her şeyi geçtim, hayatımdaki bütün anlamsızlıkları bi'şekilde öyle ya da böyle anlamlandırabilirim belki, de...

bu eternet'e n'oluyor kardeşim?

Hayır neden yani?
(Sinirleniyorum bazan)

23.05.2010

Direksiyon sürprizi

Sevgiligünlüketernetproblemimhalasürüyorpekiamaspace'inedenkullanmıyorum?

Hep bi' artislik, hep bi' icat çıkarma falan...

Efenim, bi' Binom Açılımı vardı lisede, ahahaha rastlantısal geldi aklıma bak şimdi. Hükümetten bir de binom açılımı bekliyoruz, tüm liselilerin hislerine tercüman olan blogdan gece saçmaları... Dıkş.

Şu var ki günlük, hani benim bu sürücü kursuyla, aslında kursla değilde direksiyon sınavıyla bir sorunum vardı ya? Lan ne sorunu olacak geçemiyordum sınavı bi' türlü. Eğitimlerde hocakadını bir mest edip bir aklını başından alıp yeteneklerimi sergiliyordum da, kadıncağız da "yahu siz böyle sürmeyi nereden öğrendiniz kuzum?" kıvamında bana hayran oluyordu ya, ulan sınav vakti gelip de iki dangoz arka koltuğa oturunca bi' koşturmaca bi' heyecan derken bi' istop oynamalar falan arabayla, bi' sinyalleri es geçmek falan, bi' kendini beğenmişlik, bi' havalı tavırlar falan, anlatmadım mı yahu ben bunları sana? Anlatmadıysam da çıkarsama yap sen, anlatmış gibi olayım. Anladın seni onu.

Ama işte kazın ayağı öyle değilmiş aslında. Ben son direksiyon sınavından çıktığımda,tabi ne sinyal ne bi'şey sallamadan kullandığım için, bi' de üstüne üstlük istoplara geldiğim içün, lan dedim geçemem herhalde ben bu sınavdan, haybink, son hakkımdı bi'de bu, işin yoksa tekrar kursa yazıl falan, diyerekten, sallamıştım her şeyi, "tınn!" modunda takılıyordum. Annem sordu geçen "Oğlum senin ehliyet kursu ne oldu?" diye, "Valla bilmiyor'm ki" dedim, "kaldım herhalde." Meğersem...

Meğersem diye bir kelime yoktur. Meğer, geçmişim yahu ben sınavdan. Hem de tam 70'le. Zaten geçme notu 70'miş. [Ohohoho] Ben de bu başarı sevincimi Roger Milla gibi bambaşka bir şekilde göstermek istedim. Ama sevincim kursağımda kaldı. Çünkü öğrendiğim kadarıyla baya bi' iş varmış şimdi yapacak, benimse bu işlerle uğraşmak için içimde zerre kadar istek yok. Pasaport çıkartma sürecinde yaşadığım saykolojik seleksiyona bir de trafik şubelerinde katlanaman. Bak şimdiden kelimelerim kaymaya başladı. Du' bakalım n'apacaz? Eki eki.

Hayat benim için bile sürprizlerle dolu olabiliyor bazen. :]

22.05.2010

Hala mı Cumartesi lan?

Lan acayip derecede bugün hala Cumartesi.

Ekmek almayı unutmuştum ya marketten, bu nedenle cipsle beslendim günlük. Ne ne kadar reklamlarına son zamanlarda uyuz olsam da, Lay's sever bünye, Lay's yer. Ayrıca da baharatlı Doritos.

Şimdi diyeceksin ki, "Ne anlatıyo'sun abicim sen ya?". Diyebilirsin. Çünkü gerçekten şu anda tamamen saçmalıyorum, nedeni tüm gün yapılan yağ ve tuz yüklemesi, üstüne karnımın acıkmış olması, evde yiyecek zerre kadar yiyecek olmaması, şimdi kalkıp ulan ablama gideyim de karnımı doyurayım diyerek ayağa kalkmam ve dışarıda yağan şakkır şakkır yağmurla tanışmam. Tüm bunlar birleşince, "Chevelle"den "Jars" diyesim geliyor.



Ondan sonra onbir.

Bugün günlerden hala Cumartesi

Evet, bugün hala sıkıcı Cumartesi. Statü atladım, level geçtim, gittim markete alışveriş yaptım.

Eve döndüğümde ekmek almamış olduğumu fark ettim, haybink. Daha da Davos'a gitmem diyerekten üşendim çıkmadım evden. Ekmezsizim. Ahaha lan ekmeksizim. Neyse.

Yeşil ambalajlı baharat çeşnili taco doritosla çay birlikteliğinin nadide meyvesi erişilmez bir haz ve bulutlarda bir gezinti olarak göbeğime yerleşiyordu. Bu şairane sessizliği bozan ise Show TV'deki Evlilik Oyunu adlı programdaki tavşan gelinin angut çığlıkları oldu. Lan n'oluyor?

Ne acayip program. Bir süredir takıldım izliyorum. Sonuç; Tuğçe diye bi' kız var, tek geçerim. Hepsini ezer geçer. Bu programı bu çift kazanır diyorum çünkü yuvayı dişi kuş yapar. Ama bunun partneri Hakan'ın gerzek esprili muhabbetleri sürekli devam edecekse bu kız fıttırır söyliyim. Ahahah yahu n'apıyorum ben. Resmen program yorumlarına bağladım olayı.

