30.08.2010

Düzgün Uyanamayanlar

Eveet, acayip uyanışlar serisi vol.2 ile karşındayım sevgili günlük.

Nedense 2 gündür anormal haller içinde uyanıyorum. Dünkü uyanış hikayemizin üzerine, bugünü de acayip uyanılan günler kaydıyla literatüre geçirmeye karar verdim.

Saat sabah 10:00 sularında, (hımm dün de 10'du) yandaki apartmanın kapısına bir türlü yanaşamayan kamyonun gacırtılı geri vites geçişleri (interaktif efekt: giyoark) ve tüm mahalleye yayılan egzoz kokusu sayesinde sersemlemiş bir şekilde gözlerimi açtım. Kafamı camdaki sivrisinek teline dayayıp baktığımda kamyon artık park edilmiş ve bi'şeyler yüklenmeye başlanmıştı. Tabi haliyle boş kamyon kasasına fırlatılan objelerin kafamın içinde yankılanan (hayır kafam boş değil :]] ) muhteşem tınıları sayesinde iyice sersemleyip tekrar yattım.

Yattım. Ancak yarı kapalı gözlerim henüz kendini kaybetmemişken tam anlam veremediğim ve mütemadiyen yaklaşan bir patapatapata gürültüsü gelmeye başladı. Gittikçe yaklaşıyordu. Yaklaştı yaklaştı, artık iyice tırsmaya başladığım için kalkıp gidip camdan dışarı baktım. İlk farkettiğim alt katımızdaki çocuğun göğe bakarak ciyak ciyak viyaklamasıydı. Kafamı kaldırıp yukarı baktığımda da Kadıköy istikametine doğru gitmekte olan dizi dizi askeri helikopterleri gördüm. "hımm vaov" falan dedikten sonra (henüz 30 Ağustos olduğunu algılayamamıştım) gelip tekrar yattım. Ancak yarı kapalı gözlerim yine henüz kendini kaybetmemişken aynı gürültüler tekrarlandı. Baktım yine helikopterler. Sonra geldim tekrar yattım, tekrar gürültüler, artık kalkmadım çünkü emindim ki bunlar da helikopterdi. Sonra annem geldi, "Aa yatmış bu gene, kalk kalk 30 Ağustos bugün" dedi. "Aa di'mi 30 Ağustos bugün" diyerek annemi tasdik ettikten sonra, yandaki tadilatın gürültüleri arasında tekrar sızmaya çalıştım.

Sonra uyuyamadım tabi.

dipnotdediğindipteolur: Annem bana "bu" dedi. Ben bir işaret zamiriyim. :))

28.08.2010

Bir kara komedi filmi karakteri modunda olan ben...

Bir kara komedi filmi karakteri modunda olan ben, bugün süper Belediyemiz'e bir kere daha çok güzel bayramlıklar giydirdim.

Dünyanın -benim gözümde- en mal Belediyesi olma özelliğini bugün de kaybetmeyen Maltepe Belediyesi, Cumartesi sabahı sabah 10:00'da tangır tungur gıcırtılı çöp kamyonunun, gacır gacır çalışan konteyner yükleme mekanizmasına abana abana çöp toplayıp "Cumartesi sabahı insan nasıl sinirlendirilir" konulu çok edebi bir sokak gösterisine imza attı. (Genelde her hafta aralıksız bu gösteriyi izliyoruz, amatör sokak sanatının dostu süper belediye)

Sokağın başından başlayan bu güzide eser, tüm mahallelinin çılgınca alkışlı feryatlı tepkileriyle karşılandı.

Uyanmıştım. Üstelik henüz 5 saat falan uyumuştum. Tüm hafta bekledikten sonra Cumartesi sabahı bu şekilde uyandırılmak gerçekten bünyeme çok iyi gelmiş zihnim açılmış ve dimağımdaki tüm bayramlıklar sessiz tepki babında kafamın içinde dolanmaya başlamıştı. Ama durdum.

Kalktım camdan bakmakta olan anneme doğru sessizce yaklaşıp, "hiyaa!" diye bağırdım, (Ahaha yok lan kalbine mi indiricem kadının yapmadım öyle bi'şey) Yaklaşıp, "ne kadar mal bir Belediyemiz var değil mi anne?" dedim, "Evet" dedi. Tasdiklenmenin verdiği huzurla tekrar gidip yattım. O anda çıkıp sevgili çöp toplayan insanlara haykırmak, çok anlamsız olacaktı, zira "Bize niye bağırıyorsunuz kardeşim topla diyorlar topluyoruz" savunması ile karşılaşmak istemiyordum. Bu yüzden içsel tepkimi sabah sabah twitter'a döktüm. Sağ olsun o saatlerde uyanık olan 'kirazem' de bu döküntüleri karşılayıp derdime ortak oldu :) Önerilerini dinleyip "sleep mode on" yaptım.

Ama yine bir kara komedi filmi karakteri modunda olan ben, tam dalmak üzereyken çalan telefonla tekrar uyandırıldım. "Yieeeh, bu kadarı da fazla artık :)" deyip yataktan zıplıyorken, (hafif bi' gülme geldi o ara), annem yetişip telefonu kapıp kayıplara karıştı. (Kaçarken yüzündeki imalı gülümsemeyi görmedim de değil hani, neyse...) :]

Sonra biraz uyumuşum.

