28.01.2011

ofulanofça

Lan sevgili günlük, bi' tek benim blogda mı görünmüyor bu paylaş butonları? Sonra yazı fontunu da küçültemiyorum oldu mu iki? Ofulanofça!

Hatta veya hutta, geçtiğimiz günlerden bir gün temayı değiştirmeye kalktım, biraz ayakta durduktan sonra tekrar oturdum, temayı değiştirdim, bana mısın demedi, hala yok hala yok. Ne bu yazı kısmının altındaki eklentiler paylaşlar maylaşlar görünüyor ne de yazı font büyüklüğü değişiyor. Gel de sinirlerini bozartma. Karlofça pasarofça.

Ondan sonra da bi' de google analitik dalgası bozuldu temayı değiştirince hay bin köfte. Halbuki analitik geometrim de her zaman iyi olmuştur. Baktım ki analitikler hiç de öyle analitik olmuyor kaç gündür, ben de ne yaptım? Hemen analitikleri aldım -kodu var onların bi' tane- yapıştırdım düzeldi. Artık mahalle çok mutlu. Çünkü ben analitiklerimin çalışmadığını gördüğüm zaman mahalleyi esir almış ve şatomuzun B3 katındaki zindanımsıya kapatmıştım. Ne ekmek ne de su, sensizlik doğrusu, bişey bişey de bişey, yanımda ol yeteer, demiştim onlara. (hey gidi hey, bir teoman vardı, hala var.)

Şimdi baktım analitikler çalışıyor, e tabi o zaman tüm mahalle mutlu lerzan mutlu.

27.01.2011

ikinciye geçildim

Hangi takım hangisini yenmiş, kaç fark atmış, golleri kim atmış, kim nereye giderken ne olmuş, ya da kimler bi' yerlerde bi' şeyler yerken ne yemiş, içerlerken ne içmiş, yoksa gerçekten çok mu içerlemiş, yarışlarda kim birinci olmuş, hangi at öndeymiş de son düzlükte ikinciye geçilince ikinci olmuş... gibi aslında tamamen fasaryalardan bana ne?

Ben ne yapayım ki bunları? (i only want to truth indeed.)

Ama o ikinciye geçilmeyecektim be!
Geçmeyecektin be beni!

Neysne.
("neyse ne"nin kısaltılmış hali bu. harf tasarrufu. yazıcı çıktıları artık daha ekolojik.)

25.01.2011

Saçmalıyorum direkt...

Bana ne ulan sizin burçlarınızdan fallarınızdan veya benzer.

O değil de pokemonlara ne oldu?

Po po po pokerfeys.

Fe fe fe feysbuk.

Re re re, ra ra ra, re re rö.

Bu arada sevgili günlük, Seyrantepe'de maça gidilmez, düzeltiyorum; gidilir de dönülmez. Dönüş yolu sancı dolu.

Nöt:
Neyse yatayım ben.
Horizontal yani.

20.01.2011

dünya hangi yönden hangi yöne dönüyor?

herşeyden kopmuş gibi hissediyorum aslında kendimi. herşey de ayrı yazılır sanki. büyük harf de yok, aman ne güzel. neyse ki de'ler ki'ler ayrı. hani böyle aslında hayati hiç bir sorun olmaması ama yine de bi'şeylerin tam olmaması durumu. bildiğin bok. olmaması olamaması gibi. olmak ya da olamamak ya da olanak ya da olak olmadı inek.

en sinir olduğum laf; "durdurun dünyayı inecek var" lafıdır. pardon ama nereye ineceksin diye sormazlar mı adana? adana değil adama? sormazlar mı adama? hadi zor bela durdurduk diyelim, neymiş inecekmiş, hadi nasıl becerdiysen artık indin de diyelim, hiç düşünmez misin ki, bu kadar insan, zor bela durdurdular dünyayı, sonra nasıl döndürecekler diye? hı? ya döndüremezlerse diye? he? hiç bakıyorum cevap veremiyorsun bunlara? indin gittin tabi sen.