[Dipnit: Evlendi mi şimdi bu insanlar? Sevgililer miydi önceden. Amaç ne?]

Sonuç olarak hava sanki güzelleşmeye mi başladı ne?

Bugün günlerden Cumartesi

Sevgili günlük, neden olduğunu bilmiyorum ama bilgisayarımın ethernet portu çalışmıyor. Yahu dün çalışıyordu. Akşam evden çıktım, gece geldim çat! Modemin ethernet ışığı yanmıyor. Böyle de bir sıkıntımız var, fultayım netbuka kaldık eyi mi? Neyse.

O değil de yaklaşık bir saattir cnbc-e'de bir dizi var, ne olduğunu da bilmiyorum, zaten camdan yansıyan ışık nedeniyle tam olarak da göremiyorum ne olup bittiğini, bi'tane Khloe var, duvarlardan kızlar falan geçiyor, arada bi' Klark Kent lafı geçti, lan hastanedeki hasta bakıcı da duvardaki kızı öldürmüşmüş. [Paranormal paradokslara geldim...] Kendini soyutlama, olaylara yabancılaşma, sen cidden hastasın.

Canım sıkılıyor be günlük, hava da bi' o kadar sıkıntılı, hatta yağmur yağıyor. Şu bilgisayarla uğraşayım diyorum ama üşeniyorum.

Ben bugün ne yaptım, sıkıntıdan tumblr'da hesap açtım bi' tane kendime. Ne işe yarayacaksa artık bilmiyorum. Ama temaları falan bi' güzel geldi. Bakalım onu da blogmanyaklığına entegre edebilirim sankim.

Repliğe gel...
- Üzgünüm.
- Ben de bazan üzülüyorum.

Lan dur dizide bi' garip aktiviteler baş gösterdi. Bi' aksiyon başladı.

Mayki mi?
Mayki kim lan. Küçük Mayki.
Bütün sırlarını biliyorum Maykii. Ben Greyçıl.
Kızım için her şeyi yaparım.
Anaa öldü lan adam. Bıçakladı adamı.

Lan hiçbi'şey anlamıyorum var ya... Ne acayip dizi. Neyse. Ne. Neysne.

[Kıloi? İyi misin. Ulan Kıloi iyi de, benim kafa allak bullak oldu.]

Chuck başlasa da izlesek.

[Böyle de boş bi' gün geçiriyorum günlük, sonumuz selamet.]

Edüt:
- Khloe olanları anlattı.
- O nasıl
- Fena değil. Tabi içine ruh girdi ve sapık bir bakıcıyla boğuştu.

Lan diziye bak!

21.05.2010

Bir gezegen yok oluyor sayın gezegen severler

Sevgili günlük, sen zuzaylılar var mı yok mu diye düşünürken bak uzayda neler olup bitiyor haberin yok. Uzayın nabzıyla aslında hiç ilgilenmeyen şu aciz blogdan uzayla ilgili bilmek istediklerinize dair bir son dakika haberi geliyor. [Ahaha lan ne biçim giriş oldu...]
 
Bizibozmaz'da okuduğumuz kadarıyla, şu sıralarda uzayda bir gezegen yok olmakta sayın uzay severler. Hem de öyle böyle değil. Habıl (Hubble) Teleskobuyla da adamlar fersah fersah resimlemişler, her anını an be an kayıt altına almışlar.
 
Detaylar için Habıl'ın (Hubble) orijinal sitesine girişebiliriz. Şurada da resimler var.
 
Ya da "Ulan o site şimdi İngilizcedir. Google o angut translate dalgasıyla bizim için çevirsin bizi uğraştırmasın" diyorsak, şuradan da girişebiliriz.
 
Nöt 1: İşte bak uzay deyip geçme, şuu hayatta neler oluyor dedirtme bana Rafet El Roman'dan. Lan bi' Rafet El Roman vardı, nerelerde o? Bi' de Çelik vardı. O dost tarikatı dalgası bitirdi onu bak. Lan sanatçı adamsın tarikatlarla falan ne işin olur, töbe töbee. Neyse. :]
 
Nöt 2: Resmi de Habıl'dan aparttım. Aha da buradan.
 
Nöt 3: O zaman şu yanmakta olan cücük gezegen için gelsin, Çelik söylesin, "Ateşteyim ateşte ateştee" desin.
 

20.05.2010

Boş konuşanlar [Vol:2]

- Yahu şu köprünün (Boğaziçi Köprüsü) yüksekliği 30 metre olacaktı var ya, uf ne tatlı olurdu. Nasıl güzel atlanırdı buradan. Ama herkes atlayamaz tabi, atlamayı bileceksin. Ya balıklama ya da çivileme atlanır anca. Göbekleme falan düşersen uuu fena.

- Bi' formülü vardı, neydi onun. Haş eşittir birbölü iki getekare. "Te" zaman orada. Onun karesini mi alıyordun bi'şeyler çıkıyordu oradan. "He" de de yüksekliği buluyordun.

- Ama abi, bilmeyen adam atlarsa direkt göbekleme düşer buradan. Pişer fena olur.

- Lan ölür oğlum buradan atlayana adam.