Şimdi günün anlam ve önemi ile hiç alakası olmayan ve hiçbiri sevgili Belediye'mize gitmeyen, 3 adet şarkı geliyor; Family Force 5 söylüyor:

Drama Queen (sağtıkyenisekmeherseferindesöyletme)


25.08.2010

Yurdumda dolandırıcılık da zor be birader

Sevgili günlük, gün geçmiyor ki güzel yurdumda angut bir dolandırıcılık vakası ile karşılaşmayayım. :)

Ablamın gün içinde karşılaştığı süper ilerizekalıgeri dolandırıcı arkadaşların taktiğini herkese anlatayım da, saftirik bir anınıza gelip de yok yere kontür (kredi) kaybetmeyin.

Yapılan şu;

Öncelikle telefonunuza mesaj geliyor;

"Telefonunuza 20 TL kredi yüklenmiştir, Turkcell" Ahaha burada dikkat, mesajın geldiği telefon numarası alelade bir telefon numarası. 2066 falan değil mesela :]]

2 3 dakika sonra bir mesaj daha geliyor;

"Ay askerdeki bilmemkime 2o TL kredi yollamak isterken yanlışlıkla size yolladım, geri yollarsanız sevinirim."

Sonra tabi haliyle içinizden koca bir "Hahaha hsktr lan" deyip gülüp geçiyorsunuz.

Sonra aynı numara, "Kardeşş, yanlışlıkla 20 TL kredi yolladık geri yollar mısın" diye bir mesaj daha gönderiyor. (Ramiz dayı stayla)

Tabi haliyle siz tekrara düşüyor ve yine "Hahaha mal mısın birader" diyerek gülüp geçiyorsunuz.

Sonra yine aynı numara, "Haram zehir zıkkım olsun vıdı vıdı bıdı bıdı" gibisinden über etkileyici mahalle karısı tarzında bir mesaj daha gönderiyor ki, kelimeler kifayetsiz kalıyor. :]]

Sonuç:
Şimdi güzel kardeşim ben sana ne diyeyim? Hayır, birincisi faturalı hatlara kredi yüklenmiyor, hadi bari dolandıracaksın adam gibi dolandır. İkincisi inandırıcılıktan uzak mesajlar atıyorsun, mesajın sonuna Turkcell yazıyorsun, ama numaranı kabak gibi gösteriyorsun. Üçüncüsü de, üçüncüsü yok lan daha ne olsun. :]]

Hadi git biraz Amerikan filmi izle de sonra gel...

22.08.2010

8. Geleneksel Fotoğraf Pazarı - Ünlem

Sevgili değerli fotoğrafsever okuyucu arkadaşlar,

Birkaç haftalık sebepsiz aradan sonra bir "Geleneksel Fotoğraf Pazarı" etkinliğimizle daha sizlerle beraber olmanın haklı gururunu yaşıyorum.

Bu haftamızın konusu "Ünlem" olsun istedim. [Çünkü elimde bu başlığa uyacak bir fotoğraf vardı, ve yeni fotoğraf da çekemediğim için bir süre eskilerle idare etmeyi düşünüyorum, mihi.] [mihi mi?] [Evet mihi, n'oldu zoruna mı ciddi?] [Uyy laz doktor!]

Kadıköy-Maltepe arasında Minibüs Yolu üzerinde Bostancı Gösteri Merkezine gelmeden biraz önce başınızı sağa çevirip duvarlara bakarsanız, bu yazıyı belki siz de görebilirsiniz, uslu çocuk olmak kaydıyla tabi ki. :]

[tıklayınca büyümezse para yok]


Süperedit: Yazıyı eklerken bu çalıyordu, belki alakasız ama güzel...
http://tinysong.com/kbZ1 [sağtıkyenisekmedeaçkulaklarşenlensin]

20.08.2010

Sosyal sorumluluk doluyum

Sevgili günlük, "şuu hayatta neler oluuyorr?" demek istiyorum Rafet El Roman gibi. Sahi bir Rafet El Roman vardı?

Neyse, şudur ki, eminim herkes MSN ve Facebook kullanıyordur. Bu yüzden son zamanlarda karşılaşabileceğiniz bir şeyden bahsetmek istiyorum. Şuna dikkat etmekte fayda var: Şu, aşağıda;

Şu; MSN pencerenizde bir arkadaşınız, bir anda çevrimiçi olup "Facebook'ta açtığın gruba nasıl resim eklersin?" diye sorarsa ve siz anlatmaya çalışırken de "buldum" deyip size uzantısı ".exe" olan bir link gönderirse ve ardından da hemen çevrimdışı olursa, o linke tıklamayın. :]

Edit: Şöyle: Tıklayınca bilgisayarınıza bi'şey kurmaya başlıyor, kurmadım tabiki, bilmiyorum ne olduğunu :] virüslü mirüslü bi'şey olsa gerek spamlı mpamlı, malware falan :] Bu arada arkadaşınızın yazdıkları ile alakası yokmuş, ne yazarsa yazsın bu link geliyormuş, biline. :]

Bugünün sosyal sorumlu blog yazısı da bu olsun ve tekrar edelim; sahi bir Rafet El Roman vardı?

Dipnotdediğindipteolur: Lan sevgili günlük, bak grooveshark'tan playlist widget'i yaptım, yanda bi'yerlerde, özenle dinle.


Edüt 2: Ben de msn'den böyle linkler falan atarsam, açma sevgili okuyucu, kimseye link atmam ben, haberin olsun, sonra üzülme. :]

19.08.2010

Grooveshark takıntım sürüyor

Grooveshark 'in iPod görüntüsü.

İstanbul'u yangınlar sardı sandım aman!