aslında bu konu için hazırladığım bir acil eylem planım var, ingilizceye çevirtip başta obama olmak üzere dünyanın önde gelen tüm liderlerine mail ile atmayı düşünüyorum. misal: oldu da bir tane kendinibilmez için dünyayı durdurduk da indi, s*ktir olup gitti ço' afedersin. Sonra dünyada kalan onca insanın hepsi, dünyanın dönme yönüne ters olarak (dünya hangi yönden hangisine dönüyor lan?) neyse işte o yönün ters yönünde yürümeye başlarsa, dünya yeniden dönmeye başlamaz mı? öğrendik kardeşim atalet momenti diye diye bi'şey var. gerçi konuyla çok alakalı değil ama olsun. bence bu önerimin patentini alıp dünyaya kendimi güldürmeliyim. ama olsun sonra bi'ara dünya durursa telif hakkından çok param olur. tabi müyap beni kapatmazsa. ama olsun, iki cümlede üstüste ama olsun kalıbı kullanarak zaten yeterince ezdim kendimi, ama olsun.

ama olur da çok hızlı yürüyenler olursa o zaman iş yaş söyleyeyim. dünya önceden hangi hızla dönüyorsa o hızla yürümemiz lazım. yoksa karışmam. olacaklardan da sorumlu olmam. artık takometre midir nedir ondan bi' zahmet.

sana şarkı eklemek isterdim ama yok, yarın bakarız. hadi kendine iyi bakarsan dağ, bakmazsan bağ.

Cevap: Böyle dönüyor. Yani yüzümüzü batıya dönüp yürüyoruz evet. (oha bu da ayrı bir yazı konusu gibi oldu.)
kendime not: buraya not alma.

oha diyorum dedim

Sevgili günlük oha diyorum.
7 gün olmuş sana yazmayalı.
oha diyorum dediysem derim. oha.

13.01.2011

Teknolojik bakıyorum bazen olaylara...

Sevgili günlük, bizim buralarda Optimum diye bir alışveriş merkezi var, gerçekten optimum mu bilmiyorum ama. Belki maksimum ya da minimum da olabilir, belki bazen maksimum bazen de minimum da olabilir, belki de bazen balki bartokomous. neyse.

Haftalık olağan MediaMargt gezmeleri için bu akşam oradaydım. Ve uzun zamandır merak ettiğim ama bir türlü kendisiylen karşılaşamadığım Samsung Galaxy Tab'ı karşımda gördüğümde gerçekten içimden bir şeylerin kayıp gittiğini hissettim. Yalan. Hiç bi'şey hissetmedim. Çünkü o kadar çok yerde o kadar çok yazısını okumuştum ki, gördüğümde sadece ufak bir hareketlenme oldu o kadar. Sonra gittim aldım baktım incelemeye başladım biraz.

Aradabirnotgirmeklazım: Sevgili günlük, bak şimdi, ola ki böyle MeydaMargt'larda Darti'lerde falan notebook'ların, tabletlerin üzerinde, "Bunun klavyesiyle yazmak kolaymış" "bunun klavyesiyle yazmak çok zor" "Bu ne biçim klavye" gibi klavye kullanımı ile endeksli yazılar görüyorsan bil ki onları ben yazdım. Evet bugün de aynısını yaptım, Dell Adamo XPS getirmişler bi' tane, ço' afedersin hayatımda gördüğüm en sıkındırık tasarıma sahip bir bilgisayar kendisi. İşte o bilgisayarda açtım notepad'i ve acımasızca eleştirdim. "Bu klavye ile yazmak gerçekten çok zor" yazdım. Umarım Dell yetkilileri bu uyarımı dikkate alırlar. Alırlarsa kendileri kazanırlar. Almazlarsa da Ekim'e kadar vakti var. Yine neyse. (Paragrafları "neyse" diyerek bitirme hastalığına yakalanmış gibi hissediyorum ya kendimi, neyse bakalım.)