- Yahu tabi öyle de bir ihtimal var. Ama abi tekniği bilirsen bi'şey olmaz. Ya balıklama ya çivileme. Balıklama daldın mesela, hemen açacaksın kollarını suya girince, yoksa 10 metre falan dalarsın suya.

- Rahat.

[Dip not dediğin: Bunun Vol:1'i de vardı da bulamadım onu, yazmıştım bi'yere, belki arşiv kayıtlarına falan bakarsak bulabilebilebiliriz. Lan bi' de bugün n'oldu? Yalan mıymış lan, montaj mıymış şimdi o video? Ne acayip işler.]

Ayrık Dan

Oooy günlük oy. Kafein yüklemesinden uyku muyku kalmadı yeminlen, ama uyumam lazım yarın iş var. Ünlü bir Türk düşünürümüzün de dediği gibi, trik trak trik trak olur mu hiç çalışmamak. Olma mı lan olma mı, hem de ne güzel olur.

Neyse, sonuç olarak uykum gelsin diye bi'şeyler yazasım geldi. Yani uykum gelsin diye bi'şeyler yazasım geldi, yani, tekrar okuyunca aslında saçma geldi.

Bugün biraz gezentiydim. Deniz otobüsünde uyudum. Galeria'nın merdivenlerinde oturdum. Güvenlik kovaladı lan oradan beni, neyse, getdavnonit. Sonra kahve içtim. Sonra deniz otobüsünde uyudum. Sonra kahve içtim.

Karnım aç galiba benim. Sabah kim kalkıp kahvaltı hazırlayacak diyerekten akşamdan ekmek arası kaşar yapıp dolaba koymayı düşünüyorum, ama büyük ihtimalle üşeneceğim. Sonra sabah kalkınca da üşeneceğim için kahvaltı etmeden işe gideceğim. O zaman Nostradamus için geliyor; getdavnonit.

Geçen gün bir video izledim, sosyal medyada da üleşesim vardı çok, ama üleş linkini bulamadığım için üleşemedim. Şimdi üleşeyim. Üleş.

Ahahahioytingen. :]

Neyse, "Dan The Man" videosunu böylece geçiştirdikten sonra, "getdavnonit de ne ola ki?" diyenler için geliyor:

Ve yetti.

LG


Şu hayat ne acayip, oturmuş Lady Gaga dinliyorum. [Ne biçim ismi var lan bu kadının...]

Edüt:
cast deyıns...

18.05.2010

Geceleyin Gelen Saçma Post

Haha ne komik lan, şimdi gördüm...

Bilgisayarımın sağ alt köşesine habire bir baloncuk açılıyor ve diyor ki; "bilgisayarınız risk altında olabilir." Olsun lan, boşver. Nedir bu kontrol merakı senin kuzum? N'olacaz biz senle böyle?

O değil de, yorgunum be günlük. Yollardan geldim, yemek sonrası yürüyüşler ebemle tanıştı afedersin. Yolda çok da manalı güzel laflar düşündüydüm ama eve girer girmez ulan ya içerde biri varsa bana komplo kurduysa, lan bi'şey mi kıpırdadı lan orada derken uçtu gitti aklımdan, evet memento'dan hallice. Yok lan şaka.

Sonra ondan sonra onbir. Onbir dedim de, eve girdiğimde saat tam onikiydi. Ahahah, lan ne saçma. Oldu olacak battı fişing yan going hesabı, hazır başlamışken, çok uykum olduğunun da altını çizmeden edemeyeceğim. Ama var bi' sıkıntı. Böyle biraz dökülmem lazım.

Lan işyerindeki vayırles gümledi bugün. İki aypodun belini kırıyorduk, o da gitti. Düzeltilsin. Alo. Lan bi' de bugün çok heyecanlandım, çünkü evde çorapları bulamıyordum, bizimkiler tebdili mekanda ferahlık vardır diyerekten kısa süreli evden uzaklaştıkları için tam takır bekar hayatı yaşıyorum bu ara. Ulan bi' heyecanlandım bi' heyecanlandım anlatamam. Yarın işe gitcem evde çorap yok. Ne giyecem len ben ayağıma diye hüzünlü hüzünlü dolanırken, aklımla telefon geldi. Arayan annemdi. Neyse ki bu hayati problemi de böylelikle atlatmış olduk.

Sonra karnım açtı mesela, kapattım telefonu. Genelde karnımla telefonla konuşmam, direkt yüzyüze konuşmayı tercih ederim. Gittim abla restaurant'ta doyurdum kendisini. Baya iyi anlaşıyoruz bu ara.

Lan ne anlatıyorum, yatıp zıbarsam ne güzel olur yazdığımı okur gibi oluyorum. Evet doğru yazmışım. Yatıyorum.

17.05.2010

Ahehıhihohöhuhüğ

 
Sınırlarım bozuldu!
[Bzıt!]
 

What a morning

Ya sevgili günlük, ben sana ne diyim ki? Günaydın diyim mi mesela? Ama ben hala günaymadım. Demiyorum o yüzden.

Lan pazartesi sendromunu geçtim de, bende genel olarak bahar günü sendromu oluşmaya başladı. Habitatın yamulmayacağından emin olsam, “fak dı pollens” diyerek hepsinin köküne kibrit suyu diye nefretimi yağdıracağım ortalığa. (Lan Mecidiyeköy’de polenin ne işi var?)