Sevgili günlük halftayım (öğlene kadar bayağı bir işim vardı çünkü, sonra saldım işi gücü, çalışıyor gibi yaptım, yok lan yapmadım şimdi birisi okur mokur yok yere kendimizi baltalamayalım, süper çalıştım bugün, 17:00'den sonra serdim tamam.) İncesaz dinledim bugün, grooveshark sağolsun.

Şimdi yazacağım şarkıların linklerini, tıklarsın dinlersin tamam mı a benim cağnım, yalnız "sağtıkyenisekmedeaçkidostkalasın".

Bu bir (söze bak: İstanbul'u yangınlar sardı sandım aman! of.)
Bu iki [favori bu bak]
Bu da üç [ama bunu yalnızken dinleme]

Bir de grooveshark aplikasyonu meselesinde çok acayip bir durum oldu. AppStore'da öyle böyle dolanırken, grooveshark'ın uygulamasını gördüm, indirdim. Kullanacağımdan değil de işte bulunsun, Fizy'nin mobil versiyonu üzerinde hala çalışıldığı için kıl olmaktaydım Fizy'ye, yeni açılımlar peşindeydim.

Grooveshark çok iyi oldu, n'oldu, indirdiğim aplikasyon 30 günlük deneme sürümüymüş, ertesi günü AppStore'dan kaldırıldı, ben bir sevin bir sevin, yolda karşıma çıkan ilk hatuna yapıştım şapur şupur öptüm, tabi hatun durur mu, yapıştırdı hemen cevabı; "imdaak sapık var" diye. İmdak dedi heyecandan. Etraftan geçenler de, bir gül bir gül, hatta bir tanesi gülmekten ölüyordu zor yetiştirdik eczaneye, hemen tansiyon tuzlu ayran buzlu badem falan ayılttık, neyse bayağı dalga geçtik hatunla, sonra hadi öpim de barışalım dedim bi' daha öptüm, (var bi' sapıklık evet.)

Gördüğün [ya da okuduğun] gibi canım çok sıkkın günlük. Hayatımda heyecan kalmadı demek istemiyorum, çünkü o zaman sanki, Cuma akşamları paragliding yapıp, Cumartesi sabah kaya tırmanışlarından sonra, Cumartesi gecesi arkadaşlarla ormanda kamp yapıp, Pazar sabahı da rafting sonrası balık tutup paraşütle atlıyormuşum da bunlara şimdi zaman ayıramıyormuşum gibi anlaşılıyor. Halbuki son zamanlardaki en heyecanlı aktivitem Voltron tshirt'i almak oldu. Ama biraz kalın pamuklu, yaz aylarında giyilecek gibi değil. Önünde Voltron var ya, ne güzel tshirt. Seviyorum.

Ee böyle işte. Yatsam uyusam?

- Çok çabuk aşık olabilirim ben.
- Ay öyle mi ne güzel, ben de size aşık oluyor gibiyim zaten.
- Ama çok çabuk da sıkılırım.
- Ben de zaten yalan söylemiştim.
- Sürekli zaten diyorsun.

Evet evet uyuyayım ben.

18.08.2010

Ben bir çakma iPhone'um

Sevgili günlük, bugün hasbelkader elime Çin malı bir iPhone geçti.

İlk defa bir iPhone kopyasına dokunmanın vermiş olduğu garip heyecanı üzerimden attıktan sonra aleti kurcalamaya başladım.

Tabi ki daha ekrana bakar bakmaz kopya olduğu "Oleewy ben çakma bir iPhone'um" diye bağıran düşük çözünürlüğünden belli olmaktaydı. İkonlar, renkler, her ikona dokununca telefonun titremesi (bak bu iPhone'da yok mesela :]), analog televizyonu, çift SIM kart girişi, 32 GB hafızası, 2 MP görünümlü VGA kamerası, sağında solunda ne işe yaradığını anlayamadığım tuşları, kendi içinde çakılı aplikasyon merkezi ve iTunes'a bağlanabildiğini iddia eden o yanar döner ikonuyla -ki intenete bile bağlanmayı beceremedim- beni benden alan bu telefon, iPhone'un gelecekteki halefi gibiydi.

Daha da ilginci insanların bunu "iTunes'a, AppStore'a bağlanır bu" diyerek satması ve bunlara inanan insanların, "Hacı şunu bi' AppStore'a bağlasana" diye bana getirmesiydi.

Umuma not: Arkadaşlar, kopya -hadi tamam çakma diyelim anlaşılsın- iPhone'lar, iTunes'a ve AppStore'a bağlanamazlar. Bağlıyorum diyene içinizden okkalı bir giydirip, tamam sen bağlayadur ben birazdan geliyorum deyip, kaçarcasına koşarcasına sana sarı laleler aldım çiçek pazarından diyebilirsiniz.
:]

IOOO kez


Beni dinlediğin için teşekkür ederim sevgili günlük.

15.08.2010

Farkındalık


Dünyanın geri kalanı yine diğer tarafının pisliğini temizlemekle uğraşıyor.

NYTimes'da "A Global Graveyard for Dead Computers in Ghana" başlığı ile yayımlanmış fotoğraflara göz atmakta fayda var. Bizibozmaz'da gördüm, hoşuma gitti.

Şimdi burada, gelir dengesizliği, tüketim çılgınlığı, Afrika gerçeği, gelişmiş ülke, gelişmekte olan ülke, gelişim, sürekli gelişim, sürekli iletişim, hayat kurtaran teknoloji zırvalarına girmeyeceğim. Ya da, küresel ısınma, çevre kirliliği, sanayi, ekonomik güçler, dengeler, bi'şey yapalım, n'olucak bu Afrikalıların hali martavallarını da okumayacağım.