Galaxy Tab'ı da alır almaz direkman (?) blogumu açtım. (Bir hit bir hittir mantalitesinden hareketle.) Ve bir de ne göreyim. Blogumdaki flash medya eklentileri yaldır yaldır görünüyordu. Hatta görünmekle de kalmıyor basınca gümbür gümbür çalıyordu.
Mesela şu:



"Vay arkadaş ya" diyerek tüm şaşkınlığımla yanımdaki stand görevlisine okkalı bir yumruk geçirmişim o gazla. Sonra stand görevlisinin bir anlık dalgınlığından faydalanıp Galaxy Tab'ı kaptığım gibi çıkışa doğru koşmaya başladım. Ama önüme çıkan dev güvenlik görevlisinin geniş omuzları üzerinden uçarken görebildiğim tek şey MedyaMargt'ın tavan döşemeleriydi. Sonra düştüm tabi. Tam bir beyefendi gibi bağlantı kablosuyla birlikte elimde kalan Galaxy Tab'ı stand görevlisine teslim ettim. ve ekledim, "Windows ölümcül bir hata buldu ve hemen kapatılacak."

İncelediğim kadarıyla Galaxy Tab'ın dokunmatik algısı iPad'lere yakın (o kadar iyi değil) diyebilirim. Bence yeterli. Ve özellikle yineliyorum ki, flash eklentileri oynatabiliyor olması harika bir özellik. Eksi bir özelliği ise ekranı dik tutarak internet sayfalarını görüntülemeyi bir türlü beceremedim. Hep yatay hep yatay.

Klavye kullanımı ise oldukça başarılı.

Neyse kısacası güzel alet vesselam.

12.01.2011

Atrophic post

Şimdi sevgili günlük, sana uzun uzun bi'şeyler yazacak değilim, çünkü inanır mısın içimden gelmiyor hiç bir şeyler yazmak sana uzun uzun öyle çünkü biraz yorgun ve aslında yorgun olmaktan öte bıkkınım. Şöyle 4 gün tatil alıp fütursuzca uyumak, kalkmak, bi'şeyler yemek, yatmak, uyumak, uyanmak, lan ben nintendo wii aldım biliyonmu günlük kendime, he işte onlan oynamak, tenis menis, kılıç mılıç, sonra yemek yemek, uyumak falan istiyorum. Neden 4 gün dersen, 1 gün izin almıştım daha önce, 10 gün de sonraya kalsın hafta bölünmesin diye düşünüp de 4 gün dedim yoksa özel bir sebebi yok. Şöyle Pazartesi günü işe giderim, sonra bir sonraki Pazartesiye kadar yatıngen. Ne güzel olmaz mı ha söyle? Konuşsana bi'şey sorduk! Aloo! Sen de mi brütük?

Sana şarkı ekleyeceğim birazdan hazır ol.



Al bu da şarkı:
Sırf yazı yazmış olmak için yazdığım bu yazıyı okuyanlar için geliyor...

(dinle dinle güzel, şaka şaka inanma)

[The Red Jumpsuit Apparatus - Atrophy]

Dipnotdediğindipteolur: Ahahahaha hala gülüyorum... [linke tıkla linke, yukarıdakinin aynısı]

9.01.2011

çok damar durumlarım da olmuyor değil...

Sevgili günlük, bu yazının gerçekten çok damar olması için olanca gücümle uğraşıyorum :]]

Mesela şöyle;

Bu 1:



Bu 2:




DipNot: Şarkılarda adı geçen kurum kişi ve kuruluşlarla hiçbir ilgim alakam yoktur. :]

Saat de 2 oldu...

Sevgili günlük, canım o kadar sıkılıyor ki, mimlenmemiş olmama rağmen gidip sevgili Sazan'a kendimi zorla mimlettirdim, ve şimdi de bu mimi cevaplayacağım.[ruh hastası değilim.]

Kaç yaşındasınız?
- İkimilyondokuzyüzbin ışıkyılı.

İsminizin son harfi ne?
- R

En sevdiğiniz renk?
- Sihay olma ihtimali yüksek. (Siyah yazamıyorum ilk seferinde)

Kilonuz kaç?
- 75 falan olabilir mi? Son zamanlarda biraz kilo aldım sanırım. Ucuzluk vardı, üstelik kredi kartına tam 750 taksit yapıyorlardı. Ayrıca bonus da kazandım. Bu kazandığım bonuslarla gidip biraz daha kilo almayı düşünüyorum. Yarışmacı arkadaşlara da geçmiş olsun demek istiyorum. Geçmiş olsun.