Kibrit suyunun ne olduğunu biliyor musun günlük, kibritlerin ucundaki o kırmızı topikler var ya, işte kibrit çöplerinin tahtaları bu kibrit suyuna batırılıp o topiklerin oluşması sağlanıyormuş. Zehirli tabi, içmeye kalkma, potasyum klorat mı ne.

Gördüğün -ya da okuduğun- üzere aslında tamamen saçmalıyoring. Bikauz can sıkıntısından mütevellit. Tevellit. Vellit. Lit. İt. (Güya yankı efekti, hay senin düşük prodüksiyonuna kurban.) Halbuki bi’ o kadar işim var ki o kadar çok yani tarifi namümkün, yiter ya diyerek kendimi sağa sola vurasım var, yok lan abarttım. O değil de, 19 Mayıs tatil lan. Bi’ sevinç bi’ sevinç. Yippiii.

Ehem neyse, ne diyorduk, evet, fak!
 
:]

16.05.2010

Doğaç Bey Hönkürüyor... [Vol:5]

Can sıkıntısı her daim... :]

(ama bunu ayrı bi' sevdim he, kesin yeni sekmede bu...)

Errör

Sıcaklardan error verdim...

[Güzel şeyler kısa sürer mottosu, buzdan heykeller yapalım...]
The Datsuns - Human Error

(Acaba neden sarı?) (Hişş, sen bilgisayarında flash yüklü olmayan şahsiyet, yukarıda sarı bi' media player dalgası var onu diyorum, neden sarı acaba diyorum, neden acaba, sıcak lan neden olacak.)

Pazar Sayıklamanyaları

Selam sana sevgili günlük,

Donla kalan Şener "Hristiyan" diyor'muşçasına garipseniyorum bazen lan kendime, acayip.

Misal;

Hava ne kadar sıcak lan? N'oluyoruz, daha Mayıstayız bilader [L]. Zaten bahar nezlesi midir, polen alerjisi midir, nedir, mahvetti. Bir de sıcakla uğraşıyoruz.

Neyse, o değil de, olm bu Baykal n'apmış lan? Komplo momplo diyolar sürekli de, olm video var şimdi, gerçi izlemedim ama yapmış mı lan, gerçi banane ya, çok da tınk. Çıkıp da yapmadım da demedi galiba da. Hay senin kuracağın cümlenin öğeleri büzüşsün, cümleye bak. Neyse, again, çok da tıng.

CNNTurk'ün ipod aplikasyonundaki canlı yayın dalgası çalışmıyor, alo ilgililer, ilgilenin bunla. Ntv'nin çalışıyor valla, çatır çutur izliyoruz. Haberinize.

Yolda gelirken aklımda baya bi'şey vardı, sabahtan beri birikti birikti, gelirken de yolda kafamda toparlıyordum şöyle şöyle yazarım diye, gitmiş hepsi. Demek ki sabahtan evde değildim, başka bi'yerdeydim. Demek ki geceden orada kaldım yoksa sabahın köründe kalkıp Pazar Pazar niye dışarı çıkayım ki, hevet.

O değil de, sürücü belgesi almak istemiyor olmam aile bireyleri arasında sürekli bir soğuk duş etkisi yaratıyor. Hayır abi, şoför mü lazım eve, lazımsa bilelim? Herkes araba alırsa bu taksici vatandaşlarımız evlerine nasıl ekmek götürecekler, nasıl ama nasıl?

Bir dearabayı geçtim, ev mevzusu var, annem bana ev aldırmaya kararlı gibi görünüyor. Lan evden mi atacak beni n'apacak? Geçen gün "ev işte bak ne güzel evimiz var, n'apıcaz evi" dedim. "Lan başıma mı kalıcan bas git kendi evini al gibisinden baktı da bi'şey demedi. Her an şutlanabilirim. Şutlanırsam beni evine alacak gariplerin dostu, darda kalmışların yardımcısı birileri lazım, lan hıdrellez'de ev mi yapsaydım iki üç taşlan, haybink.com. Yok lan şutlanmam herhalde. Şutlanır mıyım lan, yok ya, lan, yok lan şutlanmam, ya şutlanırsam, ya evde yoksan, lan, yok lan şutlanmam. İşkil.

Bir insanın ilk aklına gelen şey refrigerator olur mu. Ne zaman birileri bana ilk aklına gelen kelimeyi söyle dese refrigerator diyorum. Artık beynimde ilk akla gelinecek kelime klasöründe refrigerator kayıtlı.

Aklına ilk gelen kelime?
Refrigerator.

Aklına ilk gelen ke
Refrigerator.

Aklı
Refrigerator.

Ak
Refrigerator.

saykolojikman sallantıdayım. Hep bu polenler yüzünden, vay ben bu polenlerin... Oooy açeydim böyle kollarımı, gitme deyeydim, tuteydim sarıleydim.

Evde de su bitmiş. Ooh ne güzel. Şimdi hiç su falan söyleyemem, musluktan içerim ben arkadaş. Artık ölümü mü bulurlar, şuursuz halde baygın halde mi bulurlar bilmiyorum. Arada bi' telefonumu bilenler dürtsün de canlı mıyım cansız mıyım bir haber alsınlar. Cansızsam da elfatiha. Evde de kimse yok püü, lan valla gitti giderim.