Sadece, böyle bir durum var. Ve aslında sadece twitlerken ya da birilerini like'larken bile buna ortak olduğumuzu bilmek yeter gibi. Hayat "Küçük Sırlar" dizisindeki kadar karmaşık değil.

aşk


Ben sütü seven kamyoncu gibi sevmiştim seni...

komatoz

Çok mühim bir araştırma konusu;

Adları "Comatose" olan farklı şarkılar: "a do vana liv" Vs "no risın tu survayv"

Bu "Skillet - Comatose"
(i don't vanna live)

Bu "Ayreon - Comatose"
(no reason to survive)

14.08.2010

Bir Cumartesi bu kadar sıcak olmamalı

Sevgili günlük, çok boş bir Cumartesi günü geçiriyorum, ki hava da acayip sıcak zaten, bir şey yapmak gelmiyor insanın içinden.

Az önce annemin zorlamasıyla markete gittim, patates, hıyar ve süt aldım. Bu demek oluyor ki evde yemek yapılacak evet. Çünkü akşama gelecek olanlar var.

Hatta şöyle diyeyim, son zamanların elini mutfak işlerine hiç bulaştırmayan en şanslı adamı ben, birazdan "patates soymak" fiili ile mutfak olaylarına giriş yapacağım. En son mutfak işlerine giriştiğimde yeğenlerime dilimlenmiş hıyar atarken bulmuştum kendimi, bugün de böyle bir durum olmasından endişeleniyoruz sayın seyirciler.

Bu arada baktım da, blogda mutfak işleriyle ilgili baya yazım varmış, aradım iki saat onlarla uğraştım, hatta etiketledim, aferim bana. Gerçi yeğenlere hıyar attığım yazıyı bulamadım, akşam atarım, tekrar yazarım neyse.

nasıl sevindim anlatamam :] (anlatırım da anlatmıyorum)


Son zamanlarda bulduğum en kool [bak bak bak artis] iPod aplikasyonunu sizlerle paylaşmak istiyorum a dostlar. (Ahahah bu ne lan mahalle bohçacıları gibi, a dostlaar.) neyse.

iOrgel.

tek kelimeyle beni çocukluğuma götüren süper bi' aplikasyon. Vardı çocukken böyle kurmalı zamazingolarım benim, üstelik çok da severdim, ama kayboldular sanırım, gözünü seveyim teknoloji senin. Şiir gibi oldu.

Hem kayıtlı parçaları dinleyebiliyor, hem de kendiniz parçalar yapabiliyorsunuz, tüm iPod, iPhone, iPad kullanıcılarına itinayla önerilir.

dıbıdıp dıs

Durduğum zaman her şey çok boş ve anlamsız geliyor, belki de ondan sürekli meşgul olmam herhangi bir şeyle, değilsem bile öyle gibi görünmem ya da sadece kulaklık takıp müzik dinlemem.

Çünkü müzik dinlemek insanı etrafında olan bitenden bir anda izole ediyor. İzolasyon. Güya; benim aslında canım sıkkındı, hatta saçma bir karamsarlıkla depresif yazılar kurup, "ben hu hayatın ta" formunda kelimelerle hayata giydiresim vardı.

Ama işte aynı şey oldu, insan, ruh hali, nasıl olursa olsun, nasıl şarkılar dinlerse o ruh haline bürünüyor. Garip bir sevinç, geçici bir mutluluk kapladı benliğimi şarkının her tınısında. Hatta dıbı dıbı, dıbı dıbı diyesim var.

Jenerator gibi şarkı cidden. Videosu aşağıdaki yazıda. Eklemiyorum bir daha iki saat. Oradan izleyebilen izleyebilir gibi geliyor bana.

22,3 kelime/dakika hızla tanımlanamayan bir cisim yaklaşıyor

Sevgili günlük, gecenin 02:36'sında oturmuş döndüre döndüre "The Holloways - Generator" dinliyorum, hatta dinlemekle kalmıyorum, videosunu izliyorum. [Bak hele, yazının sonuna da ekleyeceğim, ama buradan zıplayıp direkt onu izlemeye kalkma yazılanları okumadan, anlarım. Anlarsam da direkt terkederim seni haberin olsun. Yok lan bana ne, n'aparsan yap. Ama çok önemli şeylerden bahsedeceğim için, bunları okumazsan okuyanlar çok acayip şeyler öğrenir sen öğrenemezsin, geri kalırsın, yine de sen bilirsin.]

Saat de gecenin 02.39'u oldu. Bu kadar şeyi 3 dakikada mı yazmışım vay be. Çıkarsama yapalım. Demek ki benim yazı hızım ortalama, [kelimeleri sayıyorum bir saniye] hımm, 67 kelime falan demek ki 3 dakikada. [iyi mi? Bilmem] Yani 22,3 kelime/dakika, vauv çok mühendisvari. [Ki öyleyim.]

Mühendis dedim de aslında aklıma şu hoparlörün çalışma prensibini hala bilmediğim geldi, evet ezik bir durum, "ben anlatırım, alırım senin cehaletini" diyen varsa bi' zahmet oradan buradan ulaşsın bana, bu yükle yaşayamıyorum artık.

Zaten sıcak.

Saat de 02:43 oldu. Ben hala "Generator" dinliyorum. Ve çok güzel bir şarkı olduğunu düşünmeye devam ediyorum. Bir yandan da king marka en kral vantilatörüm hem yanardağlara özenen bilgisayarımın ısısını, hem de bana yolladığı ısıl radyasyonu azaltmakla meşgul, bu yüzden size şu anda cevap veremiyor. Ama ben alıyorum notunuzu, ileteceğim kendisine, oldu.