Boyunuz kaç?
- 3 metre 15 santim.

Ailenizin kaçıncı çocuğusunuz?
- Ailemin ilk beş çocuğu benim. İlk dördünde de benden yapmışlar ama bazı hatalar varmış, versiyon yükseltmesiyle beşincide kararlı sürümüme ulaşabilmişler. Karar veriyorum. Üç.

En sevdiğiniz şarkı?
- Tam emin olamıyorum. Şu an dinlediğimi yazayım: [Apocalyptica - Fade to Black]

Sizce sarışın mı esmer mi?
- Kim?

Sigara kullanıyor musunuz?
- Kullanmıyoruz.

Alkol kullanıyor musunuz?
- Kullanmıyoruz.

Çayı fincanla mı içersiniz, çay bardağıyla mı?
- Damacanayla içeriz.

Dipnotdediğindipteolur: Şarkı değişti [Ayreon - Comatose] oldu. Bu da güzel bak bunu da pek severim.

Bir de şu anda süperötesi bir dejavu yaşıyorum hadi hayırlısı.

8.01.2011

Sana bi'şey itiraf edeyim mi sevgili?


Sana bi'şey itiraf edeyim mi sevgili?
Sen benim sevgilim değilsin.

1.01.2011

10layn


Oha demekten kendimi alamıyorum.

Blog tarihimin en yüksek online ziyaretçi seviyelerinden birine ulaşmanın haklı gururunu yaşayan şahsen ben kendim bu anı hemen ölümsüzleştirmek istedim. Hemen de ölümsüzleştirdim. Çat diye aldım screenshotu, pat diye kaydettim, küt diye ekledim.

Diyecek kelime bulamıyor ve yine oha diyorum.


Dotnip: Görüldüğü üzere böyle de ufak şeyler mutlu olabilen çok kanaatkar bir insanım, kanaat notum 1o. Aferim otur. :]]

Sonra ne diyordum, hımm evet...

Evet, hoşgeldin ikibinonbir.

İkibinonbir'e giriş hikayemin seksi fotoğrafları için tıklayınız...

Şaka lan şaka ne fotoğrafı. İkibinonbir'e henüz giremedim sevgili günlük, çünkü ikibinonbir bana çok pis girdi.

Önce akşam iş yerinde mesaiye kalacağımızı öğrendiğimizde kendimi göbek salatalara etsiz çiğ köfte sararken bulmuştum. Sonra bunları löpür löpür götürdükten sonra, akşam 21:30'a kadar işte kaldım. Eve geldiğimde saat 22:00'ydi. Ailevi bir yemek olayının tam ortasında buluvermiştim kendimi. Vaynervald denen oluşumdan alınan tavık etlerinin tadına baktım, biraz da buzlu çay içtim 3 bardak kadar falan. Bu Vaynervald'ın bi' numarası yok söyliyim. Bildiğin işkembecide dönen tavıkların biraz soslusu. Neyse geçiniz.

Sonra yarın işe gidecek olduğumu ve Pazar günü de işe gidecek olduğumu [buraya dikkat] düşününce içime bir huzur çöreklendi. Öyle bir huzur çöreklendi ki kendimi Orhan Baba'nın damar melodilerine bağladım hala yere inemiyorum. [Şimdi burada fizy engellenmemiş olsaydı bir link ile sizi de uzak diyarlara galaksilere götürttürebilirdim ama götürttüremiyorum bu yüzden iyi dilek mesajlarınızı müyap'a gönderiyorsunuz...]

Sonra ne diyordum, hımm evet... 2011 bana girdi.
Hoşgeldin 2011.


DipNöt: Bu arada sözlerimi Erkin Baba'dan incilerle bitirirken, müyap'a tekrar selam gönderiyorum.

"Nasıl gaddar seneler geçiyor durduğu yerde..."