15.05.2010

Doğaç Bey Hönkürüyor... [Vol:4]


Sürünüyorum...

(yok lan açma yeni sekmede falan bas gitsin...)

Ünlü gören masum köylü

Sevgili günlük saçma zamanlarda ünlülerle karşılaşma mesaim olabildiğince rastsal şekilde devam ediyor. Misal, ben bugün polen alerjisi olduğumu zannetmeye başladım demem kadar saçma şimdi. Konudan konuya zıplamak gibi, bir de Umca içtim bir bardak, o da acayip, gelicem ona. Gel.

Umca diye bi'şey var günlük, dur lan ama önce ünlüler.

Bu ünlüler hep mi Taksim'de arkadaş?

İşte yürekleri dağlayan sorumuz bu. Hep mi Taksim'desiniz arkadaşım? Geçen ay falandı sanırım, arkadaşın seramik dükkanında oturuyorken çatdadanak içeri girdi. Aaa Elveda Rumeli'deki Hasan. Ulan gerçek adını da bilmiyorum ki, konuyu açıcam, adama Hasan demek de olmaz. Çektik sineye, bi'şeyler sordu, ben de sanki askerlik arkadaşımla konuşuyormuşum gibi çok sallamadan hık mık yaptım, lan halbuki severim deoyunculuğunu, o da ayrı bir mesafeliydi zaten, üstüne varmadım. Bakınız buradan 3.Tekil Şahıs.

Sonra dün, yok dün değil, önceki gün, de olmayabilir, Perşembe Perşembe, dün evet, akşam Bostancı Dolmuşlarına binecem, sıraya geldim, aa BKM Çok Güzel Hareketler Bunlar oyuncularından Nikılıs Keyc'e benzeyen arkadaş dolmuşa yeltendi. Lan bunun da adını bilmiyorum ki, şimdi ne diyim, vay Nikılıs sen dolmuşa biner miydin lan, naber nassın? desem, adam da dönüp bana, sen salak mısın dese, ben de o anda elime geçirdiğim herhangi bir şeyle kafasındaki kaskete kaskete gömçürtsem, iyi mi olurdu? Olmazdı dedim ve konuşmama hakkımı kullanarak huzur içinde evine gitmesini izledim sessizce. 3. Tekil Şahısa link.

Böyle işte. Umca diye de bi'şey var, bi'şey özütü, damıtılmış da gelmiş de günde 3 öğün. Vücuda direnç. Lan belki de aslınsa sadece boş bir hayaldi prospektüssel mutluluğumuz. Ama içiyoruz. İçirtiyoruz.

Ya ben şimdi uyudum da geldim günlük, kafa biraz jetlak modunda. Zaten jetlak da olamadım o kadar yol gittim, ama olsam ancak bu kadar olurdum diye düşünmeden de edemiyore.

Doğaç Bey Hönkürüyor... [Vol:3]

Polen alerjisi var lan galiba bende?

(Sağ tık ve yeni sekmede aç ki sekmentasyon olsun...)

13.05.2010

Lan amma kiymetli aypotun var ha! :]

Lan amma kiymetli aypotun var ha!


iPod'umdan gönderildi

Koyun kurt saman adam sandal ırmak


Şu içinde koyun, kurt, saman, adam, sandal ve ırmak olan bulmaca hakkında ufak bir detay...


(Tıkla, korkma kötü bi'şey yok. :] )

12.05.2010

Geçen günün ardından...

Gel gelelim geçen günün getirdiklerine günlük...

Aslında uyumam lazım ama o kadar çok çay içtim ki, 3 ay çay içmesem Çaykur Rize yenilmez o derece, ben öyle diyeyim sen nasıl anlarsan anla, çünkü zamanla, alışıyor insan ayrılığa, her ne kadar yansan da, yanmasan da, yan masandan aperatif bi'şeyler yollasalar da, yollamasalar da.

Gördüğün gibi birazdan okuyacakların aslında seni hiç enterese etmiyor olacak. [enterese etmek, bakınız enteresan]

Bugün iş arkadaşlarımdan biriyle konuşurken, ona ince penamı kaybettiğimi, annemin elenktrik süpürgesiyle hüpletmiş olduğunu ve belki de asla o sevgili penama ulaşamayacağımı anlattım. O da çıkardı cüzdanından bana 6 yıllık penasını verdi. Hediyem olsun dedi. Sağol lan dedim. Böyle bi'kaç dakika duygusal geçişler yaşadım. Sonra geçti. İşimize devam ettik.

Asansörler cidden acayip mekanlar. Sırf asansör darlanmaları diye yazı dizisi hazırlamayı düşünüyorum. Misal asansör darlanmalarına bir örnek; Sabahın körü, 6 7 kişi toplanıp doluşmuşsun zaten ufacık yere, herkeste kişisel alan tacizi nedeniyle bi' sinir, bi' havalara bakmalar, bi' kapıya bakmalar falan. Ulan be güzel kardeşim, homur homur esnemenin sırası mı, ağzını aça aça kahvaltıda ne yediğini herkese koklatmanın sırası mı, sırası mı söyle? Değil. Darlandırma milleti. Ondan sonra eniştem beni niye öptü, baldız bana neden yamuldu?