"The Holloways - Generator"un çok süper videosu da işte burada. N'aptın? Hemen atladın mı buraya? Videocu seniii. Atladıysan, önce şuraya tıklar mısın? Lütfen. :]



13.08.2010

mayti buş

Mighty Boosh diye bir manyaklık vardı, deylimoşın'da rastgele rastladım (bu ne demek?) tekrar. Buyurunuz tasdikleyiniz, cidden manyaklar... :]






Bu klipteki şarkı "The Holloways - Generator"

12.08.2010

Kanık

Ne kadar sıradan ve heyecansız bir hayat yaşıyorum anlatamam günlük, kanıksadım her şeyi. Öyle ki, şimdi balkona bir uzay aracı inse içinden ufak ufak ufocuklar çıkıp gelip kendilerini bir bir yediğim dondurmanın içine atsalar, dondurmaya değdikçe büyüyüp gelişip çoğalıp evi istila etseler, sonra bu ufocukların üzerine ülker probis atıldığında tüm güçlerini yitirseler -proteinli ya o bakımdan- falan, şaşırmam gibi geliyor, o derece kanıksadım olanı biteni. neyse.

Bu arada dün tivittırda bir geyik vardı, kıyamet falan, meğersem tv programında adamın birisi söylemiş. Ne acayip. Bir de Maya takvimi dalgametresi vardı, 2012'de takvim bitiyordu falan? Ne acayip tekrar.

Şu anda SOAD'dan "Kill Rock'nRoll" dinliyorum ve herkese diyorum ki; "eksidınts heppın!" [Aşağıda bak dinliceksen...]

Not: Sevgili günlük bir de tekrar fark ettim ki, halhal'ı olan bir kadın bana istediği her şeyi yaptırabilir sanırım, halhal'a acayip zaafım var.

eat all

Güzel şeyler kısa sürer mottosundan hareketle:


"SOAD - Kill Rock'nRoll"


11.08.2010

Falls on

Tamamen rastsal bir şekilde playlistimden fırtlayan bu şarkı tüm dünyaya armağan olsun.


"Fuel - Falls on me"

10.08.2010

6. Geleneksel Fotoğraf Pazarı - Ritim [Edited]

Sevgili fotoğraf severler,

Biliyorsunuz ki aslında 6. Geleneksel Fotoğraf Pazar'ımızı 2 hafta önce gerçekleştirmiştik. Konusu da "Ritim"di.

Ancak bugün beklenmedik bir olay oldu. Sürprizlerle dolu güzel insan İndis Hanım, masal odasından "Ritim" haftası için aşağıdaki fotoğrafı gönderdi. :]

Kendisine teşekkürü bir borç biliyor ve bu nadide fotoğrafını hemen yayınlıyorum. "Otobüs canımdan köprü geçişi" olarak tanımladığı bu fotoğraf nice hayaller ve nice güzel İstanbul duygusu barındırıyor. (çok sanatsal konuştum be) :] Buyurun güzel güzel bakın.

[tıklayınca büyür diye umuyorum, ama google bazen yamuk yapıyor :] ]

Elevate


(belki de sana göre değildir, kim bilir?)

Oturdum sadece "eleveyt yor maynd" diyorum...
Kendime.

Çünkü "puşing hard iyç dey".
Çünkü "ay kent stey strong mor".


Edüt: kaçyüzkeredahadinlememlazım?

9.08.2010

dial login


- Sen artık beni hiç sevmiyorsun!
- Ben hiç kimseyi sevmiyorum.


Sondanbir

Saatin kaçı olmuş, uğraştığım dingil dangoz şeylere bak günlük ya.

Aslında sana bir şey itiraf edeyim mi? (Ahaha dur lan heyecanlandın hemen, sakin ol.) Edeyim mi? Ediyorum öyleyse; Şu bilgisayarın başına tek oturma sebebim müzik dinlemek aslında.

Ha' Diyeceksin ki, ulan iPod'un var, yükleyip müziklerini dinlesene. Yok tüm müziklerimi yüklemek istemiyorum. Çünkü o zaman random shuffle'ında istediğim şarkıların gelmesi çok rastsal oluyor ve istatistikler de beni hep yanıltıyor. O zaman sadece sevdiğin şarkıları yükle diyorsun tabi şimdi de, ama sevdiğim şarkılar sürekli değişiyor, çünkü değişmeyen tek şey değişimin ta aq afedersin.

Değişiyoruz efenim mütemadiyen. Şimdi bakınız misal bir anda nasıl da kibar ve nazik bir salon erkeği oluverenzi, hop! daha cümle bitmeden bir anda da kaan sezyumanza, hop! sonra da extravaganza.

Bir de aslında bilgisayar başına geçip müziği burada dinlememin gerçek sebebi, bu bilgisayar barşına geçip kulaklığı takıp müzik dinleme hali, çok güzel bir hal, tam embesil hali, tam idiyot hali, süpernatural bir hal o bakımdan.

Hatırlatmak istiyorum, yarın işe ben gidicem. evet.
O zaman bugünlük eyvanlamam bu kadar. Lakin ki, yarın yine gelebilirim, ölmez de sağ kalırsam.

Sorunlarım var! Lakin ki...


Gerçekten herkesin hayatına kimse karışamaz mı?
Özgürlüğü bi midir?
Eyvanlamak nedir?



[Ehe. bunu sıkıldıkça ara sıra izliyorum evet.]

Havaiyan tropik

Üstnot: İpeğin bundan 1500 yıl kadar önce Çin'den kaçak getirilen ipek böcekleri sayesinde Türkiye'de üretilmeye başladığını öğrendim az önce. (Belgesel izleyin millet.)

Olm acayip uykum yok ha. Böyle de ters bi' durumdayım, bütün gün doğal besin, taze meyve, serin ortam falan derken fulltayım uyukladım. Şimdi, hem sıcak zaten, hem de bir gıdım [gıdım nedir?] uykum yok. Ne yapacağımın da zerre kadar umurunda değilim. Ahahah cümleye bak. Herkesin hayatına kimse karışamaz gibi ulvi bir cümle.

Bu arada biz ailecek ipek böcekçiliği işine girmeye heveslendik, du' bakalım n'olacak?

Aha böcek möcek deyince aklıma geldi ki, zuukingdomdaki havyanatı beslemeyi unuttum!

Bu arada sanırım o işten vazgeçtik, serin ortam havadar bina falan lazımmış, ki bizde yok. Bizim eve güneş bile dilekçe doldurup giriyor son bir kaç yıldır. (Sürekli paragraflara bu arada diyerek başlıyorum. Hangi arada ulan hangi arada?)

Şu hayvanata bi' bakiym de gelirim belki gene.
Sen de beni bayağı bayağı deli yaptın he. Bayağı bayağı konuşuyom ben senle.

Edüt: Aha, ZooSpin'de Kanada Kunduz'u çıktı.

sekans

Maltwitter bana sürekli birilerini takip etmemi öğütlüyor, ama bilmiyor ki ben öğütlenen çoğu şeyi yapmıyorum.


8.08.2010

Sakınca

Merhaba sevgili günlük, yine ben.

Az önce sadece durum değerlendirmesi yapmak için yazmıştım o postu şimdi de öylesine tamamen geyik maksatlı giriyorum. Bi' mahsuru mu var? Mahsur mu mahzur mu? Hımm kelime doğrulamacası ikisinin de doğru olduğunu varsayıyor, bakalım öyle mi? Yoksa mazhar mı?

mahsur: Kuşatılmış, sarılmış, çevrilmiş.
mahzur: Yasak, engel, sakınca

Evet demek ki, insan oluyoruz, bundan sonra "bi' mahsuru mu var?" yazmıyoruz, yazanları oyuyoruz. (bak bu da asosyal sorunluluk bilinci)

Dünden beri yollardayım lan, ebem z*kildi afedersin. Zaten hastayım daha iyileşemedim. Ama doğru yoldayım, ilaç kullanmaya başladım, yihey, kafa bi milyon. Parasetamol klorfeniramin melahat teyze falan ne bulduysam içtim. Ağrılarım kesilsin falan, boğazlarım düzelsin filan.

Boğazlar da nedir kuzum? İnsanın kaç boğazı vardır. Tabikibir. Tabii kibir. İnsanlarda bu da var neyse, konu dışı. geç.

Herkes de her boku biliyor virgül herkesin hayatına da kimse karışamaz nokta.

Bilinçli tüketici olalım, tüketmeyelim.

Ud!

Yarın iş olmasa ne güzel olurdu değil mi?

Ama var.

mrb nbr asl?

Merhaba sevgili günlük. Nasılsın?

Beni soracak olursan oturmuş bir bardak demli çay içiyor, bir yandan da Le Trio Joubran dinliyorum, nasıl olmalıyım?

İyi diyelim iyi olalım yalanları söylüyorum soranlara.
Ne diyeyim ki ben şimdi sana.


kaç oldu saymadım...


6.08.2010

i'm not verified indeed...

i'm not verified indeed, yes. do you?

Bundan sonra verifay olmayan insanlarla konuşmama kararı aldım günlük. Çünkü onlar verifay değiller, sıradan insanlar onlar, bir nevi halk. Halbuki verifaylar öyle mi. Ne güzel insanlar o verifaylar. Verifaylar bi'kere.

Vay bana vaylar bana, kafayı yiyorum lan ben. Bu ne sıcak!

Bu ne sıcak? İnsan bu sıcakta verifay bile olamaz yani. O derece. Misal bugün İstanbul'da sıcaklık tam 53 derece hissedilmiş. Biraz daha dikilse 90 dereceyle dik açıya kavuşacakmışız o derece. Evet sayın seyirciler, 90 dereceyle dik açıya ulaşan sıcaklık şimdi bize hipotenüsünü gösteriyoor. Misal gölge de aynı. Orası bile sıcak. İnsanlar Emirgan'dan kendilerini suya bırakıp, Avşa adasına kadar sürüklenmişler falan, yok böle bir şey hemen inanma. Ama arada acayip bir şilep trafiği varmış çok takılmışlar orada. İnanma dedik. Sonra Büyükdere Caddesi var ya, he, kurumuş o artık, Küçüksu Parkı olmuş. İçinde de transatlantik karaya oturmuş. Evet Panama bandıralı. Transatlantik deyince de hep aklıma transilvanya, transilvanya deyince de aklıma hep pensilvanya, pensilvanya deyince de aklıma hep it's a pensılkeys gelir. Böyle de serbest çağrışırım. Sembolik.

Hava nasıl oralarda üşüyor musun? Ne mutlu lan sana.

Akli meleke diye bi'şeyler var günlük. O şeyler sıcakta toplanıp annelerinin evlerine gidiyorlar kapıyı çarpıp. Salak lan bunlar.

dipnotdediğin: sıcak aman soğutmadan ye.
dipnotdemediğin: uu, verifay mi beybi.

for sake


why do i have to beg?