Bugün kitap aldım ben günlük. Okumaya okumaya konuşmayı unutmaya başladığımı farkettim. Gittim çat diye kitap siparişi verdim. Yarın gelecekmiş. Gelince bilahere şeyederim. Daha önce aldığım Amin Maaluof (ya da her nasıl yazılıyorsa, hiç uğraşamam şimdi araştırmaya) kitabı Çivisi Çıkmış Dünya'ya sadece 70 sayfa dayanabilmenin vermiş olduğu haksız gurur ve gereksiz sevinçle sana galon galon mutluluk yolluyorum. Bu kitapsa 420 sayfa. Vay başıma gelenler. Kendi kuyumu kazan bir kepçe gibi hissediyorum kendimi.

Ve artık yatarimasu yavaştan.
Haydi iyi akşamlar, kovalasın tavşanlar.

Doğaç Bey Hönkürüyor... [Vol:2]

Tek tıkla ulaşılabilen saçma gerçeklik...

(Yeni sekmede aç ki dostluğumuz baki kalsın... :] )

11.05.2010

Layym?

Sevgili günlük,

Lan olm şimdi de felç eden kene çıktı... N'oluyoruz lan? Az önce haberlerde duydum. Şöyle ki, hem de haberlerde İstanbul'un orta yeri diye adlandırdıkları, nasıl orta yeriyse onu da anlamadım, Beykoz'da. Lan hayatımda Beykoz'a gitmedim ben nasıl İstanbul'un orta yeri oldu orası. Bi' de o keneler nasıl gelmiş oraya. Lan? Halk merak ediyor?

Lyme hastalığıymış bu hastalığın adı. Kene tarafından ısırılan adam doktora belirtileri anlatınca "Lan sen Amerikalı mısın, töbe töbee" diye tepki almış. Ahaha lan ne acayip. Neyse.

O değil de, burnuma çok feci pizza kokusu geliyor sürekli, lan aşeriyorum resmen. Oha ya, resmen pizza bu. Bak derin bi' nefes çekiyorum şimdi, "snıııııııf" ahaha efekte bak, pizza lan bu, mısırlı falan, abooov. (Resmen bana bilinç6'mın bir oyunu mu bu? Aldı gençliğimi verdi zulüümu... Ehehe zulüm ne acayip kelimeymiş, insan nasıl yazacağını şaşırıyor. zülüm de olamaz, zulum da olamaz. Zulüuğmu? Aman çok lüzumlu sanki.)

Sırf reklam sırf şarkı


sıkıldıkçadinlenesibazışarkılarvardırbudaonlardanbiridir.com



2010 Nisan - Adidas reklam müziği
Evet Adidas'ı da seviyoruz.

8.05.2010

5.Element: Tahta

Şimdi sevgili günlük, sana Starbucks'larla ilgili daha önce hiçbi'yerde duymadığın bi' gerçekten bahsedeceğim.

Konumuz, bu Starbucks'larda içecekleri karıştırmak için oradaki tezgahın üzerinde lalettayin bırakılmış ve rastsal olarak isteyenin istediği kadar alabildiği tahta çubuklar. İşte onlar çok tehlikeli edevatlar, hatta hacivatlar.

Geçtiğimiz günlerden bir gün, misal Perşembe olabilir, Taksim dolaylarında gezentiydim. Yüzyılın en süperhiper icadı olan über iPod'umla beleş internetin tadını çıkarmak için 4 TL bayılarak bir filtre kahve alıp, o komplo tezgahına yaklaşmaya başladım. Bir elimde iPod bir elimde de kahve olunca, şekerleri ve tahta çubuğu tutacak başka elim kalmamıştı. Ben de kahveyi bırakıp tahta çubuklardan birini ağzımla tutup, şekerleri alıp aynı elimle de kahveyi tutarak masama doğru ilerlemeye başladım. (Bakınız: Cin Ali kompozisyon yazmayı öğreniyor...)

Aslında tahta çubuğu da elimle tutabilirdim, ama işte artislik olsun diye almadım. Aferim çok iyi yaptım.

Çünkü;

Masama oturduğumda iPod'umdan "doring doring" sesler geliyordu, ağzımdaki tahta çubuğu unutup zaten henüz tam alışamadığım klavye ile yazışmaya başladım.

Sonra kahvemin soğuduğunu farkedim, "lağn kahve soğuyor, bir an evvel şu kahveye şeker atıp karıştırmalıyım" iç hezeyanıyla, şekerleri falan boşaltıp, ağzımdaki tahta çubuğa yeltendim. Çekmemle birlikte "cart" diye bir ses geldi.

(Lan harbiden böyle kalbimi söküp çıkarıp takıyorlar sandım. Hemen aklıma şu özlü dörtlük geldi;

Senine başım dertte,
Ne yapsam bilmiyorum,
Canımdan bir parçasın,
Söküp takamıyorum... )

Ne olduğunu önce anlamamıştım, ama dudağımın yanından sızmakta olan kanı görünce her şey birbirini tamamladı. Bu salak tahta çubuk, uzun süre beklemekten dudağımın iç yüzündeki epitel tabakasına (epitel miydi lan o) yapışmıştı. Aniden çekince de curt.