(aç aç sesi aç...)
[Skillet - Forsaken]


4.08.2010

Trafikteyim beklerim...

Sevgili günlük, çok salak bi' şekilde angut bi' hastalığın pençesinde debeleniyorum. Hayat enerjimi emiyor resmen. (Kopya: Klimal Enfeksiyon) Geçemedi meret. Doktora gitsene değil mi? Hayır, gitmiycem. (emayenidiyıt?)

Can sıkıntısı daim evet, daima.

Ya benim tatile ihtiyacım var. Bunu gayriresmi olarak anlamış bulunuyorum, ama resmen hiçbi'şey yapamıyorum. Ne acı. 29 Ekim haftası için üsper planlarım var, umarım suya düşmezler, düşseler de yüzme biliyorlar gerçi ama olsun, ıslanmasınlar.

Böyle entropik mekanlara gideyim istiyorum. (Manyağım, entropinin ne olduğunu öğrenmek istiyorum, nereden öğrenebilirim? Buyur.) Ama aslında ben "en tropik" mekanlara gideyim istiyorum. Sen beni yanlış anlamak var. Mümkünse görüşmeyelim. Görüşürsek de meraba meraba.

Sistemde düzensizlik arttıkça entropi artar. Demek ki, entropi düzen karşıtı bir oluşum. Faydalı iş miktarı da azaldığı için hayta demek ki biraz, eli işte gözü oynaşta. Vay entropi.

Bir de antrepo var, onu da ayrı bir edebi yazımızda irdeleriz. Çünkü bunu çok irdeledik, yeter. Bir günde çok fazla konu irdelersen irdek olursun. Çek irdek.

Oldu o zaman. Ben yatıyim.

Vatandaşa belgesel...

Bugün oturdum, akşam "Galapagos" belgeselini izledim TRT'de, bence herkes izlemeli.


(Vatana millete vatandaşa büyük hizmet. Aha da videosu.)

"Amaan, yok ben belgesel falan izlemem" diyenler, lütfen buradan... :] (yüklesin elleşme)

"Yok, önceki linke baktım, ama hala tereddütüm var" diyorsanız, o zaman lütfen buradan... :]

Pardon?

Ahaha çok saçma. Düşünmeden yaşıyorum...
Stöp.

3.08.2010

Akeme nedir?

Genel manada gündemden kopuk ve asiyasi [var mı böyle bir kelime?] [aslında yok gibi] [ee? ne diyeceğiz şimdi?] [siyasi olmayan diyelim] bir insan olduğum için, [hayır bundan gurur duymuyorum] [lan niye sürekli kendime açıklamalarda bulunuyorum?] [bilmiyorum] "Vay anam AKM'yi de yıkıyorlar" gibisinden tepkilere genelde tepkisiz kalmışımdır. Ki asiyasi olduğum kadar asosyal de bir insan olduğum için Taksim dönüşlerinde dolmuş beklerkendir çoğunlukla AKM ile görüşmelerim.

Bugün friendfeed'de rastgele dolaşırken Arthur Cravan'ın şu yazısına rastladım.
[sağ tık yeni sekmede aç ki dost kalasın]

Hak vermemek elde değil gibi geldi.
Stop.

Uçmaktan uçak

Herkes kendini ne zannediyor? Ya da kim?

Bugün arkadaş bakıyordu, yaklaşık 65 yaşında emekli oluyormuş. Ben ölürüm ki, o yaşa kadar yaşayamam büyük ihtimalle. Bu basit mantıktan hareketle emeklilik planları yapmama gerek yok. (Çinko 1: Yapacak planlar 1 tane azaldı.)

Hurdaa, bakıır, demiir, çinko, magnezyum...

Bu arada geçen gün ofiste, 3 5 mühendis toplanmış tam anlamıyla geyik muhabbeti yapıyorduk, ki saat 17:00 olduğunda çanlar bizim için [genelde benim için] çalmaya başlıyor, fark ettik ki, o anda orada olan ve Türkiye'nin önce gelen üniversitelerinden mezun olmuş bu kadro, hoparlörün nasıl çalıştığını bilmiyorduk. Evet içler acısı, ama hala bilmiyoruz.

Konu aslında mıknatıstan açılmıştı. O arada bir anlık olarak mıknatısın mantığını da çıkaramadık ama onu atladık, cehaletimizle yüzleşmekten korktuk. "Ya işte hoparlörlerde falan kullanılıyor bunlar" diyerek çok daha da çıkmaz bir konunun ilk açılış cümlesini kurmuş bulundum.

Evet, o anda, excel'in A'dan Z'ye sıralama mantığı son zamanlarda gördüğü en teknolojik gelişme olan başka bir arkadaşım da yahu cidden o hoparlörlerden o ses nasıl çıkıyor diyerek kendini ifade etti. Şöyle bir bakarken, aslında benim de bilmediğimi fark ettim, ama fark ettirmedim. Çünkü, destekli sallarsan ve o konuyu bilen yoksa herkes sana inanır. Bu böyledir.

Şimdi bu çembersel mıknatısları alıyorlar [çembersel mıknatıs nedir?] sonra, bunların üzerine hoparlörlerin kaplama malzemesi var, körük vasıtasıyla onu oturtup, onu da bir kabloyla içerideki devreye bağlıyorlar, [işte o devre bana girsin, lan bilmiyorum devamını, kaldık öyle] Allah'tan o arada konu değişti, peki o kablolar o ses dalgaları falan insan sesi nasıl çıkıyor baslar tizler? (Aha soru geldi) Olm sen televizyonun içinde hala insanlar var mı zannediyorsun? diyerek hafif kinayeli bir espriyle konuyu geçiştirmeye çalışsam da, konu geçişmedi.

Ve sonunda anladık ki, biz hoparlör nasıl çalışır bilmiyoruz. Mutluyuz.

Yazıdan alınması gereken ana fikir: "Konuyu kimse bilmiyorsa ne uydurduğunun önemi yoktur. Yeter ki inandırıcı anlat." Bununla ilgili Alman Bild Gazetesi'nin yapmış olduğu bir çalışma da var aslında, fakat linkini bulamadım şu an. (Bak inandın mesela.)

Hep karpuzdan.

Barburian

Karpuzun bünyemde acayip alkolik [?] bir etkisi var günlük. Bir de müziğin. N'oluyor bak söyliyeyim, ya da söyleyeyim, söyliyeyim yanlışmış çünkü, o yüzden söylimiyeyim söyleyeyim, bak gördün mü, bayağı bayağı sarhoş gibiyim ben. Hiheyt, elleşmeyin öpebilirim.

Barburlar geldi bugün nihayet. barbur nedir?

Peki onu bunu bırakalım da, insanımızın yeni ayakkabı gördüğünde şöyle ayakkabı eksperiymiş gibi eline alıp, bir evirip çevirip, ayakkabıyı ikiye katlamak suretiyle ebesine tecavüz etmesinin mantığı nedir hala anlamış değilim günlük. Tamam gördük, esnek ayakkabı, tabanı falan yumuşak, da, hayır sen neden düğüm atmaya çalışıyorsun ki ayakkabıyla?

İnternetten Barbour alacak olanlara süpersonik not: 1 numara büyük alın. Ben öyle yaptım şimdi çok sevişiyoruz kendisiyle. Hatta 1 numara daha büyük bile alınabilirmiş, o zaman daha da bi' rahat olabilirmiş, etti mi 2?

Şimdi bana mahzun mahzun bakan 20 liralık çakma konverslerimi aldatmış gibi hissetsem de, ikisini bir arada idare edebilirim gibi geliyor. Hele şunları bir milli edeyim de. Yürüdükçe daha çok açılırlar diye umuyor ve bu yazıyı burada bitiriyorum.

- Nayır, ben bitti demeden hiç'bişey bitmez.
- Sen de kimsin lan?

2.08.2010

Borrowed

Bazen şey oluyor, bloga fotoğraf eklediğimde falan, "tıklarsak büyür" diyorum, büyümüyor. İşte bu beni çok üzüyor. Sonra iki saat uğraşıyorum, picasa malı da çalışmıyor web'de, bu arada ona da bir dalasım var ki sorma. Zaten genel manada uzun sayılabilecek bir hafta sonu geçirdim hattı zatında. Ve genel manada dalasım var, evet denize. Ve tekrar diyorum ki, [çok fazla "ve" diyorum] hafta sonuna Cuma akşamından başlarsan, dünya daha güzel. Hiçbir şarkı yetmiyor bu ara, ki neye yetmediğini de bilmiyorum. Şimdi işin yoksa fotoğrafı bul, sil tekrar yükle falan, uğraşır mıyım sence? Sanmam. Ki bu "uğraşır mıyım sence" sorusunun cevabı genelde hayır. Uğraşmıyorum uğraşamıyorum kimseyle hayatım ellerimin arasından istemsiz kayıp giderken gün be gün bir de başkalarıyla uğraşamam biliyorum. Devrik cümleler kurunca havalı mı olunuyor? Kimsenin anlamadığı şeyler söyleyince akıllı mı sanılıyor? Bir şarkı dinliyorum "kiralık hayatlar yaşıyoruz" diyor içinde. Pardon ama başka ne olacaktı? Kiralayınca sigortayla falan uğraşmıyorsun ya iyi o.

(yok bu o şarkı değil)
[Lost Boys - Me and My Crazy World]

7. Geleneksel Fotoğraf Pazarı - Ayrık

Bu haftanın fotoğrafında adasından ayrı kalmış bir bisikletin dramını işliyoruz sevgili fotoğraf severler. :]

Sanırım İdealtepe sahildi, tam yerini hatırlamıyorum. Şöyle bir özelliği vardı fotoğrafın, aslında o kadar düzgün bir fotoğraf olmadı ama neyse. İlk baktığımda bisiklete bağlı olan ipin nerede sonlandığı görünmüyordu. Öyle direkt uzaya bağlantı çekmişler gibiydi. 2 3 dakika "ulan bu ip nereye gidiyor" diye aradıktan sonra ucundaki uçurtmayı bulabildim. Öyle yüksekteydi ki anlatamam. O yüzden anlatmıyorum.

[tıklarsak gider]

1.08.2010

Günün anlam ve önemi

Sabah kahvaltı sofrasında ablamı aradım. Telefonu açtığında da;

- Alo?
- Sonra anneannem gelmiş bu saatlerde...
- Anneannem mi gelmiş?
- Evet, anneannem gelmiş, ay yine kız olduu demiş. :]
- Ahahahaha.
- İyi ki doğdun abla, dur annemi veriyom.

:]

Uydu, Astronot, Dış Uzay Falan

Olm günlük, aklıma doğru düzgün hiç bi'şey gelmiyor yazacak. Durup durup aynı şarkıları dinliyor, aynı yerlere gidiyor, aynı insanlarla görüşüyor, aynı şeyleri yapıyorum. Aynı oldum.

Oysa ki, ne güzel hayallerimiz vardı.

Astronot olacaktım lan ben!



Dış uzayda bir zaman sıçraması mı oldu?