İşte böyle sevgili günlük, o tahta çubukların basit ve zararsız görüntüsü arasında aslında nasıl birer saykokilır yattığını açıkladığımız bu yazı, tüm Taksim Starbucks çalışanlarına gelsin. Dava edicem lan sizi. :]

6.05.2010

Kumar borcu namus borcu

- Sevgilim, aşk herşeyi affeder mi?
- Affetmez.
- O zaman söyliyim, evimizi kumarda ben kaybetmedim.
- N'aptın n'aptın!?
- Yok lan şaka, hemen de inandın.
 
 
[Bence yazar böyle saçma diyaloglar düşünmeyi bırakıp işine odaklansa çok daha hayırlı olacaktır. Mesela işinden atılmayacaktır. Ama canı çok sıkılmıştır. 2 günden beri aynı işlerle uğraşa uğraşa balataları yakarimasu...]
 

Enimıl

Yaa sevgili günlük, işte geldik yine bir solukta programın bittiğine inanıyorsun da, öldüğüne mi inanmıyorsun kısmına, e hoca durur mu yapıştırmış tabi cevabı, senin kazan öldi demiş. Lazmış bu hoca. Bunu duyan mahalle esnafı da hepsi birden hocaya seslenmişler, hoca hoca senin eve bir tepsi baklava diyor demişler, hoca da durur mu yapıştırmış tabi cevabı, ulan önce konuşmayı öğrenin demiş, çünkü aslında gidiyor demeleri lazımmış, ama diyor demişler, çünkü yazarın acayip uykusu gelmiş, kelimeleri eksik yazmaya başlamış, bunu gören köy ahalisi durur mu, yapıştırmışlar hemen cevabı, olum bindiğin dalı kesiyorsun yapma etme demişler, bunu duyan hoca da durur mu, bi' de o yapıştırmış karşılığında, ağaç benim değil mi ulan binerim de keserim de demiş, bunu duyan köy ahalisi de ağaç yaşken eğilir mantalitesinden hareketle sen ne karışıyorsun ulan diyerek vermişler odunu hocaya, vermişler odunu hocaya. Hoca durur mu tabi o da ulan ne biçim şeyler yazıyon diyerekten girişmiş yazara sağlı sollu, belinden çıkardı beysbol sopasıyla sağlam bi' yerleştirmiş yazarın kafasına, bunu gören yazar durur mu, ulan demiş gidişim suskun olmadı ama dönüşüm acayip sessiz olacak demiş, hoca ve mahalle esnafı buradaki ironiyi çözmeye çalışırken de gitmiş yatmış.

(Lan olm kafakontak oldum ben yine, kafa 1. Al sana şarkı, hatta dur lan al sana klip, biraz salak bitiyor ama idare et. Oldu o zaman...)


Dipnot dediğin dipte olur bak bu da dipte zaten: Oradaironimironiyok.

4.05.2010

Tropical Trio [Vol:2 - Shopping Öasters]

Evet, [ulan bi' yazıya da evet diye başlama, ne diyeceğini bilemediğin zaman böyle başlıyorsun, anlamıyoruz sanki, neyse.]

Singapur'daki torpikal (özellikle yanlış yazdım) maceralarımız, "Electronic Gadgets Shopping Masters" bölümüyle devam ediyor. [Çünkü Singapurda vergi %7, onu da Tax Free dalgasına çıkarken geri alıyorsunuz.]

Elektronik cihaz alışverişi konusunda girmeden önce nasıl bir müşteri olduğumuzu netleştirmekle başlayalım. Çünkü her müşteri tipine hitap edecek donanım bu ülkede bulunmakta. Şöyle ki kolaylık olsun diye ben dünyayı 2'ye böleceğim. Çünkü ikiye bölmek kolaydır. İlkokuldan beri ikiye bölebiliyorum, bu konuda uzmanım. Bakınız misal miyop. Miyop değil lan miyoz.

Birinci kategori müşteriler; "Ulan olabildiğince az para ödeyelim, kaçak maçak farketmez ucuz olsun, pazarlık yapalım, iliğini kurutalım sömürelim, sinekten yağ çıkartalım, ekmeğe sürüp yiyelim" mantığındaki müşterilerdir. bu gruba "SubShopper"lar diyeceğim. (az önce uydurdum bu kelimeyi acayip de hoşuma gitti.)

İkinci kategori ise, "internetten ofişıl sitelerdeki fiyatları araştırmış, kaçakla maçakla işi olmayan, ofişıl riselırlardan alışveriş yapan, ulan zaten Türkiye'den kaç kat ucuz, ne gidip vıdıvıdı iki saat pazarlık yapıcam diyen müşterilerdir. (Bu gruba dahil olmak sizi esnaf linçinden önler.) Bu gruba da "UpperShopper"lar diyeceğim. (Ahahah lan ne güzel kategorize ediyorum insanları.) [Beni kategorize etme, benle oynama. Bakınız MÖF (Neden Mazhar Fuat Özkan da, Mazhar Özkan Fuat değil?)]

Eğer bir SubShopper'sanız;

Singapur'da alışveriş sizin için köpekbalıklarıyla dolu bir akvaryumda palyaço balığı avlamaya benzeyecektir. Sizin için en ideal mekanlar "Sim Lim Square" ve "Lucky Plaza"dır. (Biz oradayken Sim Lim'de kaçak mal yüzünden bi'kaç satıcı tutuklandı, 100.000 SGD ceza kestiler.)

Bu iki mecra, bizim Yazıcıoğlu ve Tahtakale mantığında çalışılan, dükkanların önünden geçilirken size sürekli laf atılan "Gieel iPad'a gel, Denizleri aştı geldi geel, Netbuk, abi netbuk var abi, PS3'ler var, oyun da var, kol da var, varoğlu var 455SGD, İstanbul'lulara özel fiyatlar (lan nerden anladın Türk olduğumuzu a.q.)" şekline sürekli oradan buradan çekildiğiniz iki mekandır.

Ürünlerin çoğunun ya kaçak ya ikinci el olmadığının garantisi olmayan, ama size her dükkanda ne hikmetse interneyşınıl garanti teklif edilen, sıkı pazarlık ederseniz, ilk söylenen fiyatın belki de yarısına kadar düşebileceğiniz, bi'de SD kart, bi' de çanta, bir de göbekten otomatik tükenmez kalem gibi hediyelere boğulabileceğiniz, yurdum esnafını aratmayan nitelikte dükkanlar işte bu iki mecrada sizleri bekliyor olacaktır. Güzel güzel dolaşıp, çatır çatır alışveriş yapabilirsiniz. (iPad 1000SGD. yaklaşık 1000TL)

Peki ya UpperShopper'lar;

Sizin için ise önerebileceğim yerler daha çok ve sizin işiniz daha kolay. Çünkü neredeyse her alışveriş merkezinde bir elektronik mağazasının ofişılı bulunuyor. Misal Paragon'daki Sony Style, Apple Store, misal Funan Digital Mall'daki pek çok marka, misal Vivo'daki Best Denki... gibi gibi. Zaten pazarlık şansınız yok, neyse o.

Funan'ı şiddetle tavsiye ederim, hiçbir yere bakmadan sadece oradaki mağazalardan bile alışveriş yapabilirsiniz. Hem merkezi bir yerde, hem de çok çeşit var. (Çünkü zaten ülkenin neredeyse her yerinde firmaların resmi internet sitelerindeki fiyatlardan satış yapılıyor.)

Bir de Funan'ın içinde Challenger, Courts gibi iki -MediaMarkt Benzeri- mağaza var. Buralar müşteriyi kendine çekmek için anlık promosyonlar, indirimler falan yapabiliyor, onları yakalarsanız da tadından yenmez. Bir de ufak tefek hediyeleri var, misal iPod aldım bi'tane, bir de ekran koruma filmiyle silikon kılıf almıştım 30 dolar falan tutuyordu, tezgaha gittim, adam tezgahın altından ekran koruma filmiyle silikon kılıf çıkardı, "Bunlar da hediyelerimiz" dedi. Ulan nası sevindim, bi' gözlerim doldu falan. (Yok lan o kadar da değil.) Böyle de durumları var.

Neyse işte, sonuç olarak, alışverişin kolay olduğu ve insanların manyaklar gibi alışveriş yaptığı bir ülke Singapur. (Lan yazı çok pat diye bitti...)

Bu yazıyı beğenen şuna hasta olmuştu... (Ovv ironiye bak!)

Sanıyorum...


Aslında hiçbir yüzdelik dilime dahil olmadım...
[haybinkunduz hiçbir ayrı mı yazılır bilemiyorum şu an...]

Serviste uyumadan once

Acayip uykum var günlük. Bu ipod'u da baya baya sevmeye başladım
laf aramızda. Cunku bi'kere yalanı dolanı yok. (hemen de
social,neyse.)

Gidiyorsun mesela, bi' sitarbaks falan buluyorsun, hemen wifi'ni açıp
netemete giriyorsun, emesenememesene giriyorsun, (lan zaten
asosyalsin, oh bi'de her yere tası sanal yalnızlığını afferim.)

Bu not yazma olayı iyiymis ipodun. Bi' denedikgorduk yazısı yazayım
ben buna. (yaz yaz aferin...)


iPod'umdan gönderildi

2.05.2010

Slowmotion

Bazen...

Fonda şu aşağıya eklediğim şarkı olacak şekilde, slowmotion katliam yapmak istiyorum. (Ben manyak mıyım?)

Şeyi düşün, Matrix. Helikoptere atlarken böyle yavaş yavaş mermiler dökülüyordu, helikopter yavaş yavaş düşüyordu, patlamalar yavaş yavaş oluyordu, etrafa saçılan parçalar yavaş yavaş saçılıyordu, yavaş yavaş, ağır çekim...

Slow motion destruction!

Viva emptiness!


[Katatonia - Complicity]

İstinye Park Istarbaks

Evet sevgili günlük, bunu da yapmadım olmasın.

Kaderde, İstinye Park Starbucks'tan post girmek de varmış.

Girdim gitti.

(Nerde lan bu ünlüler? Ünlü münlü yok olm burada ve yaşasın beleş internet...)

Doğaç Bey'den inleyen nağmeler...

Sevgili günlük...

Vatana millete hayırlı olsun ya da olmasın umurumda olmadan şöyle bir blog açtım.

Üşenmedim ona bir de buton yaptım.

Butonu da bu:
[Basabilirsin, çekinme.]

Ama, öyle çok mucizevi bi'şey bekleme çünkü yok. :]

[Doğaç yani "doğaçlama"dan. Anladın sen onu...]